Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Nisan '08

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
559
 

Cennetin iflası

Azrail’le Sohbet


- “Bak Azrail, bak benim güzel kardeşim, ben sana anlatamadım galiba; ben ondan başkasına kulluk etmemişim, başkasını ona eş koşmamışım, buyurduğu üzere babama anama saygımı ve sevgimi eksik etmemişim, kimsenin canına kıymamışım, malına mülküne göz dikmemişim, çalmamışım, çırpmamışım, kimseye yan gözle bakmamışım, harama uçkur çözmemişim, ne yetimin ne de bir başkasının hakkını yememişim, yalana dolana karışmamışım, kibire sırt çevirip hep alçak gönüllü olmuşum, koskoca bir ömür örnek bir öğrenci gibi yaşamışım yani, sen kapıma dayanıp ‘vaden geldi!’ dediğinde gıkımı çıkarmadan ölmüşüm de, yani sana da yamukluk yapmamışım, hani o da bir emir kuludur, zorluk çıkarıp başını belaya sokmayayım garibin demişim, kaderime razı olup peşine düşmüşüm anlayacağın, cık, sen de kalkmış ‘cenneti kapadık!’ diyorsun?! Olacak iş mi şimdi bu?”

- “Kurtarmıyor diyorum kardeşim sana kaç saattir, anlamıyor musun? Kurtarmıyor? Rentabıl değil. Öyle üç beş ‘iyi’yle koca cennet mi yürürmüş?! Uzatma!”

- “Ne demek uzatma yaa?! Burada söz konusu olan benim sonsuz geleceğim, kardeşim, uzatacağım tabii. Var mı öyle yağma?! Uzatmaymış. Hem ne demek kardeşim kurtarmıyor? Bana ne kurtarmıyorsa canım, ben gerekeni yapmışım, adam gibi yaşamışım, antlaşmanın şartlarını yerine getirmişim yani, anlamam, cenneteki yerimi isterim, allahı gelse vazgeçmem hakkımdan! Yoksa biz de bilirdik çalıp çırpmasını, harama göz dikmesini, yalanı dolanı.”

- “Ne hakkı kardeşim, hak değirmende olur, burası tanrı katı, burada hala patronun dediği geçer! Hakkımı isterimmiş! Sana patron bir hak verir var ya alamadan gidersin! Zaten morali sıfır...”

- “Hakkım diyorum sana kardeşim yaa, allah allah!”

- “Bak artık kafa ütülemeye başladın ama haa! Attırma tepemin tasını, iterim seni şu karanlık boşluğa, yedi mahşer kimse bulamaz ona göre! Hakkımmış!”

- “O zaman söyle patronuna beni tekrar dünya’ya geri göndersin. Madem cennete gidemeyeceğim, bari ağız tadıyla üç beş gün kötü olayım da öyle geleyim.”

- “Kardeşim, kapına dayandığımdan beri ‘ben, ben, ben’ diye ağlayıp duruyorsun, bencil herif, bir de gelmiş utanmadan ‘iyiyim, cenneteki yerimi isterim!’ diyorsun. Ya bizim hakkımız ne olacak?! Sabah akşam çalışıyoruz; yarına şeytana patron demeyeceğimizi dahi bilemiyoruz.”

- “Bana ne kardeşim senin hakkından, senin arkan sağlam, arkanda koskoca tanrı var, ben kendi yoluma bakarım!”

- “Arkamda tanrı varmış! Geçeceksin bu dünya muhabbetlerini. Burada her melek kendi kanadından asılır. Arkamda tanrım varmış, bırak kardeşim boş lafları. İsrafil de öyle diyordu. Ne oldu?”

- “Bana ne kardeşim İsrafil’den yahu?”

- “Bana nesi mi var. Melekcağız sizin yüzünüzden şimdi mekân-ı cehennemde sur borusunu çalıp, şeytanın müşterilerini eğlendiriyor. Sen işin ciddiyetini hala kavrayamadın anlaşılan. Biz melekler olmasak sizin hiç şansınız yok be sen ne diyorsun. Biz olmasak cennetin kapısını bile göremezdiniz be.”

- “Madem öyle, ne diye kapadınız cenneti?”

- “Ee, artık biz bile size söz geçiremez olduk.”

- “Kabahati bizde değil kendinizde arayın.”

- “Aradık, aradık, merak etme.”

- “Eee?”

- “Eeesi, sizinle baş edemeyeceğimizi anladık. Patronun izniyle baş ederiz diye düşündük ama o da olmuyor artık.

- “Peki İsrafil neden saf değiştirdi ki?”

- “Tabii sen nereden bileceksin ‘kıyamet tartışması’nı?!”

- “Kıyamet tartışması mı?”

- "Kıyamet tartışması. O tartışmadan sonra İsrafil şeytanın safhına geçti.”

- “Nedir bu kıyamet tartışması?”

- “Adı üzerinde: kıyamet üzerine tartışma. İsrafil dünyada olup bitenleri gördükçe kıyameti koparmak istemiş ama patron her seferinde karşı çıkmıştır. Son bir şans daha tanıyalım, son bir şans daha tanıyalım diye diye İsrafil’i bezdirmiştir. Sonunda bastı istfasını. Ama Sadece İsrafil mi bezen, hıı?”

- “Yapma ya?!”

- “Ohoo...! Patronun koltuğu çoktan sallanmaya başladı. Bak sana şeytanın safhına geçenleri bir sayayım.”

- “Ne sayması ya, topu topu dört değil miydi? İsarafil’i dedin zaten. Ee, sen de burada olduğuna göre, geriye Cebrail’le Mikail kalmadı mı?”

- “Senin saydıkların baş gedikliler. Yüksek rütbeliler yani.”

- “Adıyla şanıyla kitaplara geçmiş olanlar yani.”

- “Evet, bizim gibi ayak işleriyle uğraşmıyorlar.”

- “Estağfurullah!”

- “Estağfurullahsı, mestağfurullahsı yok, öyle!”

- “Öyle deme, senin adın da şanın da dillere destandır.”

- “Ne demezsin?! Herkes sever zaten beni.”

- “E sen de bir geldin mi pir geliyorsun, Azrail’ciğim.”

- “Beni ömrü boyu sürünmüşü bile sevmez, sen ne diyorsun be. Kurtarmaya geldi demez, canımı almaya geldi der. Bu insanlar bir garip zaten. Adam her gün çile çekmeyi, ölüp kurtulmaya yeğler.”

- “Ne yapsın be, garibim, umut işte. Yarın köşeyi dönerim belki diye umut eder durur.”

- “Umut mu? Güldürme beni allah aşkına. Umutmuş. Ne umudu ya?! Adam umut etmiyor ki, kendini avutuyor. Kendini avutmak ne zaman umut etmek oldu?!”

- “Vallahi sen de haklısın.”

- “Biz dünyada işlerin nasıl yürüdüğünü bilmiyoruz sanma. Her daim tepenizdeyiz, unutma. Bizden bir şey kaçmaz. Umudun garibin ekmeği olduğunu biliriz. Hani bazı arkadaşlar gibi enayinin ekmeği demeyim.”

- “Umut herkesin ekmeği be! Sen de inşallah ilerde patronun işleri iyi gider diye umut etmiyor musun?”

- “Benim işim sağlam. Dünyada ölen ölene. Umuda gerek yok.”

- “Ya bir gün biri ölümsüzlüğün iliksirini bulursa?”

- “Merak etme, bulur bulmaz biri öldürür onu.”

- “Peki nasıl başladı bütün bunların hepsi?”

- “Ne?”

- “Yani hanginiz ilk şeytanı patron bildi?”

- “İlk saf değiştiren o zamana kadar ölenlerin ruhunu ahirette karşılayan Mikail olmuştur. Benim muhattabım yani. Aldığım canların ruhunu gelir ona teslim ederdim. Ama eskidendi o. Artık cehennemde karşılıyor ruhları. Cennetliklerinkine de ben refakat eder oldum. O gitti gideli patron o işi de bana yükledi.”

- “Vay be! Hakkaniyetin, adaletin koruyucusu Mikail he? Desene o yüzden dünyada adalet diye bir şey kalmadı?! Demek bu yüzden insanlar kötüleştikçe ölümsüzleşeceklerine inanır oldular. Vay be! Biz de oturmuşuz, gökten adalet bekliyoruz.”

- “Mikail aynı zamanda doğadan da sorumluydu. Mevsimler ondan sorulurdu. Güneş de, yağmur da.”

- “Desene o yüzden dünyada yaz kış birbirine karıştı.”

- “Tabii.”

- “Vay halimize! Nereden bilelim doğanın da şeytanın eline geçtiğini?! E hani melekler yalnızca iyi işler yapardı? Ne bunlar böyle?”

- “Eee, devir değişti artık. Kötüyle iyi birbirine karıştı gitti. Artık şeytana da gelişigüzel kötü diyemiyorsun. Yaptığı iyi işler de var.”

- “Şeytanın ne gibi bir iyiliği olabilir ki?”

- “Mesela... mesela masturbasyon...”

- “Bak ben bunu hiç öyle düşünmemiştim.”

- “Anlayacğın, geldi zaman gitti zaman, kul da değişti, şeytan da. Parayla imanın kimde olduğu belli olmuyor diyorsunuz ya, öyle işte.”

- “Vay be! Ya buranın nesi ahiretlik allah aşkına?! Dünya’dan bir farkı yok, allah canımı alsın ki!”

- “Aldı zaten merak etme!”

- “Hahaha, çok komik!”

- “Hop hop, terbiyesizlik yok, tamam mı?! Azrail’le konuştuğunu unutuyorsun galiba.”

- “Peki başka kimler geçti şeytanın safhına?”

- “Mikail’le birlikte Samyaza da geçti şeytanın safhına.”

- “Samyaza mı?”

- “Hovarda Samyaza’yı tanımıyor musun?”

- “Hayır.”

- “Samyaza, patronun yarattığı kadın soyuna göz diken melektir.”

- “Hadi ya?!”

- “Tabii. Samyaza ve yandaşlarının kadın soyuyla münasebetleri sonucu Hanefilim soyu türemiştir.”

- “Ne soyu?”

- “Hanefilim soyu.”

- “Onlar da kim ya?”

- “Hanefilimler, melek ve insan arası dev yaratıklardı.”

- “Allah, allah!”

- “Patronun gönderdiği tufanla birlikte soyu dünya haritasından silinmiştir.”

- “Dünya’da neler oluyor, haberimiz yok.”

- “Mikail ve Samyaza’dan sonra İsrafil, ondan sonra da Sealtiel aramızdan ayrıldı.”

- “Kim, kim?”

- “Sealtiel.”

- “Sealtiel mi?”

- “Evet.”

- “Peki o neyin meleğiydi?”

- “Ölçüsüzlüğün ve ayyaşlığın baş belası olarak tanınırdı.”

- “Hadi ya, demek bizim bitli Hamdi’nin gerisi de Sealtiel’in yüzünden kalktıydı. Şimdi anlıyorum. Eee, bırakırsan adamı öyle kontrölsüz...”

- “Hamdi de kim?”

- “Bizim komşu. Adam bir günde döndü köşeyi. Sabahtan akşama milyarder oldu çıktı. Hani olsun olsun da, niye oldu nasıl oldu, kimse anlamadı.”

- “Piyango vurmuştur.”

- “Yok vallahi!”

- “Piyango vurmuştur diyorum sana.”

- “Yok diyorum sana, öyle olsa bilirdik. Hayır, neden sonra duyduk ki, bizim bu Hamdi’nin babasının memlekette atalardan kalma bir arazisi varmış.”

- “Bundan daha iyi piyango mu vururmuş adama?!”

- “Ha sen o anlamda piyango dedin...! Doğru! Ama o zaman dur, bak dinle, asıl piyango nasıl vururmuş, gör. Hamdi’nin babasının arazisine anlı şanlı, namını dünya bilen bir fabrika talip oluyor. Daha düne kadar köyün inekleriyle keçilerinin bile sıçmaya tenezzül etmediği araziyi Hamdi milyarlara satıyor. Bak malında gözüm varsa gözüm çıksın. İnsan komşusunun işleri iyi gitsin istemez mi?! Ama yıllardır kapımıza dayanıp, “şeker var mı, almayı unutmuşuz?”, “varsa şuna bir bardak yağ dolduruver be komşu, almayı unutmuşuz, ”, “sıkışığım be komşu, varsa birkaç gayme versene, ay başına veririm, ” diyen komşu, araziyi satıp, zenginlerin yaşadığı semte taşınınca bırak eski komşularını ziyaret etmeyi, gördüğünde görmemezlikten gelip başını çevirir, çeviremeyecek kadar dalgın olup bir iki kelimelik muhabbete mecbur kaldığında da senede iki kere değiştirdiği ciplerden ve istiflediği pahalı viskilerden başka bir şey konuşmaz oldu. Ama şimdi anlıyorum, neden?”

- “Neden?”

- “Neden mi? Sizin yüzünüzden!”

- “Bizim yüzümüzden mi?”

- “Tabii!”

- “Nedenmiş o?”

- “Kardeşim bizi koruyacak melek kalmamış ki. Dünya batmasın da ne yapsın. Baksana, topuğunu kapan soluğu şeytanda alıyor. İnsanlık ne yapsın. Atası neyse, o da öyle olacak tabii! Biz yukarı bakıp, iyiye baktığımızı sandıkça, kötülük öğreniyormuşuz da haberimiz yokmuş. Yakında tavuklar da su içerken boğulursa şaşma.”

- “Bak daha kimler şeytanla işbirliği yapıyor, dinle!”

- “Sus ya, moralimi bozma!”

- “Sealtiel’den sonra Raphael de gitti. Onunla birlikte insanların ruhu da cennetten cehenneme taşınır oldu. Eee, normal, insanların ruhunu koruyacak melek kalmayınca.”

- “Giden gidene, allah canımı alsın ki!”

- “İnsanlara cennette kulluk eden Rıdwan, insanları kazadan beladan koruyan Hafaza, bolluk ve bereketin meleği Cathetel, hepsi gittiler.”

- “Sus ya. Biz batmışız da haberimiz yok.”

- “Merak etme, siz her bataklıktan çıkarsınız. Sizden korkulur vallahi.”

- “Demesi kolay. Ama şeytan da iyi götürüyor işleri ha.”

- “Acayip hem de! Ne de olsa mesleğinin en eskisi. Olacak o kadar. İnsanları ayartmakta üstüne yoktur. O kadar büyüttü ki işleri, artık cehennem bile dar gelir oldu. Bak görürsün yakında cenneti de ele geçirir. Geleceğin patronu diyenlerin sayısı az değil hani.”

- “Geleceğin patronu mu?”

- “He ya!”

- “Patron koltuğunu şeytana bırakır mı dersin? Bırakır mı cenneti ona?”

- “İyi bir teklif yaparsa neden olmasın?!”

- “Vay be, cennet bile satılık desene!”

- “Boş durup, çürüyeceğine... Arz talep piyasası kardeşim. Millet değişikliği sevmiyor. İnsanlık acayip tutucu. İmam bildiğini okur misali anlayacağın. Dünya’da nerede yaşadıysa, ahirette de orada yaşamak istiyor. Ateşe de alıştılar artık. Dünya daha sıcak diyenler bile var.”

- “Desene patron yanlış numaralara yatırmış paraları.”

- “Dedik zamanında, ama dinletemedik.”

- “Ne dediniz?”

- “Bu insanların ipiyle kuyuya inilmez diye.”

- “Bak Azrail’ciğim, kalbimi kırıyorsun, genelleme lütfen! İyi olanımız da var!”

- “Zaten ne olduysa senin gibi birkaç iyi yüzünden oldu ya!”

- “Yine ne yaptık yaa?”

- “Patronun oğlu ilan ettiniz kendinizi, peygamber olup çıktınız, mesih oldunuz, ermiş oldunuz. Her seferinde bizim patronu birkaç yüzyıl daha boş yere umutlandırdınız durdunuz!”

- “E o da bir tiyo verebilirdi, değil mi ama?! Oluverirdik hatırına bir çırpıda kötü. Ondan kolay ne var.”

- “Pes yani, sizden her şey umulur vallahi!”

- “Sana da yaranamadık gitti ya! Neyse! Sen onu bunu boş ver de ben ne olacağım şimdi onu söyle.”

- “Bir vakit patronun sarayının bahçesinde kalacaksın.”

- “Ne demek bir vakit?”

- “Patron iyilere yeni bir mekân bulana kadar.”

- “Peki, ya tanrının işleri iyi gitmez de cenneti şeytana devretmek zorunda kalırsa? Ne olacak o zaman bizim halimiz?”

- “Merak etme, açta açıkta kalmazsın. Patronun izniyle cehenneme girme sınavlarına katılırsın. ”

- “Ne?”

- “Cehenneme girme sınavlarına katılırsın dedim.”

- “O da ne yaa?”

- “Artık cehenneme girmek de zorlaştı kardeşim. Öyle sıradan kötü olmakla cehenneme girilmiyor. Cehenneme girebilmek için adam gibi kötü olmak gerekiyor.”

- “Vay be! Bilseydim öbür dünyanın, pardon bu dünyanın, bu kadar şatafatlı olduğunu, ölmezdim allah canımı alsın ki.”

- “Öldün bir kere. Geri dönüş yok artık. Bir yolunu bulup, bir yere kapı atacaksın.”

- “Atamadağımı farz et. Farz et adam gibi kötü olamadım. O zaman ne olacak?”

- “Olursun, olursun, merak etme! Baksana, cin gibisin, maşallah! Merak etme! Dünyada olamadığını ahirette olursun!”

- “Şu cehenneme girme sınavı...”

- “Evet...?”

- “Zor mu?”

- “İyiysen zor.”

- “Anlatsana, ne yapmak gerekiyor?”

- “Çok kolay. Kötü olman gerekiyor.”

- “O kadarını anladım canım. Tam olarak ne yapmak gerekiyor?”

- “Yedi büyük günahta ne kadar usta olabildiğini kanıtlayabilmen gerekiyor.”

- “Yedi büyük günah mı?”

- “Evet. Cimrilik. Haset. Hiddet. Aşırılık. İffetsizlik. Hoffart. Trägheit. Hepsinde ustalaşacaksın. Herbirinde usta olduğunu şeytanın sağ kolu Azab’ın önünde kanıtlaman gerekiyor.”

- “Ohooo, yandım desene.”

- “Yook, sınavı kazanmadan yanmak yok! Önce sınavı kazanacaksın, ondan sonra.”

- “Nasıl kazanacağım peki?”

- “Merak etme, cennettekiler yardım eder.”

- “Cennettekiler mi?”

- “Evet. Hatta bazıları kurs bile veriyor.”

- “Sen ne diyorsun?!”

- “Tabii. Birlikte hazırlanırsınız.”

- “Peki, sen ne kadar katlanacaksın bu işe?”

- “Hangi işe?”

- “Daha ne kadar patronun hizmetinde kalacaksın?”

- “Ben zaten oldum olası ikisine birden çalışıyorum. İyiysen cennete götürüp patrona, kötüysen cehenneme götürüp şeytana teslim ediyorum. Ama son zamanlarda şeytana mesaiye kalır oldum. Ölen beş kişiden dördü direk cehennemlik. Çocuklarla senin gibi birkaç fosil iyiler de olmasa sabah akşam şeytana çalışırdım herhalde. İyiler neden çabuk ölüyor zannediyorsun. Tanrı sevdiğini çabuk yanına alırmış falan hepsi hikâye. Korkuyor patron. Bugün iyi olan yarın kötü oluveriyor. İyiliğin garantisi yok ki. O da cennet boş kalmasın diye vadelerini kısa tutuyor. Çoğu kötü olamadan ahiretlik oluyor. Anlayacağın her şey hesap. Buna rağmen patron cenneti kapatmak zorunda kaldıysa bir şeyler acayip yanlış gidiyor demektir. Bıraksan var ya, hepsi er ya da geç kötü olur, hepsi.”

- “Bak yine genelliyorsun.”

- “Senin de, iki gün daha yaşasaydın, kötü olmayacağını kim söyleyebilir ki?!”

- “Siz bizden ümidi kesmişsiniz de diyemiyorsunuz.”

- “Ben rakamlara bakarım. Rakamlar da bana hak veriyor.”

- “Bana sorarsan cennetin modası geçmiş. Ya konseptini değiştireceksin, ya da cenneti şeytana devredeceksin.”

- “Öyle ya da böyle, cennet ya da cehennem, sonunda olan bana oluyor.”

- “Nedenmiş o?”

- “Dünyada bir günde kaç insan ölüyor biliyor musun?”

- “Bilmem.”

- “İyi günde elli bin insan.”

- “Oha!”

- “Böl elli bini yirmidörde.”

- “2083.33333.”

- “2083 diyelim. Saatte 2083 can teslim alıyorum demek. Dakikada...?”

- “Yaklaşık 35.”

- “Dakikada 35 can teslim alıyorum yani. İki saniyede bir can.”

- “Buna can mı dayanır be!”

- “Öyle diyorsun da, senin canın bir kere çıkıyor, benimki her gün.”

- “Sen de haklısın.”

- “Bu tempoya daha ne kadar dayanırım ben de bilmiyorum.”

- “Sen de pes etmek üzeresin gibime geliyor.”

- “Kolay değil.”

- “Ya ne olmuş bizim bu meleklere yaa?! Hani bizlere iyilik yapmak, iyiyi göstermek için yaradılmıştınız?! Ne olmuş sizlere böyle?! Biz sizlerden daha melaikeyiz be!”

- “Seni de göreceğim. Hele birkaç gün geçsin. Bak nasıl da cehenneme girebilme derdine düşüyorsun.”

- “Ben beceremem o işi. Cennette çürür giderim.”

- “Ne cenneti kardeşim. Cennet kapandı diyorum sana. Hala cennette çürürüm diyor yaa.”

- “Lafın gelişi diyorum canım.”

- “Senin gibilerini çok gördüm ben. Hepsi de şimdi cehennemin takdirnameli sakinleri. Cimri de olursun, haset fesat da, hiddetlenip, aşırıya kaçmayı da bellersin, iffeti nefsini koyuverip, kendinden geçmeyi de. Hepsini öğrenirsin. Üzüm üzüme baka baka kararırmış. Gideceğin yerdeki iyilerin hepsi beklemede. Bir ayakları cehennem de anlayacağın. Sen de onlar gibi olacaksın sonunda.”

- “Kâbus gibi vallahi ya!”

- “İşine gelirse.”

- “Gelse ne değişir, gelmese ne değişir. Hem deveni güdemiyorsun, hem de bu diyardan gidemiyorsun.”

- “Ahirete hoş geldin!”

- “Hoş bulduk, hoş bulduk!”

- “Benden sana tavsiye: fazla kafana takma, herkesin yaptığını yap, rahat edersin.”

- “Ahirette de koyun olmaktan kurtulamayacağız desene.”

- “Böylesi daha iyi.”

- “Azrailciğim, beni patronunun avlusuna bırakıp ortalık kaybolmadan, senden bir ricam olacaktı.”

- “Ne ricası?”

- “Rica etsem patronuna benden bir şey iletebilir misin?”

- “Ne?”

- “Alacağı olsun.”

- “Neden?”

- “Sattı bizi.”

- “O sizi satmadı, siz kendinizi sattınız! Hem de kendinize! Siz şeytanın ta kendisisiniz!”

- “Biz şeytanın kendisiysek yaradılışımızdandır. Yaradılışımız da yaradanımızdandır.”

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Akıl hakkında görüşünüzü merak ettim hocam. biraz açıklarsanız beni memnun edersiniz

cetuşa 
 11.07.2008 13:47
Cevap :
merhaba sevgili cetusa akil ilk bakista bir, iyice irdelediginizde en az bin, biri bine bölmeye kalkistiginizda da darmadagin olan, binbir katmanli talas böregine benzer... kisacasi özenle acip incelenmesi gereken bir fenomendir...bana biraz zaman verin lütfen...ilk firsatta kapsamli bir mesaj gönderirim...zira aklin bir ucu bugündeyse digeri de 'yaratan'in kendi 'varligi'nin cekirdegi kendi 'aklinin' özündedir...yani mikrobiyolojide ve nörolojide, yani fizikte oldugu kadar, sibernetikte ve etiktedir de, yani vicdandan ruha varan namaddesel yoldadir da... felsefeden fizige uzanabilmek gerekir, akli dengeyi bozup sacmalik cukuruna düsmeden... :-) sevgilerimle...not:su an üniversitede ve okulumda bircok sinav düzenliyorum ve not bekleyen ögrencilerle bogusuyorum...ama ilk firsatta meraginiza bir ugrarim...hoscakalin  11.07.2008 19:52
 

Aklıma gelenleri yalın olarak yazdım; hiçbir art niyetim yok, olamaz. Ben, ateist de olsa insanlara yürek temizlikleri, birikimleri ve insanlığa katkıları kadar değer veren biriyim. Kaldı ki, yanıtınızda belirttiğiniz gibi, Tanrı sorunu felsefi anlamda hala çözülmüş değildir. Sadece inanç sistemlerince "kanıtlanmış"casına kesinlik kazanmıştır. Benim araştırmalarımdan çıkardığım sonuç şu: Hiçbir insanın zihnindeki "tanrı" imgesi, fikri bir başkasınkine uymaz; uymaması doğaldır ve 6,6 milyar insan "..."na farklı biçimde tapınır ritüeleer orta olsa dahi. Esin verdiniz. Saygıyla... Bu konudaki kitabımı indirip okumak isterseniz: mehmettttsaglam.blogcu.com 'dan ücretsiz edinebilirsiniz.

Mehmet Sağlam 
 11.04.2008 23:02
 

Güzel bir kurgu, gıpta ettim. Yalnız kafama takıldı: Tanrı konusunda kafanızdaki sorulara yanıt bulamadığınız için hâlâ bir sorgulama içinde misiniz; yoksa insanların bazı şeyleri sorgulamalarına araç olmayı mı amaçladınız; veya aklıma gelmeyen bir şık mı var bilinçaltınızda?... Saygıyla... MS

Mehmet Sağlam 
 10.04.2008 22:29
Cevap :
Cevap 1 Merhaba, her şeyden önce yazıma göstermiş olduğunuz ilgiye teşekkür ederim... inanın zamanın ne kadar pahabiçilmez bir değer olduğunu bilirim...birazını bana harcadığınız için tekrar teşekkürler! bence ‘tanrı’, ardına vardığımızı düşündüğümüz (ama bence yanıldığımız) ‘ilâhî’ ya da ‘meta’ ‘doğası’ icabı, bildik ‘sûre’li kaynaklarda (bu Kurân-ı Kerim olabilir, İncil olabilir, Tevrat olabilir, ya da bir başka ilâhî kaynak olabilir) yazılıdurduğunun tersine, insanın aklının alamayacağı komplekslilikte bir ‘...’dir. Ama şimdi beni ateist falan ilan etmeyesiniz, lütfen! Ya da ne bileyim, kâfir mâfir falan! Benim demek istediğim: ben kendimce inanıyorum... sen de mi onlardansın, hani şu kendine kafasınca bir din, tanrı uyduranlardan diyebilirsiniz... ne yazık beynimdekiler o kadar basit bir örgüde değil... işin içine fizik de girecek, mikrobiyoloji de... felsefe de girecek psikoloji de...  11.04.2008 1:43
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 47
Toplam yorum
: 63
Toplam mesaj
: 16
Ort. okunma sayısı
: 516
Kayıt tarihi
: 09.04.08
 
 

Freiburg Üniversitesi Nörolengüistik ve Felsefe bölümü mezunuyum. H..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster