Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Nisan '10

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
2230
 

Çekip gitmek...

Çekip gitmek...
 

BEN

Çekip gitmek istiyorum bazen... Ne başka bir şehre-ülkeye ne de başka bir yurda ya da yuvaya... Çocukluğuma çekip gitmek istiyorum. Ekmek elden su gölden yaşadığımız, rollerden, sorumluluklardan, yetişkinlikten uzak zamanlara... Uykulara zorlanmadan dalıverdiğimiz yataklara, başımızın-gövdemizin ana-baba sıcağına doyduğu şefkatli kucaklara çekip gitmek istiyorum. Arka bahçeye, saklambaça ve sekseğe... Hayatımızdaki bütün hesapların “aldım verdim ben seni yendim” le yapıldığı, teri masumiyet kokan, gözü sımsıcak bakan günlere.... çekip gitmek istiyorum. Sen de bazen birazcık olsun istemiyor musun? Haydi o zaman... Sağım solum sobe! Çekip gitmeyen ebe!

SEN

Sen, çekip gittin... Bütün kuraklığı ile bu şehri ardında bırakıp... tozlu-kıraç ne kadar bağın varsa düğüm yerlerinden çöze kopara... gittin. “Dibine kadar batmışım zaten” diyerek gözün-sesin donuk... “daha da ne yaşarım bakalım” diyerek yine de meraklı... hep yaptığın gibi, hesapsız-kitapsız-muzırca gülerek gittin. Bozkırın sunduğu acılı ara sıcaklardan atıştırıp denize gittin. Cossss! dedi, çalkantılı yaşamlarla besili bedenin mavi sularda. Ruhun ise hiç ara vermeden başlayıverdi yine dansa ... Yıllardır onca gelmeleri-gitmeleri, çıkmaları-inmeleri deneyip duran fingirdek ruhun, fıkır fıkır kaynayarak yine-hala-bugün pistlerde... Şimdi sana soruyorum: Ne biçim bir bugi bugi insansın sen?!..

O

O da çekip gitmek istemişti bir keresinde... çünkü bıkmıştı bu medeniyetsiz toplumdan.

Trafikteki keşmekeşten, kırmızı ışıkta beklerken kornolar korosunun icra ettiği musikiden, klasik yöneticilik taslayan patronunun klasik kesim takım elbisesinden, sokaktaki çöplerden-kedilerden-köpeklerden, mal varlığını sorup soruşturan meraklı arkadaşlardan, “İtalyan restoranı” tabelalı mekanlarda yediği ne olduğu belirsiz salatalardan ve kazıklardan, hafif bir yağmurda bile pantolon paçalarının çamurlanmasından, şehre yağmur yağmadı diye suları kesen belediye başkanından, olur olmadık zamanlarda elektriğin de kesilmesinden, hayatına doğru dürüst bir kadının girmemesinden, tanıdığı doğru ve dürüst kadınların çirkinliğinden...bıkmıştı, sıkılmıştı.

Güzel güzel okullarda, başarılı başarılı okumuş mühendis olmuştu. Tam tipik bir “pırlanta”, Münevver hanımın akıllı oğluydu. Baktı olacak gibi değil...Avrupa'nın en bi güzel ülkesindeki uluslararası deeev bi şirketle şahane bi anlaşma yaptı. Topladı bavulunu, çekti gitti...Harika bir ev kiraladı dünyanın sayılı metropollerinden birinin tam göbeğinde. Başladı güzeeel güzeeel işine. Ama... İşte... Fakat...

1. Gün: Görünürde hiiiiç biiir sebep yokken ruhu fokur fokur fokurdadı, kabına sığamadı; daraldı, sıkıldı...

2. Gün: bağırsağı midesi bozuldu, sağa sola yalpaladı...

4. Gün: Gerildi...Gerildi..Gerildi ve.... Çıktı patronun karşısına, geçirdi cinnetini! Önce ofisi birbirine kattı, kağıtları, koltukları çok deli hareketlerle, tamamiyle amaçsızbir şekilde ordan oraya savurdu.... savurdukça savurdu... savurdukça rahatladı, savurdukça esnedi gerildi güçlendi... en son da zaten.. olay yerinde toplanıveren kalabalıktan... ecnebi bi arkadaşının boğazını sen tut!... sıktıkça sıktı... sıktıkça sıktı...sıktıkça rahatladı-ferahladı-hafifledi...Böylece panik atak olduğunu başka dilde konuşan bir doktordan öğrendi, Ertesi gün döndü melmekete(!) geri geldi. Geldi ki ne görsün?! Her yerde kar var, kalbim senin bu gece...

BİZ

Çekip gitmek istiyoruz. Üniversitenin teeee başındayız. Tazze tazze arkadaşız. 2'inci dönem yeni başlamış. Mis gibi ilkbahar kokuları arasında “bunalım kardeşliğimizin” kıvamını tutturmaya çalışmaktayız. Her birimiz bir yerlere çekip gitmek aşkına düşmüş, dumanlar tüte tüte yanmaktayız. Rahat-huzurlu aile hayatlarımız bizi son derece rahatsız ve huzursuz etmekte. Pek bi nefret-öfke-kavga ve bununla birlikte sevgi-özlem-şefkat de doluyuz; çelişki doluyuz. Enerji doluyuz, ah en çok enerji doluyuz. Yaşımıza yakışmayan kasvetli sözlerimiz, deneme-yanılma yöntemi ve efendim pek tabiidir ki hormonların da tesiriyle yeni yeni tecrübe ettiklerimiz var. Ruh muvazenemiz? Filhakika çok karışık...

İçimizden biri, bir final sınavında, cevap kağıdı olarak Kaçkar Dağları'nın tırmanış haritasını verecek ölçüde dağları kestirmiş gözüne. En kısa zamanda bir dağın başına çekip gidecek. Yaş henüz 20 bile değil ama işte bıkmış şehir hayatından...

Bir diğerimiz aşık olmuş, dün bir bugün iki, çoluk çocuğa karışıp tam zamanlı yetişkinliğe çekip gitme derdinde...

Bir başkası kafayı çeke çeke zaten hep yolculuk halinde. “Gün olur alır başımı gideeeriiim...denizden yeni çıkmış ağların kokusuuundaaaa” diyor son 5 saattir. Ayıp olmasın diye eşlik ediyoruz. Saat sabahın 3'ü olmuş... Öğrenci evlerinden birinde daha, yeni bir coşku selindeyiz!... Şarkıyı belki 500'üncü kez söylemişiz. Kimsenin bir yere gittiği de yok derken işte... yan odadan sevinç çığlıkları atarak geliyor en sinsice çalışkanımız: “Kanada staj başvurumu kabul etti! Yaza çeker giderim abi” .

Bu arkadaş çekti gitti, gidiş o gidiş!.. Bir daha da kendisinden haber alamadık, stajla başlayıp üniversiteden burs murs derken hayallerine kavuştu. Zaten “çeker giderim” cümlesini kuruşundaki o hırstan, o isyandan anlamalıydık biz bu gidişin ne biçim bir şey olacağını, bir daha aranmayacağımızı, sorulmayacağımızı anlamalıydık. Amaaan da çok umrumuzdaydı. Tamam o ara bizim için önemli değildi ama yine de bundan sonra bu tür birşeyler yaşayacak olanlara bir faydamız dokansın barik gorik...bilmekte fayda var ki: Çekip gitmek biraz böyle bir şey...Çekip giden de biraz böyle biri... geride kalanı pek düşünmüyor... şunu bunu yaşamışız ya da yaşayabiliriz çekip giden için pek bir hükmü olmuyor. Çekip de giden arkasına bakmıyor a dostlar! Ha çekip vurmuşsun, ha çekip gitmişsin!... Fark yok! (bir miktar abartmış olabilirim).

SİZ

Maymunsunuz bence aslında... ve daldan dala hamlelerinizi çekip gitmekle karıştırıyorsunuz. Oysa biz bu tür hareketlere halk arasında “maymunluk” diyoruz. Mesela, sevgilinizi, ananızı babanızı tehdit ediyorsunuz:”çekip giderim bak haaa!” diyorsunuz. Çok ayıp! Böyle yapmayın... Daldan dala daldan dala tamam da zaten topu topu 3 ağaç var ortada. Hoplayıp zıplamak da güzel güzel de... çekirge bir sıçrar iki sıçrar di mi ya!...

ONLAR

Sisli puslu bir İstanbul sabahı... onlar gidiyor. Mevsim de üstüne üstlük sonbahar. Moda'daki her daim loş ve serin o evdeyiz.

Bir kamyona yüklenen somyalar, vitrin, gar ve halılar... taşınıyorlar. Sokağı gören giriş katındaki evimizin salon penceresinden bu gidişi gözlüyorum.

Babası elinden tutup hoplatarak onu da kamyonun önündeki, şoförün yanındaki koltuğa oturtuveriyor. İlkokul ikinci sınıftayız ikimiz de... Şubat tatili.

Eşyalar yüklendi, herşey tamam... Annesi, son kez birkaç komşu kadını daha sarılarak öpüyor, sonra kocasının elinden tutup kamyonun ön tarafındaki o dar yere sığışıveriyor.

Bir an gözgöze geldik. Annesiyle babasının arasında sıkışıp kalan bedenine yer açmaya çalışırken penceren başını uzatıverdi bir an... bir an... gülümseyerek bana “güle güle!...” diyor. Gülerek ve el sallayarak giderken o... ben pencerenin önünde... öylece... sadece bakıyorum...

Kamyon gitti.

Kendi kendime fısıldıyorum: “giden güle güle demez ki!..”

Pıt! diye damlayıveriyor...pencerenin önündeki mermere... ıpılık gözyaşım.

SONUÇ:

ÇEKİP GİTMEK NEDİR?

Şair arkadaşımız Kavafis'in de dediği gibi...

Bir başka ülkeye, bir başka denize giderim, dedin

bundan daha iyi bir başka şehir bulunur elbet.

Her çabam kaderin olumsuz bir yargısıyla karşı karşıya; -bir ceset gibi- gömülü kalbim.

Aklım daha ne kadar kalacak bu çorak ülkede?

Yüzümü nereye çevirsem, nereye baksam,

kara yıkıntılarını görüyorum ömrümün,

boşuna bunca yıl tükettiğim bu ülkede.

Yeni bir ülke bulamazsın, başka bir deniz bulamazsın.

Bu şehir arkandan gelecektir.

Sen gene aynı sokaklarda dolaşacaksın,

aynı mahallede kocayacaksın;

aynı evlerde kır düşecek saçlarına.

Dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda.

Başka bir şey umma-

Ömrünü nasıl tükettiysen burada, bu köşecikte,

öyle tükettin demektir bütün yeryüzünde de.

***
Şiirin şarkı halini de Hümeyra zamanında pek güzel yorumlamıştı. Ben, Ataol Behramoğlu'nun çok sevdiğim dizeleriyle serin serin çekip gideyim izninizle...

“bu aşk burada biter ve ben çekip giderim

yüreğimde bir çocuk cebimde bir revolver

bu aşk burada biter iyi günler sevgilim

ve ben çekip giderim bir nehir akıp gider...”

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Valla güzel yazmışın kardeş bende çekip gitmek istiyorum zaten.Gelemem densizliklere,gelemem ihanetlere,gelemem ben varken sevgilimin canımlı cicimli bana söylemediği sevgi sözcüklerini,Dilek,Elif,Lidya,Stella gibi kadınlara söylemesine,bana göstermediği saygıyı vermediği değeri ona buna vermesine,giderim arkadaş hemde hiç dönmemecesine.Bana ne ben çok mutluyum kendimce diğerlerine de güle güle anca giderler

DERİN, SADE VE KARIŞIK... 
 26.04.2010 14:39
Cevap :
Bence de güzel yazı :) İnsan isteyince çekip gidebilmeli. Bu, o olumsuz ortamdan yarım saatlik bir yürüyüşle uzaklaşmak olsa da olur! Ama hızlı tempoda yürünecek, sinir stres kalmayacak!... Selamlar...  26.04.2010 22:04
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 24
Toplam yorum
: 27
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 971
Kayıt tarihi
: 11.04.10
 
 

Üniversitede işletme okudum. Kendi işletmemi işletmek dışında çok çeşitli alanlarda çalıştım. Sahne ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster