Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Kasım '08

 
Kategori
Ben Bildiriyorum
Okunma Sayısı
353
 

Cenazede arabanızı nereye park edersiniz?

Cenazede arabanızı nereye park edersiniz?
 

Biraz sağduyuluysanız, en münasip olduğunu düşündüğünüz yere olsa gerek... En münasip yer de yeterince münasip değilse ne yaparsınız?

Zamana karşı yarışıyorsunuz, üzgünsünüz, bir kötü haber üstüne bir kötü haber daha almışsınız, eh bir de 'en münasip yer'i bulamamışsınız...

Siz de, tam caminin karşısındaki müstakil kocaaaammmaaan evin 'park yapılmaz' yazan garaj kapısının önüne bırakmışsınız arabanızı...

Normal şartlarda bırakır mısınız? Hayır... Ama normal olmayan şartlar altında çabuk karar vermek zorundasınız... Zaten olacağınız yer de, ciddi anlamda 20 adım ötesi, daha uzak değil... Üstelik cetvelle ölçüp düz bir çizgi çizseniz bile tam karşınızda kalır cami... Kalabalık. Üzgün insanlarla dolu heryer. Sakin, sessiz, düşünceli, siya siyah koca gözlüklü... Herkes şaşkın; beklenmeyen, sıralı olmayan bir kayıp...

Derli toplu bir semtte geçiyor bütün bunlar bu arada. Eğitim düzeyi, gelir düzeyi falan düzeyi filan düzeyi 'yüksek' (!) olan bir semt!

Efendime söyleyeyim;

Eli yüzü düzgün gençten bir bey gelip bir araba sahibi arıyor, 'Hay Allah, geldim hemen' deyip fırlıyorsunuz.
Genç adam bir yandan telefonda, 'buldum, geliyorum' diye birşeyler söylüyor. Epey telaşlı gibi. Biraz sonra anlıyorsunuz ki, siz o yirmi adımın yirmincisini attığınızda, o onuncu adımda kalmış. Çünkü şoförü olduğu arabaya çoktan gelmiş. Konuştuğu da, arabanın arkasında oturan 'Hanım'ı zaten. Kafasını çevirse ya da seslense duyulacak, görülecek bir mesafe ama telefonla iletişim her zaman iyidir tabi, boşverin siz.

Aman da ne hanım; bin şahit ister... 'Hanım'ın, TDK'daki tanımlarından biri, 'kadınlığın bütün iyi niteliklerini taşıyan kadın'. Hanımefendi ve/veya zarif olabilmek de başka bir başlık olsa gerek...

Kapıyı tam açmışken, aceleyle onlara yer vermeye çalışırken ve tüm acınıza, üzüntünüze rağmen gülümseyerek, özür dileyip cenazeden ve kendilerine ulaşmaya çalışıp bulamadığından bahsederken, karşıdaki kadın kılığındaki karanlık ve karman çorman yüzlü canavardan alevler ve lanetler saçılmaya başlıyor, oturduğu 'hanım koltuğunun camı'ndan kafasını dışarı doğru uzatıyor:

'Buraya araba çekilir mi, evime giremiyorum, olacak iş mi?'

'Kusura bakmayın, haklısınız, dedim ya biraz önce de... Cenazemiz vardı, hemen çekiyorum. Sizi bulmaya çalıştım. Sonra da yarım saat için bir şey olmaz diye ummuştum ama...'

'Çabuk çek arabanı, senin yüzünden evime giremedim, bir daha da buraya koyayım deme, bak neler yapıyorum arabana, uğraşırsın sonra...'

Ses tonu da karanlık ve karman ve çorman ve alevler içinde, ne olacak şimdi?..

'Hanımefendi, siz ne dediğinizin farkında mısınız? Cenaze diyorum. Aradım sizi ama bulamadım. Benim sizinle ne işim olur, ne bir daha buraya koyması, ne diyorsunuz siz, anlatamıyorum galiba?! Hem zaten çekmek üzere arabaya binmeme bile izin vermiyorsunuz beni lafa tutarak, farkındaysanız...'

'KES SESİNİ, HEMEN ÇEK ONU ORADAN DEDİM! HEMEN ÇEKİYORSUN! ŞİMDİİİİİ!'

!!!!!


Bütün bunlar çabucak oluyor tabi... En sonunda anlıyorsunuz ki karşınızda bir sinir hastası var. Ve ciddi ciddi canavar tipli bir konuşma tarzı. Yüz ifadesini tarife ise hiç imkan yok.

Arabayı kullananan zavallı çocukcağızın neden o kadar telaşlı olduğunu anlıyorsunuz. Bir yandan da size yer gösteriyor. Eli ayağı birbirine girmiş... Sakinliğinizden hala ödün vermemişsiniz ama içinizde fırtınalar kopuyor. Uğraşılmaz deyip, bir de canavarın yüzüne sırıtıp, elinizle 'ohooo, kime laf anlatıyorum' deyip boşveriyorsunuz.

Sözde boşveriyorsunuz aslında....

Gecenin bir vakti buraya bunları yazdığıma göre hiç de boşvermemişim.

İyi de anlamadığım şu;

Böyleleri için 'Aman bırak Allah aşkına, ne hali varsa görsün, onunla mı uğraşacaksın' diyoruz ama hep onların istediği oluyor sonra... Olan bize oluyor...

Onlar istediklerini söylüyorlar, istedikleri ses tonunu kullanıyorlar, yok efendim, istedikleri şeyleri yaptırıyorlar da; onların seviyesine düşmeyelim diye biz 'ya sabır' çekiyoruz... Böylece hadlerini bildiremiyoruz. Hoş, bildirsek anlayamazlar tamam da, bildirememek de çok rahatsız ediyor insanı, sonradan 'şöyle yapsaydım, böyle yapsaydım' diyorsunuz. En azından anlayacağı dilden bildir, değil mi? Olmaaaaazzz...

Ve herşeyde, her alanda onların borusu ötüyor. Siz ayıp yapmayacaksınız diye, onların yaptıkları ayıpların yanlarına kaldığını, hatta başka başka sonuçlara neden oluşunu seyredip duruyorsunuz. Hayat da böyle akıp gidiyor işte...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bir erkek olarak , (Ulusa sesleniş gibi bir giriş oldu. Sonunu iyi getiremezsem fena...) en itici bulduğum şey; bir bayanın kaba davranışlarıdır. Böyle bir durumla karşılaştığımda tek hissettiğim şey mide bulantısı. Yaşadığınız olayda madalyonun iki yüzü olmakla birlikte kimse bu kabalığı hak etmiyor. Ayrıca sizin duruşunuzada saygı duydum. Ben böyle durumlarda karşımdakine: Hemen çekiyorum hanımefendi, ayrıca nezaketiniz ve anlayışınız için teşekkür ederim gibi bir laf edip, cevabı beklemeden ayrılıyorum. Cevabı dinlemiyorum çünkü Türkler arasındaki yaygın inanış gereği, son sözü söyleyen daima haklıdır! Sevgiyle kalın...

varol TAMER 
 05.12.2008 9:02
Cevap :
:)))))) Çok hoşsunuz, her zamanki gibi. Merak etmeyin, ulusa sesleniş fena bitmemiş :) Buraya yazınca gercekten rahatlıyor insan. Aslında buraya yazınca degil sadece; yazınca... Ne zaman, nereye olursa. Sevgiler.  05.12.2008 22:13
 

Mersin Muğdat caminin önündeki bir sitedeydi. Cami yüksek sınıfın camisi. Hakkın rahmetine kavuşan bütün kodoman takımının sondan bir önceki durağı. Bi kalabalık olur cenazeler sorma... Her gün:-) Bizim sitenin otoparkına da park yaparlar, ben arabamı park edecek yer bulamam. Otoparka kapı taktırdık sonundai bizim diye ve ne oldu biliyor musun:-) Belediye kapıyı söktürdü:-) Trafik tıkanıyor diye... Yani şöyle düşün... O kadın o durumu her gün yaşıyor. Hanfendinin Ajda gibi gerginliği bu yüzdendir:-) Ama sana da nasıl kötü konuşurmuş bakayım, ben biber sürücem onun ağzına:-) Sevgiler Mersinden...

yeşilsoğan 
 01.12.2008 15:56
Cevap :
:) İlahi, çok güldüm akşam akşam! Empati kurunca haklı zaten, ona bir sey demiyorum; benim derdim tavrı. Bana olan tavrı degil aslında tam olarak, kendi tavrı (burada öğretmen/danışman damarım tutuyor biraz, biraz da kendi duruşumla alakalı tabi). Karşımda sağlıksız bir insan vardı; orası tartışmaya acık değil yalnız! :) Yahu biraz da ne var biliyor musunuz; ya güdeceksin ya gideceksin... Hergün bir dünya insanla kavga mı ediyor o zaman bu hatun? Çözüm bulamıyorsa öyledir; olan bana değil ona olmaktadır. Bizim apartmanın bir bahçesi var; hem yeşil kısmı hem de garajı. Pazartesi günleri de sokağa pazar kuruluyor. Apartman garajını kullanabiliyor muyuz dersiniz? Gerçekçi olunca ve karşındakinin gözünün içine bakınca, biraz da gülümseyince değişiyor olay yahu, kim ne derse desin :)) Sabahın köründe, pazarcı arkadaşlara bir gülümseyip kolay gelsin deyip sonra sorun varsa çözüm aramak var, bir de 'sizin yüzünüzdeenn' diye kargalar kahvaltılarını etmeden sabaha karanlık başlamak! Sevgiler  01.12.2008 20:50
 

Üzüntünün ve stresin karesi bir durum!!! Geçmiş olsun Aslı Hanım. Ayrıca, vefat eden kişinin size yakınlığını okurken kaçırdım galiba... Başınız sağ olsun. Ömürler için şöyle bir duam vardır benim: "Sağlıksız geçecekse kısa, sağlıklı geçecekse uzun olsun!" Uzun ve sağlıklısının darısı başımıza... Selam ve sevgiyle... MS

Mehmet Sağlam 
 29.11.2008 22:11
Cevap :
Bu mesajı aldım işte :) Sizin gibi bir yazarın, okurken detay kaçıracağını düşünemiyorum :) Ben bahsettiğiniz detayı vermemiştim. Vefat eden kişiyle tanışık olmakla beraber, bana birebir çok yakın bir kişi sayılmazdı aslında. Ama toplumsal ve sanatsal bir paylaşım ortamında uzun senelerdir beraber olduğumuz bir büyüğümüzün kızıydı. :( Ayrıca, başka ağır bir vakamız vardı aynı ortamda, onun haberleri için alarmdaydık her an. Hala öyleyiz aslını isterseniz. Geldi mi her şey üstüste geliyor denir ya, bu aralar böyle hikayeler dolu, olacak gibi değil. Her güne, 'Bugün ne haber alacağım acaba' diye başlar oldum resmen! VE ölüme dair; hepimizin geldiği ve gideceği yer belli, inansak da inanmasak da. Öyle de işte, insan geride kalanların içinin acımasına kıyamıyor. Sonra herşeyde olduğu gibi 'alışkanlık' ve 'unutkanlık' başlıyor. Bize verilen iki hediye, bana kalırsa. 'lık' diye biten bir üçünü hediye daha vardı da, onu şimdi hatırlayamadım. Sizin duanız da çok yerinde. Amin.  30.11.2008 2:35
 

Böyleleriyle karşılaştığınızda lütfen sadece bana bildirin...Ben sizler kadar sabırlı ve insancıl davranamayacağım bu yaratıklara...Aslında mesleğim gereği şiddeti hoşgören biri değilim ancak benim sabrım,sevgim,şevkat ve merhamet duygularım sadece bebeciklere,hayvancıklara ve çiçekleredir.Bir de kendini bilen insanlarımıza tabii.Yazıdaki mahlukatı insan ! sayamayacağım için bu kategoriye sokmayarak rahatlıkla dersini vermek gerek diyorum.Hiç varolmamaları dileklerimle....... Muhabbetle....

Ümit Emel Pusat 
 27.11.2008 23:07
Cevap :
O sırada olayı uzatsaydım, kendime saygım azalırdı. O ortamda, bir 'seviyesizlik' eksikti hani... ' 'Deliyle deli olunmaz' demiş atalarımız, vardır bildikleri, tecrübe her zaman cok onemli ' diye gülümsemekle yetindim. Fazla sabırlıyım çoğu zaman, kendimi tanıyorum ama sonradan kendi kendimi yediğim de oluyor. Gerçi o 'hanımefendinin', hakkında konuşulmasını bu kadar hak ettiğini sanmıyorum. O yüzden, burada kesiyorum. Teşekkürler, sevgiler.  28.11.2008 3:33
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 61
Toplam yorum
: 162
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 925
Kayıt tarihi
: 20.09.08
 
 

Yazmak sorumluluk istiyor. Zor iş, başka bir alem. Yaşamın ta kendisi gibi. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster