Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Ekim '09

 
Kategori
Gelenekler
Okunma Sayısı
15402
 

Çemberimde gül oya

Çemberimde gül oya
 

Adı:"Nice". Ben bu kızın öz dayısıyım.


Çemberimde Gül Oya.

Bir türkünün adı.

Bir Çanakkale/Biga türküsü.

“Kamil Nizam Bigalı” kaynak kişi. Türküyü, “Ahmet Yamacı” derlemiş.

“Çemberimde Gül Oya” türküsü birçok sanatçı tarafından okundu. Selda Bağcan, bu türküyle tanındı. “Türk Sineması’nda” birçok filimde kullanıldı, okundu bu türkü.

Türkünün, “Dümbeleği çala çala/Yoruldu bileklerim” kısmında yapılan darbuka gösterisi, türkünün en güzel bölümüydü, filmlerde ve konserlerde.

Türkünün sözleri şöyledir.

Çemberimde Gül Oya,
Gülmedim Doya Doya.
Dertlere Karıyorum,
Günleri Saya Saya.
Al Beni Kıyamam Seni.

Pembe Gül İdim Soldum,
Ak Güle İbret Oldum.
Karşı Karşı Dururken,
Yüzüne Hasret Kaldım.
Al Beni Kıyamam Seni.

Avlu Dibi Beklerim,
Vay Benim Emeklerim.
Dümbeleği Çala Çala,
Yoruldu Bileklerim.
Al Beni Kıyamam Seni.

Bu üç bölümün dışında, “Çan ve Yenice” ilçelerinin köylerinde genç kızların “dümbek” (dümbelek) çalarak söylediği başka bölümleri de (manileri) vardır.

“Yatma yeşil çimene

Uyur uyanamazsın

Yarim benim sevdama

Niçin dayanamazsın.

Al beni kıyamam seni.

Seni gidi yalancı seni” gibi.

Ben bu türküyü ilk defa, Çan İlçesi, “Terzialan Beldesi” kızlarından bir düğünde dinlemiştim. Bu türküyü her dinlediğimde, Terzialan kızları ”Yatma yeşil çimene” bölümünü hala bana söylüyorlar gibi gelir.(70’li yıllarda gördüğüm o kızlar, şimdi kesin 60 yaşını bulmuşlardır.)

“Çemberimde Gül Oya.” Aynı zamanda bir dizi filminde adıdır. 2004 yılında yönetmen Çağan IRMAK, 1970’li yıllardaki üniversite olaylarını konu aldığı filme, bu ismi vermiş, film büyük ilgi görmüştür.

70’li yılların olaylarını, o yıllarda herkesin dilinde olan bir türküyle isimlendirmek ne kadar anlamlı. Yönetmen bu işi iyi biliyor demek ki.

**

Gelelim esas konumuza.

Çanakkale ve ilçelerinde, çevre illerde, genç kızların genç evlilerin başlarına örttükleri dört kenarı oyalı (işlemeli) örtülere “çember” denir. Bazı yörelerde yazma derler, “Oyalı Yazma.” Bizde, “Oyalı Çember.” Bu işin, geometrideki çember ile alakası yok.

Genç kızların çeyiz sandıklarında olmazsa olmaz tek el işi çalışması, “Oyalı Çember’lerdir.” Genç kızlar, yeteneklerini ve el becerilerini bu işle sergilerler.

Oyalı çemberler; “iğne oyası, boncuk oyası, tığ oyası, mekik oyası, ” olarak yapılmaktadır, Yenice ve köylerinde.

Oyaların motifleri, doğada bulunan bitkilerin yapraklarından ve hayvanların güzelliklerinden alınmıştır hep. Oyayı yapan genç kızın, duyguları da yansıyınca oyalara, güzel bir eser çıkar meydana. Oyalarda, canlı renkler kullanılır.

Çemberi örtünecek kişinin yaşı da önemlidir. Genç kızlar; daha canlı, havalı renkleri, can alıcı çemberleri kullanırken, evli ve orta yaş kadınlar daha olgun gösteren ”ağır” oyalar kullanırlar.

Oya yapılacak çemberler(yazmalar) taş baskı ile üretilmiş çemberlerdir. Eskiden Tokat ilinde yapılırmış yazmalar. Şimdi modern baskı teknikleri le yazma imalatı yapılmaktadır. Bursa ili bu işte ustalaşmış durumda.

Şimdilerde, Bursa’dan geliyor yazmalar Yenice’ye.

Yenice pazarında, yazma satan üç esnaf buldum. “El işi göz nuru” oyalı çember sattıkları gibi, fabrika işi oyalı yazmalarda satıyorlar. Birde, yumuşak bir maddeden oyalar yapmışlar. Vallahi, lastikten. Birde boyamışlar.

Kısacası, ”Oyalı Çember’de” teknolojiden nasibini almış.

“Çemberimde Gül Oya” günümüzde “Çemberimde Plastik Oya” olmuş.

Yinede sandıklarda, kekik kokulu “Oyalı Çemberler” var.

Neyse, nasıl yapıldığına bakalım bir de oyaların.

Satın alınan çemberin, önce dört kenarı iğne ile çitilir. Çitme işi özenli yapılmazsa çemberin katlanırken kusurları ortaya çıkar. Kısacası uçları birleşmez. Bu da işçiliğin kötü olduğunu gösterir. Çitlenen çembere doğrudan oya yapıldığı gibi, daha önceden zincir şeklinde yapılan oyalarda geçirilebilir. Oya çok iyi ise, kullanılan çember eskiyince oya sökülüp, başka çembere geçirilebilir.

Her oyanında bir adı vardır. Bu oyaların adı köyden köye değişebilir. Değişik isimlerle yapılan oyalar her zaman bulunabilir.

Bazı iğne oyası isimleri şöyledir

“Bebek Oya-Berber Aynası-Kelebek Oya-Karpuz Çekirdeği-Kasımpatı Oyası-Şimşir Yaprağı-Şeftali Çiçeği-Tekerlek Oya-Horoz İbiği-Şımbıl Oya-Dört Kızarası-Erik Çiçeği-Çam Oya-Kese Oyası-Günebakan Oyası-Patates Çiçeği”

Günümüze uygun bir oya;”Şakşuka Oyası”

Tığ Oyalarından bazıları.

“Biber Oyası-Merdiven Oya-Örümcek Bacağı-Karanfil Oyası-Pul Oyası-Halka Oya-Çarkıfelek”

Boncuk Oyalar.

“Çatal Şiş Oya-Pullu Oya-Kelebek kanadı oyası”

Saymakla bitmeyecek kadar çok oya isimleri var.

Yenice ve köylerinde en geçerli oya çeşidi, ”İğne Oyalarıdır.”

Son yıllarda “Namaz örtüsü” diye dantel işlemeli örtüler çıktı. Balıkesir Gönen’den gelip alanlar var, bu örtüleri. Gönen’de, “Oya pazarı” var. Bu örtüler, Arap ülkelerine gidermiş.

Oyalı çemberlerde, tarih olacak bu gidişle.

“Sıkmabaş türban” ile genç kızlar, başlarını nasıl kapatacaklarını bilemediklerinden iyice aptallaştılar. Ucube bir kafa ile dolaşıyorlar piyasada. Kafalarında cırtlak renkli örtüler, örtülerin altında açık koyu zıt renkli boneler. Kıymetli saçlarını, başlarını üstünde toplayıp birde örtünce, kafalarını üstünde, Nemrut Dağı tümülüsü gibi bir tümsek oluşuyor. Uzaylı kafası gibi. Böyle baş bağlamanın, bir “Ortodoks baş bağlama” şekli olduğu biliniyor. ABD, ülkemize, “Ilımlı İslam” enjekte ederken bizlere, başımıza da bir türban bağlayıverdi. Kimse sorgulamıyor. Şimdi Müslüman örtüsü oldu.

“Çemberin gül oyası, ” yetim kaldı.

Köylerde bile, ayağı güllü basma şalvarı, oyalı çemberini ”şirbaşı” (şehir başı) bağlayıp hava atan güzeller yok artık.

Bir de “Şişhane, Karaköy” olanlar var.

Ayakta dar pantolon ya da mini etek, kafa şinik gibi bağlı.

Geçelim konumuza.

Çemberlerin, başa bağlanış şekilleri de farklı farklıdır.

Bir genç kızın çember bağlaması ile evli birinin çember bağlaması farklıdır.

Bu bağlama şekilleri, Batı Anadolu’da, “Yörük kültürünün” hâkim olduğu her yerde vardır. Küçük farklılıklarla, aşağı yukarı aynıdır.

Eskiden düğünlerde, ”sepi” serilirdi. Evlenen genç kızın çeyizi herkese gösterilirdi. “Sepi” serilince, en göz alıcı çeyiz parçaları ”Oyalı Çemberler” olurdu.

Köy kadınları birbirlerine;

“Aşinge, gödün mü, İbram Dayının gızı nıgıda çog çember oyalamış.” Diye laf atarlardı.

Çekemeyenlerde;

“Sen Mırtlaz İsmilin gızının oyalanı gömedin dimi. Unun oyaları da eyicene. Hemi de da çog” diye söylenirlerdi.

Kadınlar rekabet oluşturur, ortalığı kızıştırırdı.

Olanda genç kızların, “ellerine ve gözlerine” olurdu.

Dürt babam dürt.

İğneyle, habire kuyu kaz.

Artık meydana çıkıp “Harmandalı” oynayan efelerin başlarında, yavuklusunun hediye ettiği oyalı çemberleri bulmak mümkün değil.

Hangi efe dizini yere vururken, toz kaldırabilir?

Hangi genç kız, başındaki oyalı çemberi ile meydanlarda yiğitleri yere çalabilir?

Ortalığı tozu dumana katan, hangi sevdalar konuşulur günümüzde.

“Şimciki genç gızla, ceb teflonları ilen fingirdeşmekten, çeyiz işlene bakamiyolakine.”

“Meydanla da gözel yok gözel!”

Meydanlar da, bir tek gözleri görünen, (Gözleride güneş gözlüğü ile kapatılmış) türbanlılara ve de yırtık buli-cinlilere kaldı.

Ecüşlere becüşlere kaldı meydanlar.

“Oyalı da yazma başında.

Yavrum kalem oynar kaşında…” türküleri yok artık.

Ne oya kaldı, ne kalem.

Hepimiz olduk birer kelem.

Millet, cennete gitmek için “kafa bağlamakla” meşgul.

“Çemberin gül oyası da, ” neymiş.

Kendi kültüründen azıcık anlayan, genç kızlar!

“Analarınızın, ninelerinizin sandıklarına sahip çıkın.”

Yoksa, bize bilmediğimiz başka şeyleri de giydirecekler.

Başımıza, bilmediğimiz çorapları örecekler.

İş işten geçmiş olacak.

Orta yerde, “sap gibi” kalacağız.

Hem de bir çemberin içinde.

Alev çemberinin içinde, “çaresiz akrep” gibi.

Çırpınacağız.

Kültürü olmayan bir toplum, kimliksizdir.

Kimliği olmayanlarında, yurdu yoktur.

Kültürünüzü koruyun.

Kimliğinize sahip çıkın.

“Çemberdeki gül oyanın” değerini geç olmadan anlayın.

Geç olmadan!

Geç...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

10 ay uzun bir süre ve habercimdesin. Yazılarını okuyorum. Gecikme sadece bu yazı içindi. Sevgiler...

Esma KAHRAMAN 
 23.10.2009 8:32
Cevap :
İlginize tekrar teşekkür ederim. Selamlar sevgiler.  23.10.2009 8:57
 

Kızdım kendime şimdi. Ben böyle harika br yazıyı nasıl geç farkettim. Gece gece inanılmaz keyifli geldi, yüreğine sağlık. Sevgiler...

Esma KAHRAMAN 
 22.10.2009 22:56
Cevap :
Ben milliyet.blog'ta yeni sayılırım. Daha 10 ay oldu. İlginize teşekkür ederim. Selam ve sevgilerimle.  22.10.2009 23:00
 

Sizi üzmek istemedim. Yorumum yanlış anlaşıldıysa özür dilerim. Yazının size ait olduğu her haliyle belli oluyor. Benim niyetim bu ortamda alıntı yapıp da kaynak belirtmeyen yazarlara dokundurma yapmaktı. Blog yazdığımız için bir yazının ortaya ha deyince çıkmadığını ve bir emek ve ruh hali istediğini biliriz. Dün akşam kadın blog yazarlarımızdan birisinin en çok yorum alan yazısını başka bir sitede erkek bir yazarın kendisine ait gibi yazdığına şahit oldum. Yorumumu biraz da bunun etkine girerek yazmış olabilirim. Tekrar özür diler saygılarımı bildiririm.

Ali Haydar ÖZKAN 
 22.10.2009 21:04
Cevap :
Ben yazılarımı olgunlaşmadan yayınlamıyorum. Son bölümü oluşmayan bir çok yazım var. Bekletiyorum. Birde yazacağım konuyu başlık atıp bırakıyorum. Örneğin bu yazıyı iki ay önce başlayıp, öyle bitirdim. Hiç üzülmem. Eleştiriye açık olmasam burada işim ne. Size tekrar hassas davranışınızdan dolayı teşekkür ederim. Selam ve sevgilerimle.  22.10.2009 23:05
 

Çok güzel ve insanın yüreğini okşayan bir türküydü. Ben ilk defa "Tatlı Dillim" filminde duymuştum. O yıllarda başörtüsü var mıydı bilmiyorum. Ama bu örtüyü yaygınlaştırsaydık belki önüne geçebilirdik. Kültürümüzün güzelliğini bizimle paylaştığınız için teşekkür ederim. Küçük bir not: Yorum başlığını galerinize bakarak yazdım. Bilmem anlatabildim mi? Saygılar...

Ali Haydar ÖZKAN 
 22.10.2009 19:32
Cevap :
Size katılıyorum. Teşekkürler.  22.10.2009 20:14
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 465
Toplam yorum
: 578
Toplam mesaj
: 69
Ort. okunma sayısı
: 1097
Kayıt tarihi
: 19.12.08
 
 

1957 Çanakkale/Yenice doğumluyum. Öykü ,deneme, şiir yazarım. Yazdığım bir çok şiirin bestesini d..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster