Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Kasım '16

 
Kategori
Blog
Okunma Sayısı
385
 

Çatışmacı Editörya Yönetimi

Çatışmacı Editörya Yönetimi
 

MB Editoryası


03 Kasım 2016 21:33’te yayına alınan “Kadınımıza şükran duymak” blog yazımdan hemen sonra, yani ertesi gün 04 Kasım 2016 sabah saat 08:59’ta kendisine Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız, hiçbir dinden olmayan dinli ve bilge diyen Necdet Gürçiftçi’nin aynı blog resmimi kullanarak bana gönderme yapan, beni tiye alan (İnternette bir yazı gördüm: Kadınımıza şükran, diyor; kadınlara şükran göstermekten falan söz ediyor. Yazıya da bir fotoğraf konulmuş: Tarlada çalışan, başı-her yeri örtülü, kendi halinde köylü kadınlar.)  “kadınımıza şükranmış” başlıklı blog yazısı yayına alındı. Bilge bey, ayrıca resimdeki kadına bir şey demediğini de belirtmiş.

Sayın Bilge Blogerın benim felsefe bilmezliğim ve cehaletimle ilgili cümlelerini geçiyorum. Beyefendinin mühendislikle ilgili yazdığı "Depreme karşı temelsiz bina kuramım" blog yazısına yönelik "Temelsiz bina olmaz" başlıklı yazı yazmam nedeni ile bana hased duymuş, duyuyor olabilir.

Blog yazısında, “Bu tür ülkelerde yapılan ana şey laf oyunlarından, laf salatalarından, tutarsızlıktan, mantıksızlıktan, yanlış genellemelerden başka şey olmaz.” cümlesini okuyucuların takdirine bırakıyorum, özellikle kendisinin felsefe yaptığı ya da felsefe üstü felsefe yaptığını sanan beyefendinin ilgimi çeken blog yazılarını zaman zaman okuyorum, bazılarını size de önerebilirim. Bloggerlardan şiir yazan bir hanımefendi ile başka bir hanımefendi benim yazıma karşıt yazıdan ne anlamışsa söz konusu yazıyı önermişler de! Hatta yazıyı öneren bir hanımefendi benim yazıyı da önerip hızını alamadan yazıma iki yorum da yapmış, neyse efendim.

Yazısında çok çeşitli kadınlar olduğunu söylüyor bunların hepsini kadınımız diye tanımlayamayacağımı bildiriyor, hepsine kadın dememem gerektiğinin altını çiziyor, Bilge Necdet beyefendi!

Blog alanındaki çoğu kişi bilir, gözlenen tek tek olgulardan yola çıkarak genel yargılara ulaşmaya Tümevarım denir. Gerek akıl gerekse gözlem ve deney yoluyla genelden özele ya da yasalardan olaylara geçiş şeklindeki akıl yürütmesine, bütünden parçaya gidilerek yargı oluşturulmasına, genelin ya da bir “cins”in özelliğinin özele ya da bireylere yansıtılması yöntemine Tümdengelim denir. Bunlardan haberdar olan benim hangi yöntemi kullandığımı rahatlıkla anlayabilir.

Felsefeci bilge bey bilmiyor galiba, diyalektik materyalizm, tümevarımla tümdengelimi, bilgi sürecinin, birbirlerini belirleyen ve kopmaz bir bağımlılık içinde bulunan yanları olarak görür; ayrı ayrı yeterli bulmaz ve bunlardan birinin bağımsızlaştırılmasına karşıdır. Tümevarımla tümdengelimin bağımlılığı, kuramla pratiğin bağımlılığı gibidir.

Ayrıca, burada yazı yazanların yazılarının editoryal denetimi dışında özerk bir yasa, şartname, yönetmelik veya yönerge mi var? Varda ben mi haberdar değilim? Veya bazı bloggerler bu konuda görevli mi seçilmiş? Meyveden bahseden biri ille de armut veya elma ya da muz ne bileyim ananastan mı bahsetmeli, bir cins meyveye mi vurgulamalı? Böyle bir doğal veya yazılı yasa mı var? Kategorize edebilen zihinler bilir ki matematikte aynı cinsler, türler toplanır ve çıkarılır. Ama bir metinde Türden bahsederken cinse vurgu yapmak zorunluluğu yoktur.

“İnsanlar hep okumayı ve felsefeyi sevmezler hem de her konuda konuşmaya bayılırlar; her konuda konuşmak istiyorsan gidip önce felsefe öğreneceksin ve 1 ile 2'yi birbirine karıştırmayacaksın. Üniversite diploması insana her konuda konuşmak hakkı vermez; ancak felsefe bilmek verir bu hakkı.” İfadeleri için günde ortalama 2 saat civarında okuyan biri olarak Necdet beyin benim yazımı tiye alan blog yazısını yayınlaması üzerine editoryayı sözlü olarak protesto etmiş ana kurgusu aynı olmak üzere dili ve üslubu çok sert bir yazı yazmıştım, editör hem benim yazımı  red etmiş hem de söz konusu benim blog yazıma karşı Necdet beyin yazdığı yazıyı yayından kaldırmıştı.

İlgi yazısında, “Şu kadına, bu kadına şükran de; 'Kadınımıza' deyip genelleme yapamazsın bu koşullarda.” diyor beyefendi. Yazımda net olarak “Ülkemizin varlık nedeni olan kadınlarımıza saygı, şükran (gönül borcu) ve minnet duyduğumu” ifade ettim. Necdet bey özgürdür hangi tür kadına şükran duymak istiyorsa onunla mülaki olabilir.

Yine 16 kasım günü, ünlü İngiliz fizikçi Stephen Hawking için yazdığım "Türkiye'de doğsaydı" başlıklı Editörün öneri kısmında yayınlanan blog yazıma karşılık Necdet bey Hawking'ın benzer bir resmini kullanarak  bloğuma atfen batı hayranlığından kaynaklı bir ön yargı ile aşağılık duyguları beslediğimize dem vurarak 17 kasımda "Hawking doğru mu?, yanılıyor mu korkutuyor mu?" isimli bir blog yayınladı.

Son zamanlardaki editorya ile ilgili okuduğum yazıların haksızlık içerdiğini ve abartı taşıdığını düşünüyordum ama şimdi anlıyorum deyim yerindeyse editörya için bende taşlar yerli yerine oturdu.

Yaptığı cehalet tanımı ile Alvin Toffler’ın gerçekten büyük bir adam olduğuna kesin karar verdim. Ne diyor Toffler; “Cahil, 21.yüzyılda okuma yazma bilmeyen değil, okumayan, okuduğunu anlamayan ve okuduğundan rasyonel bir sonuç çıkaramayandır.”

Çatışmayı ortaya çıkaran nedenler var, bunlar; kişilerin farklı bilgi, algı, duygu, bilinç dışı ihtiyaçları,  iletişim becerileri, kültürel, rol farklılıkları, sosyal ve fiziksel çevre, İletişim sürecinde verilen mesajların nitelikleridir. Burada ise kendiliğinden oluşan çatışma söz konusu değil editörün suni bir oluşumudur!

Çatışmadan kaçmak (kaybet-kazan) (kaybet-kaybet), saldırgan ve yıkıcı tepkiler (kazan-kaybet) şeklindedir. Sanmıyorum ama umarım bizim çatışmamız yapıcı, barışçıl ve onarıcı tepkilerden oluşur da hep beraber kazan-kazanırız.

Necdet beyefendi bir yana, Bloggerların hassas damarlarına basıp tahrik etmeyi hedefleyen çatışma üretmeye çalışan editörya, biz MB blog yazarlarını “o tarz sizsiniz”, “İşte Benim Stilim” yarışmalarındaki ikon kızlara benzetip,  kavga ettirip, çatıştırarak reyting almayı amaçlamaktadır, diye bir düşünceye  kapıldım.

Editörün bilinçli bir şekilde tartışma veya çatışma ürettiği düşüncesine, yoksa yanlış mı kapılmışım?

Nizamettin BİBER

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ne diyor Mevlana hazretleri; "lafa bakarım laf mı söyleyene bakarım adam mı" işte alınması gereken tavır bu sevgili kardeşim... Kafana takma böyle lüzumsuz şeyleri emi.... Seni çok seviyor ve beğeniyorum devam diyorum:) Durmak yok devam:) Sevgilerimle...

Halil Güven (Sökeli) 
 23.11.2016 18:48
Cevap :
Yok Halil abim sorun yok her şey yolunda zira insanların yoğun olduğu yerlerde düşünce ve fikirler zaman zaman çatışabilir, bilirsin deniz her aman süt liman olmaz, zaman zaman dalgalı da olabilir, teşekkür ederim, selam, saygı ve sevgiler  23.11.2016 22:36
 

bir özeleştiri!.. (yorumlara verdiğiniz yanıtlardan sonra). yeni anladım sizi.. saygılar..

yucel evren 
 23.11.2016 16:43
Cevap :
Kişinin kendi düşünce, davranış ve eylemlerini nesnel eleştiriden geçirmesi işi olan öz eleştiri erdemlilik içerir, benden de saygılar.  23.11.2016 22:31
 

Yukarı tükürsen bıyık, aşağı tükürsen sakal tabiri editör içinde geçerli, o ne yapsın bazı durumlarda 'şaşıyor' demek ki. Birbirinden ilham alma olabilir, hatta zıt fikirde de olabilir yazarlar , hatta biraz aşırısı bile belki kabul edilir de insan kendisine yakıştırması önemli daha çıtayı yükseltmişseee!

Ben Kimseyim 
 23.11.2016 11:06
Cevap :
Beratcığım sende haklısın, editörün perspektifinden bakınca insanın hak veresi geliyor. Tartışma olmalı tabii özellikle fikirler çarpıştırılmalı ki zenginlik oluşsun, (hakaret v küfür içermeden) bak Amerika'da 3000nin üzerinde think tank kuruluş var, teşekkür ederim, selamlar.  23.11.2016 11:39
 

İlâhi, daha yeni mi anladınız diyeceğim. Burası Truman Show gibi bir "oyun" mecrasıdır Nizamettin Bey. Üstelik sadece editörlerin değil, seçilmiş birkaç oyuncunun da kurgulayıp oynadığı.. ki siz o bazılarına halen dahi "dostum","değerli abim","değerli ablam" filan da demektesiniz:)) Oysa dün banadır, bugün de sizedir! Yoksa siz, ben de o tonlarca yazıyı boşuna mı yazıyordum sanıyordunuz? Daha gelir gelmez görüp anladığım bu manzarayı bilmeyen de bilsin, bir tezgâh kurulup kimilerinin oynadığını herkes anlasın diyeydi bütün çabam. Ama kim anlıyor, kim anlayabildi şimdiye kadar? İşte meydanda! Evet aynen ben de Toffler'in o cahil tanımına kesinlikle katılıyorum:)) Kimileri halâ daha "ciddi veya dürüst bir ortamda" ya da bir DOST meclisinde veya AİLE gibi sıcacık bir yerdeymişçesine yazı yazdığını düşüne dursun veyaaa savuna dursun.. Kukla ve maşa olmaya ya da kullanmaya hevesli veya olduğunu çakmayan hem cahil, hem de salak şuursuzlar mebzul miktarda olunca böyle olur işte ne yazık ki.

Filiz Alev 
 23.11.2016 0:24
Cevap :
Filiz hanımefendi, ben 2000 rakımında köyde doğmuşum, izanım kıttır dolayısı bir çok şeyi anlamakta hatta MB alanının bir Show alanı olduğunu anlamakta çok zorlanıyorum. Hanımefendi, ben 50 kusur yaşındayım kime abla kime abi diyeceğimi birine sormam, birinden icazet alarak birileri ile iletişim kuracak değilim, burada kimin ne yaptığı benim davranışımı, tutumumu belirlemiyor ben bağımsız özgür, özerk, özgün bireyim. sizin bu çok uzun informal nitelik taşıyan komplo teorileri kusura bakmayın ama beni ilgilendirmiyor. Toffler'ın cahil tanımına katıldığınıza sevinedurdum ama ben buradaki çatışmanın ne bir parçası ne de bir öznesiyim. Buradaki hiç kimsede af buyurun ama kimsenin kuklası veya maşası değildir. Sizin konsolide olmuş bu ifadeleriniz benim ilgi alanımda da değil. Necdet Çiftçi bey dahil, benden farklı düşünen herkes benim MB alanındaki arkadaşlarımdır. Bana göre de burası bir ailedir. Entelektüelizmin en temel başlangıcı da tartışmadır.  23.11.2016 10:30
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 881
Toplam yorum
: 3742
Toplam mesaj
: 85
Ort. okunma sayısı
: 2579
Kayıt tarihi
: 06.06.12
 
 

Yeni dünya düzensizliğinde insan olmaya çalışan ve okuyarak ne kadar cahil olduğunu gören, olayla..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster