Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Ekim '12

 
Kategori
Aile
Okunma Sayısı
56
 

Çekmece anıları 2

Anarşizm;

Kelime anlamı “yöneticisi olmayan” demekmiş. O zamanlar üniversitede olan Onur abinin dilinden; Anarşizm toplumsal otoriteyi takmıyor (vay beee!), hiyerarşiyi reddediyor, tüm zenginleri ipe diziyordu. Bu da benim hoşuma gidiyordu. Çünkü zenginler ipe dizilince tüm paraları fakirlere dağıtılacaktı ve ben Bursa Yıldırım’da bir kırtasiyenin camından her gün izlediğim o Barbie evini alacak ve çocuk aklımla artık sahip olmam gereken hiç bir şey kalmayacaktı ! Herkes birlik olacaktı. Hepimizin yaşamı çok güzel olacaktı. Olmadı … olamadı…

 

Bu kelime aklımı uzun süre meşgul etmişti. O zamanlar daha manasını bildiğim kadarıyla, bence sorun yoktu. Bir Barbie bebeği hem de evi ile garantiye alan “anarşistlere” hemen kanım ısınmıştı. Ama sanırım bazen de kötüydü, hem de çok kötüydü çünkü annemler baygınlık geçirecek kadar “korkmuşlardı” bu kelimeyi telaffuz etmemden.

 

Tedirgin olup “öyle işte” dedim. Dedim demesine ama sanırım “gafım”da büyüktü !. Annem “kız seni öldürürüm vallahi. Ayy anne görüyor musun? Sen ne… anarşizm ne biliyor musun ?” diye arkamdan bağırıyordu ki ben çoktan ipimi alıp sokağa çıkmıştım bile.

 

Tabii Onur Abinin bu demeçlerini de Nuran’ın “gel tankerlerin oraya gidelim dolu hem de” demesi ile unutmuş, kapitalist dünyanın şaşasına kanıvermiştim.

 

Sokaklar, benim evimdi aslında!! Sabahın köründe daha annesi kimseyi dışarı salmamışken ben sokaklarda olurdum. Bisikletimle bilmediğim yerlere gider, bilmediğim insanların sokaklarında gölgelerde oturur sessizliği dinlerdim. Öğlen yavaş yavaş çıkardı arkadaşlarım sokağa. İp atlar, top oynar, mahallenin depresif kadınları ve yaşlıları ile alıp-veremezdik. Fakat Nuran’la bizim oyun anlayışımız biraz daha maceracıydı. Tanımadığımız insanları bahçelerinden çağla, çiçek hatta mısır (ç)almak vazgeçilmez aktivitelerdi bizim için. Bir de mevcut su depolarına su almaya gelen tankerlerin arkasında bulunan çeşmeleri açıp altında adeta” yıkanmak”. Tabii bunu genel olarak öğlen sıcağında yapardık ki kuruyalım eve gidene kadar diye. Bunu başaramayıp, akşama kaldığımız ve kuruyamadığımız, kuruyamadığımız için de eve gidemediğimiz o temmuz günü şifayı kaptık. İkimizde günlerce yataktan çıkamadık. Ama bu bizi yıldırdı mı ? Tabii ki hayır.

 

Yine böyle bisikletimizle sokakları keşfettiğimiz, çiçek olan bölgelerde konuşlandığımız günlerde,

Üçevler’ de yerinde şimdi otopark olan bir lunapark keşfettik. Küçük çok temiz değildi ama bana göre orası Disney Land’ di. O park benim çocukluk yalnızlığımdı. Etrafında birkaç tur atar, eve gelir annemden para alır, güneş yakıcı sıcaklığını yitirince parka gider, en çok da dönme dolaba binerdim. Dönme dolapta unutulma gibi her çocuğa nasip olmayacak şey de başıma bu parkta geldi.

 

Yine böyle kardeşimi ve kuzenlerimi de örgütlediğim bir akşamüstünde onları; (evlerinin bahçelerindeki güller çok büyük olduğu için “devgüller”adını verdiğim ve gerecek adını hala daha bilmediğim) Devgüller Mahallesinden parka götürdüm. Her şeye binip –herşeye binecek parayı nerden bulduğumuza da hala düşünürüm !- en sona bıraktığımız dönme dolapta işte o gün unutulduk.

 

Yaklaşık 20 tur döndük sanırım. Hayır görevli ne yapıyordu. Zaman zaman tepede kalıyorduk. Ama kimse binmiyordu. Zaten parkta yalnızca biz kalmıştık. O görevlinin o anda neler yapabileceği alternatifini artık düşünür yaş ve anlayıştayım da sinirim geçti. Neyse !

 

İndiğimizde başımız dönüyordu, karanlıktı ve ben yolları karıştırmıştım. Devgüller Mahallesi’ndeki köpeklerden kaçalım derken su depolarının oradaki sazlıkları farketmemiş dolayısı ile bataklığı da görmemiştik….kimsecikler yok. Bir psikopat gelip zevk için bizi öldürse, kurtaracak kimse yok.Bizi hızlıca çeken o çamurdan önce ben kurtuldum ardından kardeşimi ve kuzenlerimi çıkardım. . 4 çocuk avazımız çıktığı kadar hönküre hönküre ağladık. Ve eve doğru koşmaya başladık…. O yollar , apartmanlar, insanlar, nesneler her şey çevremde dönüyordu. Dizlerime kadar çamurlu pantolonum içinde üzülmekten kendimi geri alamıyordum. Acaba annem inatçı lekelerle baş etmeyi biliyor muydu ?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 10
Toplam yorum
: 3
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 183
Kayıt tarihi
: 06.08.12
 
 

    ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster