Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Mart '19

 
Kategori
Ben Bildiriyorum
Okunma Sayısı
179
 

Cengiz T. Asiltürk

ORONTES III. ULUSLARARASI ÇAĞDAŞ SANAT KURUMU
“Yılın En İyi Roman Ödülü” edebiyat dünyasında yankı uyandıran
yazar ve yönetmen Cengis T. Asiltürk’ün, SURET isimli romanına gitti.

Suret romanı, Binbir Gece Masalları, Şehrazat Hikâyeleri ve Çöl Hikâyeleri üzerinden Doğu dünyasının gizemli kapılarını aralıyor. Doğu’nun kadim hikâye etme geleneğinden ya da mağara resimlerinde duran ilk saf bakıştan yola çıkan Suret romanı; resimde ışığın, gölgenin ve perspektifin kullanıldığı dönemlere; imgenin büyüleyici izini sürerek Rembrandt ve Caravaggio tablolarına ulaşıyor. Bir şeyin layığınca hikâye edilmesine duyulan özlemi yedeğinde tutan bu özel roman; resimden fotoğrafın icadına, oradan sinematografiye, daha sonra görüntüyle hikâye anlatmanın bir imgesine dönüşen sureti, hikâye dünyasıyla benliğinde yoğurmuş, o nevi şahsına münhasır Rüstem Efendi’nin büyüleyici serüveni üzerine kurulmuş.

“Anlatım tekniği kusursuz... Geçmiş bilinciyle capcanlı… O ne yapılırsa yapılsın asla kaçılamayacak olan kodlanmış belleğin, hafıza soy kütüğünün, tenimizde ve tinimizde derin çizgiler bırakarak günbegün bizi kendisinden uzaklaştırmayı zor da olsa başaran hayatın resmini çizecek kadar görsel kurgunun, sinematografik panoramaların hakkını vermiş.”

 

SÖYLEŞİ

Nazan Şara Şatana- “Ustalık belgem” dediğiniz SURET romanı, Orontes Uluslararası Sanat Kurumu Tarafından Yılın En İyi Romanı Ödülüne layık bulundu. Öncelikle sizi kutluyorum. Biraz sizi tanıyalım.

Cengis Asiltürk - Çocukluğumdan beri renkli bir hayatım oldu ve bunun sonucunda kendimi bir hikâye anlatıcısı olarak buldum. Anlatma aracım yazılı dil, sözlü dil ya da sinematografi olabiliyor. Babamın benim üzerimde çok etkisi oldu. Çünkü kendisi Adana’ya gelen tüm oyunlara ve filmlere ailece götürürdü bizi. İzlediğim oyunları ve filmleri arkadaşlarıma anlatırdım, anlatırken olayları onların gözlerinin önüne getirmeye çabalardım. Heyecanla dinlerlerdi beni. Bu nedenle epey saygınlık kazanmış bir çocuktum. Oralarda başladı bu hikâye anlatıcılığı...

Nazan Şara Şatana - SURET romanında konu nedir?

Cengis Asiltürk - Doğu dünyasının görkemli hikâyelerini ve Batı’nın görsel kültür derinliğini benliğinde harmanlamış Rüstem Efendi’nin ve Suretçiler Şahı Zekeriya Efendi’nin serüveni anlatılır bu romanda. Okuma tutkusu, gelecek kaygısı, gizemli serüvenler, saf bir aşk...

Nazan Şara Şatana - Romanlarınızda mekânların önemli olduğunu görüyoruz.

Cengis Asiltürk - Yeryüzü evimin bahçesi benim... Oralardan seçiyorum mekânları. Suret romanı 1800-1909 arasındaki yüz dokuz yılda geçtiği için, mekânlar da ona göre tasarlandı. Kahramanların doğasını ve romanın atmosferini, mekânlar ortaya çıkarır. Suret’te ana mekânlarından Suret Atölyesi hayali bir yer... Bursa Muradiye’deki nem kokulu otel de öyle... Dönemin sahiciliğini vurgulamak adına orada o tarihte öyle oteller olması gerekir tabi ki... Padişahın katledildiği saray, Yedikule Zindanları, Bursa’daki köşk, yayladaki dağ evi... 

İnkılap Kitabevi En İyi Roman ödülüne layık bulunan Sırlanmış Zamanın Gölgesinde romanında çadırlar, Papatya Ovası, dağlar, Ötekent, Sunada, denizin üzerine kurulmuş sal evler, mağaralar, bir derebeyi konağı, cambazın gösteri yaptığı tarla, sokaklar ve faytoncu Amet’in köhne evidir mekânlar. Muleta romanında görece daha sahici mekânlar vardır.

Ölüyaprak Vuruşu - Eski Sevgili romanın mekânları düşseldir. Gökyüzü, bulutlar, Dipincisi adında bir yeraltı odası, üniversite, klasik müzik dinlemeye gidilen harikulade salon, gecekondu, Karlarkenti (Ankara), Güneşliyağmurlarkenti (Adana), Denizlerkenti (İstanbul), Mavidüşlerkenti (İzmir) benim yaşadığım kentlerdir.

Ölüyaprak Vuruşu romanı ülkemin bu en önemli dört büyük kentinde geçiyor... Paris giriyor bir ara, ama Paris o kadar önemli bir yer tutmuyor romanda. Paris, Özgür Güneyli’yi terk eden Eylül’ün gittiği kent olarak siluet halinde görünüyor romanda...

Nazan Şara Şatana – Suret insanlık adına umut dolu bir roman

Cengis Asiltürk – Benim kafam karışık. Kafası sarih insanları da anlayamıyorum. Zihni sarih insan,  gömülmesi geciktirilmiş ölüdür aslında.  Zihin ne kadar erken sarih hale gelmişse, ölüm hali o kadar erkene alınmış demektir. Şu gürül gürül akan hayat ve kendini sürekli bir karmaşanın içine atan dünya hakkında ben bugün coşkuyla çok iyi şeyler söyleyebilirim; fakat bu, aynı karmaşık hayat ve güzelim dünya hakkında ertesi gün kötü şeyler söylemeyeceğimi garanti etmez. Büyük bir çelişki! Çelişki mi? Ne alakası var? Biz şimdi hayatın kendisinin bir gün öyle, bir gün böyle olmadığını mı söyleyeceğiz? Hayır! Bunu bana kimse söyletemez...

Nazan Şara Şatana – Suret’e gelinceye kadar yazarlığınız hangi evrelerden geçti?

Cengis Asiltürk – Ölüyaprak Vuruşu ile Sırlanmış Zamanın Gölgesinde’yi aynı gün yazmaya başladım. İkisinin yazılma serüveni yıllar boyunca yan yana ilerledi. “Sen dâhi misin, bir şarlatan mı? Bu iki romanı aynı kişinin yazdığına beni kimse inandıramaz!” Çetin Bey’in (Altan) bu sözü uzun süre kulaklarımda çınladı. Bu konuda ukalalık edecek değilim. Bildiğim ve emin olduğum bir şey var; farklı işleyen bir kafamın olduğundan eminim. Bu beni savuruyor, toparlıyor, birbirinden farklı dünyalara ve olaylara götürüyor.

Nazan Şara Şatana – Eserlerinizde çıkış noktası ne oluyor?

Cengis Asiltürk – Bilmiyorum...

Nazan Şara Şatana – Şiirsellikte söz edelim o halde. İki şiir kitabı yayınlandıktan sonra şiiri yirmili yaşların başında bırakmış olmanıza karşın, yapıtlarınızda şiir, şiirsellik, imgelem, metafor önemli yer tutuyor.

Cengis Asiltürk – Yıllar önce yapılan bir söyleşide buna benzer bir soru gelmişti. Orada söylediklerimden milim sapma yok düşüncelerimde: İlk kitabım Cennetin Öte Yanında basıldığında lise ikinci sınıf öğrencisiydim. İkinci kitabım İsyan Çiçeği üniversite öğrencisiyken basıldı. Muleta romanımda, Günay Diker (geçici isimlerinden o anki ismiyle Turne) ile Doktor Sertaç aşkında şiirin yeri önemli. Günay, şiir yazmayan bir şair aslında... Ölüyaprak Vuruşu romanımdaki Özgür Güneyli de öyle... Özgür biraz benim gibi bu konuda. Aslında o romanı yazan ben, oradaki Özgür Güneyli gibi oldum giderek. Benim hayatım giderek onun hayatına benzedi. Onun serüvenini kendi serüvenime benzetme planımsa hiç olmadı.

Büyülü Gerçekler filmimde başrolde bir şair (Salih Bolat) oynadı. Orada asıl şiirsel kahraman, romanın içinden çıkıp özgürlüğe kaçan (Sefa Çeliksap) tuhaf adamdı. Şiirsel sinemanın tüm özelliklerinin görülebileceği Albatrosun Yolculuğu filmimde şairi, şair Salih Bolat canlandırdı. Filme metruk mekânlar, basık atmosfer, güvensiz sokaklar, aşkın peşinde savrulan adamlar ve kadınlar, katiller, geceleyin duyduğumuz şimşek sesleri, serseriler, kaçaklar, fahişeler, üçkâğıtçılar, sokak müzisyenleri, gece yağmurları, sarhoşlar, şairler kanını verir; hepsi şiirsellik içinde yaşar.

Nazan Şara Şatana – Sizin eserlerinizde niçin şiir önemli...

Cengis Asiltürk – Filmlerim, romanlarım ve hayatım şiirsellik taşımalı. Şiirsellikten kopuk bir sanat yapıtı olamazmış gibi gelir bana. Osman Hamdi Bey resimlerinden Salvador Dali resimlerine, Ömer Kavur filmlerinden Angelopoulos filmlerine, Ahmet Hamdi Tanpınar romanlarından G.G. Marquez’in romanlarına kadar tüm büyük sanat yapıtlarının özünde şiir var. Bazen bir sözcük ya da sinemada bir çekim gerçekten kendi başına şiirsellikle doludur. Albatrosun Yolculuğu filminde şair bisikletiyle, ağlayan bir çocuğun sesinin peşine düşer. Ormanın derinliğine ilerler. Evlerinin salonundaymış gibi ormanda koltuklarına kurulmuş kitap okuyan insanlara rastlar, şaşırmaz; bu, onun şiirsel dünyasında kabul edilebilir imgedir.

Nazan Şara Şatana – Romanlarınıza nasıl yansıyor bu şiirsellik...

Cengis Asiltürk – Şimdi... Muleta’da Günay ile Kovboy Hakan bağ evinde yalnız yaşayan yaşlı bir kadını kuduz köpeğin parçalamasına neden olur. Bu, hem Günay’ın başına gelecek felaketlerin metaforik anlatımıdır, hem de onun yaşama tutunma çabasını simgeler. Sözcükler/çekimler kendi başlarına önemlidir, ama ortaya çıkacak yapıt onların bir yığılımından ibaret görülemez. Yapıt, onların birbirini itmesinden, çekmesinden, devindirmesinden, birbirine kurgulanmasından oluşur. Suret romanında, Rüstem Efendi on yedi yaşında Bursa’dan bir kağnı arabasıyla Konstanttiniyye’ye gelir. Suret Atölyesi’ne gitmek için, Kızkulesi’nin karşısından kayığa biner. Suret Atölyesi denizin karşısında, bugünkü BJK stadının solundaki, eski adıyla “Beleş Tepe” denilen tümseğin altında. Okuyucular ve eleştirmenler, Rüstem Efendi’nin oraya ulaşmak için bindiği kayık yolculuğundaki anlatımı şiirsel buluyorlar. Benim kanımca da öyle...

Ölüyaprak Vuruşu’nda Özgür Güneyli ile Eylül Kümülül’ün ilaçlama uçağıyla gökyüzünde yaşadığı serüven de öyle...

Özgür’ün düşleri, rüyaları, sanrıları...

Muleta’daki terk edilmiş tren vagonunda yaşananlar kara bir şiirsellik taşır. Sırlanmış Zamanın Gölgesinde romanında kabilenin tüm yaşantısı adeta bir şiirin içinde geçer.

Nazan Şara Şatana – Sizi kutluyorum. Bir Türk Yazarın Orontes ııı. Uluslararası Çağdaş Sanat Kurumu, tarafından “Yılın En İyi Roman Ödülünü’nü almanızı kutluyorum, bir yazar olarak, bir yazar arkadaşımın bu büyük başarısından da gurur duyuyorum. Teşekkür ederim.

 

Nazan Şara Şatana

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1583
Toplam yorum
: 112
Toplam mesaj
: 11
Ort. okunma sayısı
: 4883
Kayıt tarihi
: 09.12.10
 
 

Turizmci; Genel müdür Yazar ; Romanlar, senaryolar müzikkaller... Sinema filmleri, TV filmleri.....

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster