Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Ocak '07

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
570
 

Çemberin ya içindeyiz ya da dışında

Çemberin ya içindeyiz ya da dışında
 

Yıllar önce bir film izlemiştim, bugünkü haberlere göz gezdirirken haberlerden biri o filmi hatırlattı bana: Lorenzo’nun Yağı.

Film 1992 yapımı ve yönetmeni Mel Gibson. Başrollerini Susan Sarandon ve Nick Nolte paylaşıyor. Susan Sarandon bu filmde gösterdiği performansla, film de senaryosuyla Oscar’a aday gösterilmişti.

Benim söylemek istediğim şeyler aslında bunlar değil. Bu film gerçek bir yaşam hikayesinden alıyordu konusunu. Bir anne, bir baba ve günden güne durumu kötüye giden, yatağa bağımlı bir hale gelen küçük bir çocuk…

Anne ve baba çaresiz. Lorenzo’nun fazla yaşamayacağını söylüyor doktorlar. Aile ne yapacağını bilemiyor. Çocukları gittikçe elden ayaktan düşüyor, yürüyemiyor, konuşamıyor ve hatta beslenemiyor da.

Baba, çocuğunu bu hale getiren hastalığın ne olduğunu bilememenin ve çaresizliğin sancısıyla kıvranırken birden kendini kütüphanede buluyor. Günlerce araştırıyor. Hastalık nedir, nasıl meydana gelir, nasıl tedavi edilebilir? Ve tüm bunları yaparken, üzerinde durmak istediğim en önemli nokta, babanın tıp eğitimi almamış olmasına rağmen azmetmesi ve hastalığın tedavisini bulmuş olmasıydı.

Hastalığa neden olan beyindeki uzun zincirli yağ asitleriydi ve babanın bulduğu yağ, bu yağ asitlerinin miktarını azaltıyordu. Baba bir de bulduğu çareyi bilim adamlarına kabul ettirebilmek için amansız bir savaşa giriyordu.

Babanın ve annenin beraber verdiği bu mücadele gerçekten takdire şayandı ve bütün insanlara örnek olması gereken bir durumdu.

Daha sonraları Lorenzo’nun yağı adı verilen ilaç, bu hastalığın tedavisinde kullanılmaya başlandı ve beraberinde de bir dolu tartışma, gündemi meşgul etmeye başladı.

Kimileri bu tedavi etkili derken kimileri ALD’nin tedavisinde bu ilacın hiçbir etkisi yok dedi. Birçok araştırma yapıldı. Sonradan kimileri de yaptıkları araştırma sonucunda bu ilacın genler üzerinde sadece koruyucu etkisi var dedi.

Tüm bu hipotezler test edilirken bugün gazetede gördüğüm haber ise beni daha farklı bir konuda düşünmeye itti. Bir ailenin üç çocuğu da ALD’ye yakalanıyor. Birisi iyileşirken diğer çocukların da iyileşmesi için aile yeni bir çocuk dünyaya getirmeye karar veriyor. Doğacak olan bebekten alınacak kordon kanı, hasta kardeşlerin tedavisinde kullanılacak.

Peki hastalık yeni doğan bebekte de ortaya çıkarsa ne olacak? O zaman da aile yine, yeniden bir bebek mi yapacak? Bir başka açıdan bakıldığında ise tedavi amaçlı bir çocuğun dünyaya gelmesi ne kadar doğru olacak? Ya yeni doğan bebekten alınan kordon kanı kardeşlerin tedavisinde etkili olmazsa!? Ya üç hastalıklı kardeşle büyürken ve anne-babanın ilgisinin yüzde sekseni hastalık üzerinde yoğunlaşmışken, bu çemberin mutlaka bir adım da olsa dışında kalacak olan çocuğun psikolojisi!?

Bence tüm bunlar düşünülerek ve aile her türlü konuda aydınlatılarak, gelecekteki her türlü olası problem dikkate alınarak, titizlikle alınması gereken bir karar. Allah hepimizin yardımcısı olsun. Çünkü ya çemberin içindeyiz ya da dışında.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bir konuda sorular sormuşsunuz. Bir de eskilerden Alkadraz Kuşçusu denilen bir film vardı. Hapishanede canı sıkılan mahkum kendini kuşlara vermiş ve pek çok kuş hastalığına çare bulmuş. Aslında çok güzel bir yazı ama hakettiği değeri bulmamış. Bence sorun fotoğrafta. Saygılarımla.

Eşit Ağırlık 
 22.04.2007 18:54
Cevap :
Sizin gibi değerli insanların dile getirdiği yorumlar benim için çok daha değerli.Bu yazı değil ama yazının konusu hakikaten çok önemli ve de sizin dediğiniz gibi çok değerli.Umarım o değeri sizin gibi gören insanların sayısı daha da artar.O zaman hayata tutunacak daha kuvvetli bir dalımız olur diye düşünüyorum.  22.04.2007 20:22
 

Bilinen bir Kızılderili deyimi vardır; "Tanrı bize, kilimin ipliklerini verir, kilimin (yaşamın) desenini biz dokuruz. İnanışımızda da, İnsanın, yaşamındaki tüm değişiklikleri yaratıcı belirlemiyor, bir kısım irade (cüzi irade) insanın tercihine bırakılıyor. Konuya dönersek; İnsan; Hangi olayın, neleri tetiklediğini, ilk bakışta, genelde soğukkanlığını muhafaza edemediğinden, yanlış değerlendirmektedir. Bizler, olayları daima sonuçları ile (sebepleri ile değil) değerlendiriyor ve etiketliyoruz. Yazının başlığında da, ifade edildiği gibi, Kur’anı Kerim’de ” Burna akıl sahipleri için ibretler vardır.” İfadesi, sık sık tekrar edilmektedir. Neden buna ihtiyaç duyulmuştur? Genelde insanlarla ilgili olaylar hep tekrar ederek gelmektedir. Önemli olan akıl sahipleri Tarafından ders çıkarılmasıdır. Çıkarılır mı? Hayır. Öyle olsaydı, bu kadar hastalıklara davetiye çıkarmasına rağmen sigara bu kadar yaygın kabul göremezdi. Sağlıcakla kalınız.

Canmehmet 
 18.01.2007 13:55
 

Saniyorum o bebek genetik kusurlari duzeltildikten, anne rahmine konacak. Simdi tip o kadar ilerledi ki, bu tedaviler neredeyse cenin anne karnina dusmeden yapilmaya baslandi. Sevgiler

Tuba 
 18.01.2007 12:58
Cevap :
Tuba hanım tıpın ilerlediği konusunda bende size katılıyorum ama bir yanlış anlama oldu galiba. Yeni doğacak bebek genetik kusurlu değil olabilir diyorum sadece. Bebek kardeşlerin iyileşmesi için dünyaya getiriliyor. Bu bir etik sorundur. Zaten tıp, teknoloji,vs. ilerlediği için etik ikilemler daha çok çıkıyor karşımıza. Ben ne kadar doğru kararlar alıyoruz, bunu sorgulamak istedim.  18.01.2007 22:34
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 77
Toplam yorum
: 284
Toplam mesaj
: 56
Ort. okunma sayısı
: 868
Kayıt tarihi
: 13.01.07
 
 

1979 Giresun doğumluyum. Kendimi bildim bileli kalabalığı sevmem. İnsanlara karşı mesafeliyimdir. He..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster