Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Aralık '13

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
2597
 

Cemaat nereye koşuyor

Cemaat nereye koşuyor
 

karikatür


Uzun zaman, hükümetle Gülen topluluğu arasındaki mücadeleyi izledik/izliyoruz.

Barış sağlanıp kılıçlar kınına girdi mi bilmiyorum ama liderlerin, yani Gülen ve Erdoğan'ın örtülü üslupla yaptıkları karşılıklı göndermeler, giydirmeler, serzenişler aralıklarla sürüyor. Bir tarafın, "bunu sizden beklemezdim" anlamındaki sözlerine, karşı tarafın cevabı da aynı oluyor; "ben de...!"

Atışmaya Başbakan'ın, "bu kardeşlerimiz hükümete şamar atmak istiyorlar" sözüyle başlanmış, (1) Fethullah Gülen'in, "(asıl) şamarı başkası değil, biz yiyoruz" savunmasıyla devam edilmişti. (2)

Gülen Hoca, "Firavun aleyhinizde ise, ... isabetli bir yolda yürüyorsunuz demektir." (3) şeklinde bir söz sarfetti. Sonra bunu, "Çevrenizdeki insanlar Nemrut değil, Firavun değil... Hele secde eden(lerse) ... bize düşen (onlara) saygılı olmak"(tır) biçiminde düzeltti. (4) Ardından da, "bize çuvaldız batırana iğne batırmayacağız" noktasına gelerek gerilimi düşürdü ama sözleri arasındaki tezat aynı kaldı. Başbakan, gördüğüm kadarıyla Sn. Gülen'i doğrudan hedef almadı, ancak yeri geldiğinde lafını esirgemedi/esirgemiyor.

Asıl kavga ise, cemaat medyası ile yandaş basın arasında yaşandı. Bu iki grup dershanelerden, MGK'nın cemaati bitirme kararına, oradan da MİT fişlemesine kadar her konuyu didik didik etti. Biri, bulduğu tüm argümanları, iktidarı ve yandaşlarını sıkıntıya sokmak, diğeri de karşı tarafın iddialarını çürütmek için kullandı. Kanalları peşpeşe konuk ağırladı; nerdeyse söylenmedik laf, deşilmedik sır kalmadı ama tarafların içindeki ateş bir türlü sönmedi. Özellikle de cemaatin.

Anladım ki, hükümetin dershaneleri kapatmak istemesi cemaate çok dokunuyor. O yüzden, tüm gücüyle bu girişimi önlemeye çalışıyor. Etrafa, dershanelerin sonu sanki cemaatin de sonu olacakmış gibi bir hava yayıyor. Konu, Taraf Gazetesi eşliğinde daha da ilerilere götürülüyor. 2004 MGK kararları ve süregiden MİT fişlemeleri üzerinden iktidara acımasızca vuruluyor. Fakat, bununla da kalınmıyor.

Burada, yandaşları bir yana bırakmam gerekiyor. Zira onların, "siyaseten ortaklık" dışında bir paylaşımları bulunmuyor. Yandaşlık, dünya görüşü aynı olan mütecanis bir topluluk meydana getirmiyor. Yalnızca, siyasi birliktelikten ibaret kalıyor. Fakat cemaatleşme buna benzemiyor. O, hayata dair tüm argümanların müşterekliği yani paylaşımı üzerine oturuyor.

Cemaat mensubunun, inanç ve ibadetten başlayarak, edep, ahlak, davranış, yaşayış gibi gruba ait tüm ortak değerleri benimsemesi gerekiyor. Aykırı gidenler, günah yolunu seçenler cemaat içinde yer bulamıyor. Bu yüzden, siyaseten taraftar olan biriyle, bir cemaat mensubunu farklı değerlendirmek gerekiyor. Yani Gülen cemaatinin, dindar kesimde bıraktığı müsbet intiba beni böyle bir sonuca götürüyor. Götüdüyor da... dersane tartışmalarıyla ortaya dökülenler büyüyü bozuyor. Böylece, toplumsal algıyla cemaat gerçeği arasındaki tezat ortaya çıkmış oluyor.

Yeni Şafak yazarı Abdülkadir Selvi'ye göre, dershane meselesinde arabuluculuk yapabilecekler bir şekilde saf dışı bırakılıyor. Meseleyi çözmekle görevlendirilen bir şahıs, Sözcü ve Aydınlık gazeteleri üzerinden tehdit ediliyor.

Selvi bu kişiye, "Onurunla istifa edersen biz seni ortada bırakmayız. Sen iyi bir insansın. Başbakan'ın seni sevdiğini biliyoruz. Başbakan'ı sen ikna edebilirsin. Bu işi (dershaneler) bırak, senin önün açık. Biz seni bakan yaparız. Ama seninle ilgili Sözcü ve Aydınlık'ın elinde kasetler var. Biz onu ev, araba verir hallederiz" denildiğini söylüyor. (5)

Eğer iddialar doğruysa, karşımızda Sözcü ve Aydınlık gazeteleriyle işbirliği yapacak kadar rotasından sapmış bir cemaat bulunuyor. Ve bu cemaat, iddiası uğruna değerlerinden soyunuyor ve daha düne kadar, kendini yalan yanlış isnatlarda zora düşüren, meşruiyeti tartışmalı yollarla sonuç almakta bir beis görmeyen gruplarla birlik oluyor. Yani sanki muarızlarıyla aynılaşıyor. Fethullah Hoca'nın, kişisel sırların ifşasını doğru bulmadığını söylemesine rağmen, Başbakan'ın çok yakınındaki bir isim, gizli kasetle tehdit ediliyor.

İşi daha da ileri götürerek dershanelerin kapatılmasının, Oslo görüşmelerinde karara bağlandığı iddialarından bile medet umuyor. Bunun gibi doğruluğu tartışmalı savlarla iktidara yüklenmek belki Ak Parti'nin aleyhine oluyor ama yaralayıcı üslup ve tavırlar, bir kısım medya gruplarıyla yakınlaştığına dair söylentiler de cemaatin toplum nezdindeki kredisini düşürüyor.

Dershane bir yana hükümet, tümüyle cemaati feshetmeye yeltense bile, "deruni ahlakı" şiar edindiğine inanılan bir topluluğun, kendini gayri meşru ve gerçek dışı argümanlarla savunmaya kalkması kabul edilemez. En hafif tabiriyle bu ahlakı cıvıtmaktır. "Yüce değerler uğruna ölümü göze alan insanların, gerçekten böyle olup olmadıkları hususunda" kafalarda şüphe uyandırmaktır. Basit bir dershane tartışması, bu topluluğun önderlerinde var olduğu düşünülen sarsılmaz imanı, bu kadar kolay aşındırıyorsa söz bitmiş demektir. Cemaat elitlerinin, bu yenilip yutulmayan tavrı, kanaatimce alt kademedeki mensuplarının insanlar üzerinde bıraktığı olumlu intibaya zarar vermektedir.

İtiraf etmem gerekirse, imanın ve buna bağlı değerlerin örnekliğini yaptığı düşünülen insanların, bu kadar ölçüsüz hareket edebileceklerine ihtimal vermiyordum. Artık gördüm ve inandım ki, insan her pozisyonda insandır. Bunu öğrenmiş olmama rağmen gene de hakkaniyet konusunda kılı kırk yardığı varsayılan kişilerin nasıl olup ta bu kadar çuvallayabildiğine şaşıyorum. İçimden, "sandığım gibi değillermiş" demek bile geçiyor.

Durum bu kadar ciddiye alınıp restleşmeler aynı şiddetle sürünce, insan acaba bunun altında bilmediğimiz başka işler de mi var diye düşünmeye başlıyor. Fakat ben, kulağı delik biri değilim. Sabahları gizli eller masama, bazı sırlara açıklık getirecek istihbarat notları da bırakmıyor. Yani duruma netlik kazandıracak bilgiye sahip değilim. Bu yüzden, okuyup dinlediklerimi yorumlayarak bir karar ya da kanaat oluşturmak zorundayım.

Doğrusu dershane kapatmanın, MGK kararının, MİT fişlemelerinin, Ergenekon ve Balyoz sanıklarının yaptıklarından farklı olmadığı yorumlarıyla, iktidara suçlu muamelesi çekilmesi tartışmaları daha gizemli hale getirmektedir. Şüphesiz kimse, sütten çıkmış ak kaşık değildir. Buna hükümet, cemaat mensupları ve diğerleri de dahildir.

İktidarın, ezkaza fişleme yapıldığını ima etmesiyle, dershane işletmeciliğinin nihai hedefinin para olduğunu es geçip buralarda, "fakir fukaraya, garip gurebaya üniversite kazandırıldığını" iddia etmek arasında hiç bir fark yoktur. İkisi de esası gizlemeye yönelik beyanlardır. Bu durumda, hükümetin fişlemeler konusunda dürüst davranmadığını söyleyenler, dershanelerin asıl amacını gizleme hususundaki kendi gayretlerine de bir bakmalılar.

Gerçek şu ki, dersenecilik hayır kurumculuğu değildir. Doğru olan, dershanelerin istikbal vadetmeyen, yüksek puan alarak reklamlarını yapma ihtimali olmayan gençlere parasız eğitim vermediği/veremediğidir. Ve bu, herkes tarafından bilinmektedir. Açıkçası dershaneler para kazanmak için kurulmuş ticari işletmelerdir ve yalnızca adını duyuracak öğrencilere sponsorluk yapmaktadır.

Biraz gerilere doğru gider, cemaatten olduğu iddia edilen bir savcının (Sadrettin Sarıkaya) Mit Müsteşarı Fidan'ı sorguya davet ettiğini hatırlarsak belki konuyu daha iyi kavrayabilir ve şöyle bir sonuca varabiliriz. İhtimal ki, cemaat bilinmeyen bir nedenle Hakan Fidan'dan ve (belki de) onu atayan (diyelim) Başbakan'dan rahatsızdır.

Meselenin en can alıcı kısmı ise İsrail'in, daha ilk günden beri Fidan'ı istememesi, onu İran yanlısı olarak nitelemesidir. Taraf ve cemaat medyası da son zamanlarda, tepkileri MİT'in üzerine çekecek yayınlar yapmaktadır. Bu durum, öylesine bir raslantı mıdır, yoksa bilinçli bir tercih midir bence meçhuldür.

Ancak, bu didişmelerin, bu atıp tutmaların arkasında bir benlik mücadelesinin varlığında şüphe yoktur. Sanıyorum giderek güçlenen yeni vasiler, eskilerden boşalan kaptan köşküne oturmak ve bürokrasi yoluyla ülkeye nizamat vermek istemektedir. Galiba, Hakan Fidan da bunu farkedip Başbakan'a ispiyonlamakla, kendini cemaatin hedefi haline getirmektedir. Bilmiyorum, belki de Hakan Fidan'dan kurtulmak aynı zamanda Başbakan'dan da kurtulmak demektir.

Süregelen vesayet yönetimini kaldırmak için 10 yıldır mücadele veren bir hükümetten yeni bir vasiye boyun eğmesi beklenmemelidir. Eğer Erdoğan'ın amacı, ülkeyi seçilmiş iktidarların özgürce yönetmesine imkan vermekse, mücadelesinde sonuna kadar haklıdır. Partiler, iktidarlar gelirler ve giderler. Yakın tarihimiz, bunun somut örnekleriyle doludur. İnanmayanlar DYP, ANAP ve DSP'nin geçmişine bakabilir.

Fakat vasiler, köşe başlarını bir tuttular mı, bir daha kolay kolay gitmezler. Emekli olduklarında bile yerlerini başkalarına değil, çocuklarına ya da aynı düşüncedeki dostlarına bırakırlar. Ve bu durum, bürokrasiye hakim olan ideoloji mensupları dışında kimseyi memnun etmez. Vesayetin olmadığı ülkelerde ise, iktidarların seçimle değişmesi ihtimalinin mevcudiyeti, devletten iş bekleyenler için en azından bir umuttur.

Bu nedenle yönetim iştahlısı sağ, sol veya muhafazakar toplulukların, "çaktırmadan usulca" yahut tehdit, şantaj ve şiddet yöntemiyle bürokratik saltanat peşinde koşmamalarını, iktidarı siyaset yoluyla aramalarını tavsiye ediyorum.

Resim: doganoglou.blogspot.com
 (1) http://www.radikal.com.tr/politika/erdogan_fethullah_gulen_ile_gorusmem_olmadi-1162170
 (2) http://www.zaman.com.tr/gundem_fethullah-gulen-samari-baskasi-degil-biz-yiyoruz_2174400.html
 (3) hurriyet.

 (4) radikal.com.tr/turkiye/fethullah_gulenden_sabir_cagrisi-1161409
 (5) http://yenisafak.com.tr/yazarlar/AbdulkadirSelvi/hocam-turkiyeye-don-artik/43444  

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Hocam mükemmel özetlemişiniz, insanlarımıznda bazı gerçekleri görmesi lazım ama ne yazıkki merkez medya sınıfta kaldı yandaş medyanın durum zaten malum diğerlerini izleyen ise bir avuç kaldı hayırlı geceler...

aykut demirci 
 16.12.2013 23:27
Cevap :
Teşekkür ederim Aykut Bey. Güncel konulardaki düşüncelerimi paylaşmamın yararlı olacağına inanıyorum ve arada bir yazıyorum. Size de iyi geceler.  17.12.2013 16:28
 

Değerli Hüseyin Bey, Jön Türkler ve Humeyni, devrim için Paris'ten geldiler. Ve İran (İslam) Devrimi'nin İslam'la bir ilgisi yoktur. İran'ın güçlenmesi ilginçtir, İsrail'le paralel gitmektedir. Bunların üzerine okullarımızda bir dönem "Fransızca ve Almanca " dil eğitimi verildiğini, bugün verilenin sadece,"İngilizce" olduğunu da ilave edelim. Hem de Amerikan ingilizcesi! Bu noktada konuyu bağlamadan ilave edersek; Bugünü öğrenmek için, 500 yıl geriye gitmememiz, bugünü değerlendirirken, "Hakim devlerin politikaları"na bakmamız gerekir. Büyük mağazaların vitrinleri, mağazalarının temsilcileridir. Ve Arife tarif mi gerekir! diyerek, yorumu, okuyanların, bilgi-deneyim ve basiretine bırakıyoruz. Sağlıcakla kalınız.

Canmehmet 
 12.12.2013 12:54
Cevap :
Değerli Canmehmet: Söylediğiniz gibi siyasi arenada yer bulan bir çok olay birbiriyle bağlantılıdır ve sebepsiz değildir. Hele bunun bir ucu, hakim devletlerin politikalarına doğru gidiyorsa mutlak bir nedeni vardır. İnsanların bunu farkedip, farketmemesi, yanlış veya doğru yorumlaması bu politikaları üreten ve sahneye koyanların amacını değiştirmez. Onlar hedeflerine ulaşmak için yollarına devam ederler. Hakim güçlerin siyasetine baktığımda gördüğüm budur. Yorumunuz için teşekkür eder, selam ve saygılarımı iletirim.  13.12.2013 15:37
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 462
Toplam yorum
: 719
Toplam mesaj
: 8
Ort. okunma sayısı
: 679
Kayıt tarihi
: 28.04.07
 
 

Emekliyim. Herkes gibi benim de bir dünya görüşüm var. İnsanların farklı fikir ve inançlara sahip..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster