Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Mayıs '09

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
1101
 

Çelişki: Din ve demokrasi

Ayrıntıda gizli bazı çelişkiler vardır, onlardan biri:

Mesela bir kaleciyseniz, gol yemek istemezsiniz, ama bir yandan da kalenize gol girişiminde bulunulmasını istersiniz. Çünkü ancak bu şekilde kendinizi kaleci hissedersiniz. Top gelsin, siz de güzel kurtarışlar yapın. Şimdi hem top gelsin istiyorsunuz, hem de gelmesin.

Din ve vicdan özgürlüğü ile demokrasi ilişkisi de böyle bir şeydir.

Çağdaş demokrasiler, temelde laisizm ya da sekülerlik denen bir ilkeye dayanır. Bu ilkeye göre, Tanrı ya da dincilik bir yönetim gücü ya da kaynağı olarak reddedilir.

Cumhuriyetin ve demokrasinin temel dayanaklarından biri bu ilkedir. Bir batı kavramı olarak, siyasi gücü temsil eden Kilise'nin hem bilimsel hem de yönetsel her türlü savının çürütülmesi ve yıkılması tarihsel sürecine dayanır.

Peki, kurduğunuz toplumsal yapı, -buna bugün devlet deniyor- dinin siyasal hatta bilimsel bir güç olmasının reddine dayanıyorsa, bu toplumsal yapınızda dine hiç yer vermeyecek misiniz?

Çağdaş devlet, hem dinden kaçtığı için ama hem de dine yer verdiği için, başta bahsettiğim dilemmaya düşer.

Toplumumuz dinsel ilkelere dayanmayacak, ama buna karşılık din ve vicdan özgürlüğünü tanıyacağız, bunu nasıl yapacağız?

Yukardaki benzetmemizden yararlanarak bir sonuç bulacaksak eğer, toplumsal yapımız iyi bir kaleci olacak, dinin siyasallaşmasına yönelik her atakta iyi yer tutacak gol yemeyecek.

Gerçekten de Türkiye'de durum tam da böyle değil midir? Siyasal dincilik, sürekli atak halinde ve sürekli gol yememeye çalışan bir toplumsal yapımız var. Çalışıyoruz, ama gol yemediğimiz çok şüphelidir.

Demokrasiyi savunacaksak, dinin siyasallaşmasını reddetmek, ama onun kültürel hak olarak varolmasını kabul etmek gerekir. Ama hangi eylem dinin siyasallaşmasıdır, hangi eylem kültürel haktır kim bilecek?

İşte türban meselesi, siyasal girişim mi kültürel hak olayı mı? İşte cemaatler, bunlar sivil toplum örgütü mü, yoksa siyasal girişim mi?

Laikliğin ya da sekülerleşmenin temelinde hümanizm vardır, o da dünyayı insanı merkeze alarak anlamadır, insanın değeri, Tanrıya göre değil, kendi başınalığında yatar, dünyayı yönetecek güç onun aklıdır, o özgür olmalıdır, aklını kendi başına kullanmalıdır, eşittir, eşit eğitim hakkı vardır, -gerçi günümüzde sınavlar yoluyla, güya daha zeki ve bilgili olanlara yaşam sansı daha çok verilmektedir, oysa, bilgisiz ve 'aptal'ın da aynı yaşam hakkına sahip olması gerekirdi- eşit iş hakkı vardır vs. insan bağımsız bireydir. Bunu engelleyecek hiçbir hak, kültürel hak olamaz, laikliğin sekülerleşmenin ruhuna aykırıdır, tarihe aykırıdır anakronizmdir.

Peki birey, bir cemaat içinde yer almayı seçiyorsa ne olacak? Hangi ilke öncelikli, cemaat yapılarının anti-demokratik yapısına mı itiraz edeceksiniz, yoksa bireyin kişisel hakkını kullanmasının önünü mü açacaksınız?

Çağdaş toplumda, dinin savlarının nesnelliği tamamiyle reddedilmiş olsa da, bireyin bir dine inanma hakkının tanınmış olması, dinin geleneksel ve sosyolojik nesnelliğinden kaynaklanır. Ayrıca inanç, doğru bilgi olmamakla birlikte yanlış bilgi de değildir, varsayımdır. Bu nedenle, keyfidir ve kişisel alana girer. Çağdaş devletin bunu bir kültürel hak olarak tanımasının altında bu yatar. Bu nedenle, toplumsal yapı, dinin siyallaşması, anti-bireyci hale gelmesine yönelik, her türlü önlemini alır, kuralını koyar ve denetlemesini yapar. Bu halde, bireyin, kültürel olarak, dini isterse cemaat içinde isterse tekil olarak yaşamasının önünü açar.

Evet kaleyi çok iyi korumak şartıyla. Yoksa, habire gol yer. Bu süreçte, laik toplumsal yapının kendini koruma çabalarına karşı bazı kişiler, hem içerden hem dışardan, anti demokratik suçlamasında bulunur. Bunlar normaldir, çünkü işin doğasında bu vardır. Yaptığınız şey nitelik değil derece farkı ile farklıdır. Herkes kendine yontmaya da eğilimlidir, çünkü akıl belirlenmiş olduğu tarzda işlem yapar ve sonuç çıkartır.

Genel atmosferde ise, akla gelebilecek her şey akla gelir, olabilecek her şey olur, her olanağın temsilcisi vardır. Bu bir bakıma, bunların doğruluğunun da koşuludur. Ama kısmi, ama büyük ölçüde. Çünkü, doğanın bir dengesi vardır, olanağı olmayanı yaratmaz. Kısa süreli adalette 'güçlü' üstün gelir, uzun süreli adalette ise 'gerçek' üstün gelir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 467
Toplam yorum
: 945
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1002
Kayıt tarihi
: 21.10.07
 
 

Ankara'da yaşıyorum. Çeşitli güncel konularda, zaman zaman "Neden olaya böyle bakılmıyor?" diye düş..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster