Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Nisan '08

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
833
 

Çerçevelik sözler

Çerçevelik sözler
 

Aysun Kayacı


Sonunda bu da oldu.
Ak Parti' yi eleştirmeye yarayacak her yol mubah sayıldığından, manken Aysun Kayacı'nın sözleri, "kutsal metin" haline getirilerek tartışmaya açıldı. Bunun üzerinden parti hem küçümsendi, hem de eleştirildi.

Manken hanımın sarfettiği cümleleri tam olarak bilmiyorum. Hepsini okumadım, dinlemedim, dinlemek te istemiyorum. Kulağıma gelenlerle idare ediyorum. Galiba, "Ben vergi veriyorum. Benim oyumla, dağdaki çobanın oyu aynı olmamalı, " demiş.

Buraya hiç takılmıyorum. İnsan bazan, haddini aşan sözler söyleyebilir. Bunu çoğumuz yapıyoruz. Çünkü dilin kemiği yoktur. Sıkıntım bu değildir. Beni yazmaya zorlayan; sosyal, ekonomik, bilimsel, geleneksel, oransal, hatta cinsel hiç bir değeri olmayan bu sözlere, "olağanüstü" bir kıymet verilmesidir. Çizmeyi aşan bu ifadelerinden dolayı Kayacı'nın, İbn-i Haldun, Sokrates veya Fukuyama muamelesi görmesidir.

Artık Atatürk'ün, "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir" sözünün üstüne bir çarpı koyup, onun yerine evimizin duvarına, "Benim oyum, dağdaki çobanınkinden değerlidir, " yazısını koyabiliriz. Bu mübarek cümleyi güzelce çerçeveletip meskenimizin, kıblemiz saydığınız istikametine asalım ki, sabahları kalktığımızda karşısına geçip, bir iki şükür secdesi yapabilelim. Bizi çobandan üstün tutan bu kıymetli belgenin sahibini gereği gibi kutsayabilelim. Resmini de asarsak, eminim tapınma şevkimiz bir kat daha artacaktır.

Önceki akşam Kanaltürk'te, Cevizoğlu'nun ve iki konuğunun lafı, döndürüp dolaştırıp buraya getirdiğini gördüm. Şaşırmadım desem yalan olur. Cevizoğlu, fakirliğin bir gerçeklik, yardımın da bir zaruret olduğunu anlatmaya kalkan konuğunu, arada bir hizaya sokuyordu. Çünkü konuk, bazan muhalefet yaptığını unutarak, doğru şeyler söylüyordu.

Gerçek şu ki, Ak Parti'yle, onun temsil ettiği kesime karşı beslenen olumsuz duygular, onların aleyhine olacak en absürt ve en anlamsız görüşleri bile haklı çıkarıyor. Bu da normal insanın sabrını zorluyor, dengesini bozuyor. Artık bu noktadan sonra düşünce ayrılıkları; olağan insan tasavvurları olmaktan çıkıyor, açık ve tehditkar bir düşmanlığa dönüşüyor.

Bir kesim, "anti laik" olarak kabul edilenlere karşı bileniyor ve dolduruluyor. Yandaşlarına, biteviye gerilim yükleyerek onları, zıtlaşmaya yatkın hale getiren öncüler, bir de karşı tarafa, "toplumu germeyin" demiyorlar mı; işte burada iplerimden kopuyorum. Sabrımın çerçevesinin çatladığını görüyorum. Bana bunu yaşatanların kesinlikle normalleşemeyeceklerine artık iyice inanmış bulunuyorum. Eğer bir insan hiç zorlanmadan yalan söyleyebiliyor, sözünün yanlışlığı isbatlandığında da yüzü hiç kızarmıyorsa, onu tuttuğu yoldan çeviremezsiniz.

Ceviz Kabuğu'nun takip ettiğim kısmında, çoğu izleyici mesajları Aysun Kayacı'ya arka çıkıyordu. Çünkü Aysun'un hedef zümresi olan çobanların, AKP'ye oy verdiği varsayılıyordu. Bundan sonra Kayacı'dan, terzilerin, berberlerin, balıkçıların, amelelerin, vasıfsız işçilerle diğer kesimlerin oylarının nasıl değerlendirileceği hakkında da bilgi alınmalıdır. Sonra bu görüşler, yasa haline getirilmelidir ki, bir dahaki seçimlerde, "üstün ırk" zaferini ilan edebilsin.

Kimse kusura bakmasın ve kimse alınmasın. Bu sözün böylesine rağbet görmesi, üstelik savunulması, içinde keramet vehmedilmesi idrak seviyemizin göstergesidir. Bizi birbirimize düşüren saikler işte bu düşük, sakil, değersiz ve çukur anlayışta gizlidir. Çünkü kendimizi ideolojimize kaptırdığımız zaman, akletme ve yargılama yeteneğimizi kaybediyoruz.

Yaşanan hazin bir durumdur ve aklın kullanılamadığının, ulusal erenlerin müridi olunduğunun, beynin başkalarına kiraya verildiğinin açık isbatıdır. Öyle olmasaydı manken hanımın bu sözleri, bilimsel teori gibi itibar görüp, insanları bu kadar meşgul etmezdi. Demokrasinin insana kazandırdığı değerler arasında, " benim oyum üstündür" sözünü sokuşturabileceğimiz ve ona meşruiyet kazandırabileceğimiz bir boşluk yoktur. Ya da ben göremiyorum.

Sığırların kızgınlık mevsiminde boğa, inekten başka hiç bir şeyi görmez olur. Yemeyi içmeyi bırakır. Hatta uçurumun başında eyleme kalktığında, eşiyle birlikte aşağı düşüp, canından olacağını bile farkedecek durumda değildir. Çünkü şehvetten gözü dönmüştür.

İşte hırsları sebebiyle azgın boğaya dönmüş birileri, şimdi böyle bir travma yaşıyorlar. Anayasa, hukuk, demokrasi, ekonomi, sosyal gerçeklik gibi değerleri hiç görmüyorlar. İktidarı alaşağı etmek dışında hiç bir şeye odaklanamıyorlar. Arzularını tatmin için kendileriyle beraber bizi de uçuruma doğru sürüklediklerini farkedemiyorlar. Şu "kızgınlık" dönemi bitse de kurtulsak diyorum.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sayın yazar size katılıyorum. bir mankenin lafını bile kullanan tv programı ancak bahsettiğiniz kanalda olabilir. hele partisiz, pırtısız tek başına milletvekili olabileceğini sanıp, başkentimizden aday olan hulki bey sanırım yenilgi hırsını daha atamadı. ama olsun yap hakareti bak gelecek seçimlerde yine seçilemeyeceksin. Allah'ın adaleti bakidir. hiçkimsenin iyi liği ve kötülüğü unutulmaz. laafla peynir gemisi yürümez ama iflasın eşiğinden dönen Türkiye bugün dünyada engüçlü ekonomilere koşarken onların kızgınlığını hoş görmek gerekir. ya niye yapamadık diye ya nasıl yapabilirler biz yıllarca ülkeyi geri bırakmak için elimizden geleni yaptık diye. tam anlayamadım. ama kızgınlar bu belli. sizlere baki selamlar.

Muammer Murat 
 09.04.2008 9:35
Cevap :
Doğrusu, Türkiye'de hakimiyetini sürdürmek için direnen zihniyetin, kalkınma ve çağdaşlık diye bir derdi yoktur. Onlara göre çağdaşlık; köşe başlarını tutmak, kadınları açmak, akşamları lüks restoranlarda rakı içip dansetmekten ibarettir. Avrupalılar'ın ülkemizin "sosyal demokrat" partisine, "muhafazakar (tutucu) parti" olarak bakması boşuna değildir. Sonuca ulaşmak için, yalan ve çarpıtma dahil, her yola başvuranları vatandaş çok iyi biliyor. Buna kendileri de şahit oldukları halde kötü huylarını bir türlü bırakamıyorlar. Demek, "can çıkar, huy çıkmaz" sözü doğru. Selamlar.  09.04.2008 11:37
 

Saygıdeğer Hüseyin Bey, "Demokrasinin ana yurdu, eski Yunan'daki filozoflar Aristo ve Eflatun demokrasiyi eleştirmiş, o zamanlarda halk içinde "ayak takımının yönetimi" gibi aşağılayıcı kavramlar kullanılmıştır." Hangi tarihte? Yaklaşık 2400 yıl evvel. Buradan çıkan sonuç; Ya insanların anlayışları 2400 yıl öncesinde kalmış, ya da, bazı insanlar 2400 öncesindeler. Demokrasilerin kötü yanı, aslında en iyi yanı da olmaktadır. Halkı ikna etmeden hiç bir uygulama yapılamamaktadır. Gerçekte böyle midir? Hayır? Vatandaşı medya aracılığı ile belirli bir anlayışa yönlendirirseniz, ortaya çıkan sonuç ne kadar sağlıklı olacaktır? Tüm vatandaşlar, aynı bilgi ve deneyime sahip olamayacağına göre hangi ölçülere göre karar vereceklerdir? Şunu öğrendim; kimse size karşı değil. Herkes inandıklarının ve çıkarlarının yanında yer almaktadır. Demokrasilerde insanları kazanmanın yolu ikna etmektir. Bu nedenle tüm TV'lerde açık oturumlar yapılarak vatandaş yönlendirilmektedir? Sağlıcakla kalınız.

Canmehmet 
 06.04.2008 16:38
Cevap :
Azizim Canmehmet: Söylediklerinizin çoğunda görüşlerimiz müşterektir. Sıkıntım, söz konusu kişilerin insanları, demokratik bir zeminde dürüstçe, centilmence ikna etme gibi dertlerinin olmaması. Dediğiniz gibi insanları bilgilendirmiyorlar, resmen yönlendiriyorlar. Gerçek dışı anlatımlarla yönlendirmenin adına yanılmıyorsam, "beyin yıkama" deniyor. Bu taktikle yola gelmeyenler ise, tankla veya hukukla hizaya sokuluyor. Hukuk bizde silindir niyetine kullanılıyor. Yani siyaset, eşit şartlarda yapılmıyor. Dominant fikrin dışındakiler "tehlikeli madde" muamelesi görüyor. Sıkıntım budur. Selamlar.  07.04.2008 22:53
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 462
Toplam yorum
: 719
Toplam mesaj
: 8
Ort. okunma sayısı
: 691
Kayıt tarihi
: 28.04.07
 
 

Emekliyim. Herkes gibi benim de bir dünya görüşüm var. İnsanların farklı fikir ve inançlara sahip..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster