Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Ocak '12

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
201
 

Çekin elinizi Anadolu’dan

Çekin elinizi Anadolu’dan
 

Anadolu’nun insanları dünyanın diğer bölgelerinden farklı özellikler taşır. Hangi ırktan hangi dinden olurlarsa olsunlar. Birbirine benzerler, ayni şeye üzülürler, ayni şeye sevinirler. Onlar duygu yüklüdür, çabuk parlayıp, çabuk sönerler. Yürekleri yufka gibidir. Şarkılarında ve türküleri hep bu ruh halini taşır, şarkıların ve türkülerin nağmelerinde ses bulur hüzünleri ve sevinçleri. Çünkü bu topraklarda yaşayanlar o kadar acı çekmiştir ki, o kadar savaş görmüştür ki. Çoğu çocuk yıllarca askerlik yapan ve savaşlarda ölen babalarını bile tanımadan büyümüşler. Nice aile faciaları yaşanmıştır. Çoğumuz iki üç nesil sonrasını bile hatırlamayız. Savaşlarda ölen büyüklerimizin mezarlarının yerini bile bilmeyiz.  

Anadolu’ya dünyanın hangi cephesinden bakarsanız bakın, Asya ve Avrupa gibi medeniyetlerin ağırlık noktası olan iki kıtayı birleştiren bir köprüdür. Bu nedenle yüzyıllardan beri bu köprü üzerindeki menfaat savaşları hiç bitmemiştir. Hatta Anadolu’nun çevresindeki bölgelerdeki insanlar bile zor günlerinde kendilerine Anadolu’ya sığınmıştır. Roma ordularının kılıcından kaçan ilk hıristiyanlar Anadolu’nun tam ortasındaki Kapadokya’nın tılsımlı ve koruyucu peri bacalarında ve yeraltı şehirlerinde kendilerini koruma altına alırken, birçoğu da Anadolu’da hayat bulmuştur.

Gün gelmiş Haçlı ordularının mezalimi karşısında birlikte olmuşlar, Osmanlı İmparatorluğunun kurulmasında ve büyümesinde birlikte mücadele etmişlerdir. Osmanlının bayrağı altında her dinden ve ırktan olursa olsun Anadolu’nun insanları dünya tarihine örnek olacak bir birliktelik sunmuşlardır. Huzur, güven ve kardeşlik ortamında devleti yönetmişler, yüzyıllarca huzur içinde yaşamışlardır. Bazı dönemlerde ortaya çıkan güvensizlik ortamına rağmen birlikte yaşamaya ve birbirlerine güvenmeye devam etmişlerdir.

Bu zor coğrafyada dünya tarihinde eşi benzeri olmayacak şekilde Osmanlı yönetimi gerek Osmanlı topraklarında gerekse dünya ölçeğinde güvenin ve adaletin temsilcisi olmuştur. Bölgenin tek hâkimi olarak kıtalara hükmetmişlerdir. İslam dünyasının da en büyük imparatorluğu olan bu devlet tüm dinlerin ve ırkları bir bayrak altında toplamışlardır. İslam’ın olduğu kadar Hıristiyanların da Musevilerin de en büyük koruyucusu olmuştur. Bu sayede Anadolu’nun insanları gelenekleri ile görenekleri ile bugünlere kadar gelmişlerdir.

Ancak bu süreç Osmanlı’nın dünyadaki o günkü ekonomik ve siyasi yapı içinde gücünü yitirmesine kadar devam etmiştir. Gerilemeye başlayan Osmanlı’nın durumu bu topraklara göz dikenlerin geçmişte olduğu gibi iştahını kabartmıştır. Bir zamanlar Osmanlı’nın gücü karşısında dost gibi davranan devletler, hain emellerini ön plana çıkarmışlardır. Osmanlı bayrağı altında olan ve devleti ve ekonomiyi birlikte yöneten insanları bir anda karşı karşıya getirilmiştir. Karanlık oyunlar, kışkırtmalar sahneye konmuştur. Gerçekte Anadolu’nun insanlarına güzel bir gelecek vaad etmekten çok kendi emelleri doğrultusunda bir dünyanın hesabını yapmışlardır.

Birinci dünya savaşında Osmanlı’nın hatalı politikaları sonucu ülke Alman askerlerinin ve politikacılarının etkisi altına girmiş, hatalı politikaların faturası hep Osmanlı’ya çıkmaya başlamıştır. Sonunda sınırları üç kıtaya yayılan imparatorluk bir anda parçalanma sürecine girmiş, iç güvenlik sorunları artmaya başlamış, bazı bölgelerde devlet hâkimiyetini bile yitirmiştir. Bunu fırsat bilenler Anadolu’nun çocukları birbirine düşman haline getirmiştir.  

Zayıf devlet yapısı karşısında ayaklanma hareketi içine giren ermeni ve rum çeteler Anadolu’nun köyleri basmaya, insanları öldürmeye başlamışlardır. Erkekleri askerde olan Anadolu’nun köylerinde yaptıkları mezalim ile Anadolu’daki kardeşlerinin sırtına hain hançerlerini saplamışlardır. Hatta kimi zaman düşman askeri üniformaları ile kendi komşularını ve dostlarını katletmişlerdir. Tabii o günlerde topraklarımızda dostluk ve kültürel işbirliği adına yabancı devletlerin desteği ile kurulan okullar, cemiyetler bunda aracılık etmişlerdir. Anadolu’nun insanları arasına düşmanlık, kin, nefret tohumları ekmeyi başarmışlardır.

Bu kadar kin tohumları ekildikten sonra başlayan tepkiler karşısında korkan bir kısım Ermeni ve rum halkın kaygılarını dikkate alan Osmanlı onların korunması için Alman uzmanlarının etkisi ile tehcir yolu seçilmiştir. Osmanlı’nın zayıf dönemi olmasına rağmen güvenlik amacıyla elden geldiğince insanlar koruma altına alınmış, yollardaki çetelerden insanları korumak için o zor günlerde, Anadolu’ya gönderilen balkan göçmenleri de benzer sıkıntıları yaşamış, binlerce insanımız yollarda ve saldırılarda ölmüştür. Sonuçta Osmanlı elinde kalan zayıflatılan askeri güç ile elinden geleni yapmıştır. Bazı olaylar karşısında faturayı suçsuz Boğazlıyan Kaymakamımız Kemal Beyi bile feda etmiştir.

http://www.atam.gov.tr/index.php?Page=DergiIcerik&IcerikNo=1061

Ama en acı tablo mahsum insanlar çaresizce kimi balkanlardan Anadolu’ya, kimi Anadolu’dan balkanlara ve diğer bölgelere göç etmeye kimilerine göre mecbur kalınmış, kimilerine göre zorlanmış. Bugün topraklarımızı işgal eden ve ülkemizi bir ölçüde yöneten ve yönlendiren o ülkeler aynaya bakmadan topraklardaki insanlara bunun faturasını çıkarmaya çalışmaktadırlar.

Aslında hepimiz olayların farkındayız. Bu topraklarda yıllardan beri oynanan oyunlar nedeniyle Anadolu insanlarının aralarına fitne, fesat, kin sokulmuş ve kimileri bu oyunlara alet olmuş, kendi topraklarının insanları ihanet etmiş, düşmanın elbisesiyle, düşmanın çizmesiyle, düşmanın silahıyla kardeşlerinin canına kıymışlar ve bunu din adına, bunu ırk adına ve bunu hizmet ettikleri efendileri adına yapmışlardır. Bu nedenle kardeşlerini, dostlarını, komşularını ve ayni vatanın çocuklarını birbirinden koparmışlardır. http://www.eraren.org/index.php?Page=DergiIcerik&IcerikNo=30

Ermeni tehciri kararının alınmasında Osmanlıyı yöneten ve yanıltan yabancı güçler, dün insanlarımızın acı dolu hikâyeler yaşamasına sebep olanlar bugün topraklarından ayrılmak zorunda bırakılan insanlarımıza karşı kurtarıcı rolünde karşı tarafta bize hesap sormaya çalışmaktadırlar.

Madem bu tür olaylar oldu da bugün topraklarımızda yaşayan Ermeni ve Rum kardeşlerimiz nasıl bu güne geldiler. Neden Musevi kardeşlerimiz ile bir sorunumuz olmadı. Lefter’i örnek aldı top oynadı gençlerimiz. Tatyos Ağa’yı dinledi büyüklerimiz. Günümüzde de nice Ermeni, Rum ve Musevi bu vatanın çocukları olarak dostumuz ve kardeşimizdir. Madem arada büyük düşmanlık varda o kadar insan katledilen Hırant Dink’in cenazesinde katillere karşı, bu ülkeyi o eski günlere sürüklemek isteyenlere karşı omuz omuza hepimiz Ermeniyiz diye slogan atıyor. Tüm ülke ve Fenerbahçeliler efsane futbolcumuz, bizleri bileştiren, örnek insan Lefter için gözyaşı döküyor.

Bunlar yetmiyormuş gibi ayni dinden akraba olan insanlarımızı bile birileri kışkırtıyor. Kışkırtanlar her dönemde ve her olayda olduğu gibi ayni merkezden güç alıyor. O merkezlerde bizleri suçlu göstermenin ikiyüzlülüğünü gösteriyor. Geçmişteki suçları yetmezmiş gibi yeni oyunlarında kiminin adına mezhep çatışması koyuyorlar, kiminin adına ırk meselesi diyorlar. İster politikacı ister sivil toplum örgütleri, kimse bu ülke ve bu toplum için sorumluluklarını neden yerine getirmediklerinin hesabını vermeden, görevlerini yerine getirmeden, bu kışkırtmadan ve bölünmeden siyasi menfaat sağlamayı yeğliyorlar. Buna rağmen bir Van depreminde tüm ülke birlik oluyor, sıkıntıda kalanlara tüm ülke kucak açıyor.

Bu topraklarda dün olduğu gibi ne yazık ki bugünde ayni oyunlar oynanmaya devam etmektedir. Yaşadıklarımız Osmanlıya karşı yarım kalan bir oyunun devamı, Türkiye Cumhuriyetine karşı bir rövanşın alınması gibidir. Bu ülkede onca farklı ırktan insan kendini üst kimlik olarak Türk olarak tanımlamaktan gocunmazken birileri sanki bu ülkede ayrım oluyormuş gibi politika yürütmekte ve nemalanmaktadır. Aslında bindikleri dalı kesmektedirler. Bugün hepimiz bölge farkı gözetmeden akraba olduk. Ülkenin her yerinde yaşam sürerek kardeşliğin ve barışın karşılığını gördük. Zor ve acılı günlerde bir araya gelmesini bildik. Ayni milletin çocukları olduk.

Gün gerçekte açılım değil birlik dönemidir. İlahlar kurban ararken güç birliğine gitme dönemidir. Gerektiğinde bu topraklardan gözyaşları ile ayrılan insanlarımızı başkalarının kucağına düşmeden, gerçekleri görerek ve bilerek kucaklama dönemidir. Bizler Anadolu’nun çocuklarıyız. Geçmişin acılarını sarabilecek güçte ve yürekteyiz. Yaşanan acıları kinle yoğurmak yerine geleceğe birlikte yürümeliyiz. Geçmişte ve bugün kardeşlerini öldüren bölücülere destek veren gerçek düşmanı görmeliyiz. Ayni hatalarının yaşanmaması için “çekin elinizi Anadolu’nun çocuklarından” diye birlikte omuz omuza haykırmalıyız

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Çok güzel bir yazıydı,mesaj bölmesi izin vermediği için size teşekkür edemedim ve sadece şiirimi göndermek geçti içimden öncelikle. Paylaşım için teşekkürler ediyorum. Sevgiyle kalın

SAHAFÇA 
 16.01.2012 15:36
 

Haklısınız ama bunu en başta durmadan açılım yapanlar istemez. Birlik olunursa neyi politik malzeme yapacaklar. Umarım onlara rağmen insanlar akl-ı selimde birleşir. Yoksa kaybeden sadece halklar olur. Saygılar

Ayrıntıda gezinmek 
 16.01.2012 2:01
 

ÇEKİN ELLERİNİZİ hasret avazıma karışır yabanıl sesler Pirene’nin uzun duvarlarına çarpar geçmişi giyinmiş hayâllerin, gelir döner yankısı iç duvarlarımı alazlar, harlı yangını gürül gürül sular, Madrid’de var edemez Marmara’yı ! uzanır yeşillikler, yol boyu uzar, engine doğru… hasret ırmağında yüzen gemiler, hayâl martılar kanat çırpar, sarar göz ufkumu... denizin mavisinden içen, asma güller ; uzanır, komşu balkondan selâm verir İstanbul gelir, durur boğazıma, koca bir taş olur güneş , çekilir ağlarımdan sonra ; ölür dalgalarımda balıklar denizden alıkonmuş, bir sandal bakar kıyıdan öylesine mahrum yosunun kokusundan !... gitgide derinleşir boş kuyu çığlığı uzar / uzar Pirene’ye doğru… ahh ayrılık…! deryâ içinde, deryâyı bilmezmiş balık bir yanımın bir yanıma ihâneti gibi taş gibi ağır gerçek ! bir yanın durur, ezilmiş çiçekler gibi Memleketim / dört mevsimim, kucak kucak taşına, toprağına kurban olmalı senin suçluyuz / suçlu biziz en çok ! yaşamalı, yaşatmalı / herkese duyurmalı sesimizi mezarlıkta kim duyar bizi ? Sen/ Güzel Yurdum bağışla bizleri bilemedik yeterince değerini ; talan ettik yeşilini / kirlettik denizini sevgisizliği koyduk içine, kaya ettik seni ! bahçelerine, uzaktan baktık el gibi yaktık / içindeki açılmamış şiir çiçeklerini söz olamadık / ses olamadık / ellere kaldı hepsi ! yorgan gibi saramadık kendimize , taşlar döndü ters menzile kırdık, kendi kendimize yen’i siz ! sizler, hepiniz duyun… haberiniz olsun ; “ taş duvar,demir kapı, kör pencere” çekin ellerinizi üstümüzden çekin ! karanlıklara, diz çökmeyiz biz Andımız / Bu Vatan biz /im Bu toprak, kanıyla sulandı yedi ceddimizin ! haberiniz olsun / andımızdır bizim dağlarına bahar gelecek, yeniden Memleketimin ! çekin ellerinizi üstümüzden çekin gölge etmeyin artık y e t e r ! Hâdiye Kaptan (c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir. Madrid/28.6.2009

SAHAFÇA 
 15.01.2012 22:50
Cevap :
Muhteşem şiiriniz için teşekkürler.   16.01.2012 15:11
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 416
Toplam yorum
: 86
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 774
Kayıt tarihi
: 19.02.10
 
 

Tarım, Gıda, Ormancılık, Çevre, Örgütlenme ve Proje konularında çalışmalarda bulunmaktayım. Öncel..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster