Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Mart '11

 
Kategori
Blog yazarları tartışıyor!
Okunma Sayısı
953
 

Çernobil Gerçeği Ve Türkiye'nin Nükleer Enerjiye Yaklaşımı

Çernobil Gerçeği Ve Türkiye'nin Nükleer Enerjiye Yaklaşımı
 

Ukrayna'nın Çernobil kasabasında bir nükleer güç reaktörünün infilâk ettiği ve enerji santralinden sızan radyoaktif gazların diğer Avrupa ülkelerine doğru hızla yayılmakta olduğu haberi, dünya ajanslarında son dakika gelişmesi olarak verildiğinde henüz 3-4 yaşlarındaydım. (26.04.1986, saat: 01:23, Kiev yakınları, Çernobil, S.S.C.B.) Daha yeni tanımaya başladığım dünya, bir nükleer çevre felâketiyle pençeleşiyordu.

Sonra Çernobil felâketi sona erdi, ama ardında bu nükleer felâketin mirasını bir ömür boyu bedenlerinde taşıyacak nesiller bıraktı. Özellikle Doğu Karadeniz'de kanser vakalarının bu kadar sıklıkla görülmesinin temelinde, hâlâ 25 yıl önceki nükleer felâketin izleri bulunmakta.

Bunları neden mi anlatıyorum? Yakın zamanda Mersin Akkuyu'ya yapımı planlanan nükleer enerji santralinin hem Türkiye'nin doğasında, hem de toplum sağlığında bırakacağı tahribata dikkatleri çekmek için.

Vizelerin kalkmasıyla biraz daha ilerleme kaydeden Türkiye-Rusya ilişkileri, ülkeler arasında nükleer enerji transferini sağlayacak santralin yapımı anlaşmasında son imzaların atılmasıyla birlikte artık sağlam bir temele oturdu. Ama Akkuyu Nükleer Enerji Santrali'nin, esas bölge halkına ne gibi etkileri ve sonuçları olacak, diye düşünecek olursak; böyle bir radyasyon tesisinin, bölge halkının sağlığında bırakacağı olumsuz ve bir o kadar da kalıcı etkileri ne Rusya hükümeti hesap edebilir, ne de ülke ekonomisine büyük katkılar (!) sağlayacağı düşünülen bir nükleer tesisin yapımından Türk hükümeti vazgeçebilir.

Türkiye ve Rusya, 1986'daki nükleer patlamanın bedelini en ağır şekilde ödeyen ve halen de bu felâketin izlerinden kurtulamamış iki ülke. O yüzden de Akkuyu Nükleer Enerji Santrali'nin imza aşamasına gelmeden evvel, iki ülkenin başbakanları, bu radyasyon tesisinin yapımı üzerine kendi içlerinde bir kez daha düşünebilirlerdi. Halklarının büyük bölümü Çernobil felâketinden çok çekmiş iki başbakan, belki bu sayede halklarının sağlığının, milyon dolarlık yatırımlardan daha değerli olduğunu anlayabilirlerdi. Ama yandaş müteahhit firmalara, ucuz bedellerle ihaleler kazandırma düşüncesi; Türkiye'de hükümet kanadına, halkın menfaatine yönelik hayatî kararlar alma sorumluluğunu büyük ölçüde unutturuyor. Yalnız yapımı planlanan nükleer enerji santrali değil, sınırlarımızın hemen 16 km ötesinde, Ermenistan'ın başkenti Erivan'da kurulu Medzamor Nükleer Santrali de, bölgedeki ekolojik yaşam ve canlı türleri için büyük tehdit oluşturuyor.

1986 yılında meydana gelen Çernobil Nükleer Kazası, Türkiye'de yüzlerce insanın kanserin pençesine düşmesine ve birçoğunun bu hastalık yüzünden yaşamını yitirmesine sebep oldu. Karadenizli genç müzisyen Kazım Koyuncu (1972-2005) da, bu elim nükleer felâketin Türkiye'deki kurbanlarının en bilineni. Akkuyu'ya yapılacak bir nükleer enerji santrali, Türkiye'de, Çernobil gibi nice felâketlere davetiye çıkarabilir. Ve sonuçları da, Çernobil'den daha ağır olabilir.

Blog yazarımız da olan gazeteci ve moderatör Bahar Feyzan'ın, şu sıralar TV 8'de devam eden programının final bölümündeki soruyu, bir kez de Akkuyu Nükleer Enerji Santrali'nin inşaatı anlaşmasında imzası bulunan yetkililere yöneltsek; verecekleri cevap, acaba nükleer enerjinin geçmişte yol açtığı felâketleri ve söndürdüğü hayatları anlamaları için yeterli olabilir mi:

Uzun bir süredir mücadele ettiği kansere yenik düşerek, 25 Haziran 2005'te henüz 33 yaşında hayata veda eden Kazım Koyuncu'yu hatırlıyor musunuz?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

çernobil patladığında YTÜ, de çekirdek fiziği dersleri okutuyordum. aradan geçen onca zaman sonra şunu gördümki, insanları çok güzel korkutuyorlar. Bilen de konuşuyor, bilmeyen de ama bilmeyen gidip bir şeyler okumaya da yanaşmıyor. okumak isteyenler için: http://www.akkuyungs.net/?page_id=1951

ahmet zegerek 
 25.12.2011 19:57
Cevap :
Katılımınız için çok teşekkür ederim Ahmet Bey. Yazınızı en kısa zamanda okumaya çalışacağım. Saygılarımla.  27.12.2011 16:21
 

1986 yılında çernobil faciası olduğunda trakyadaydım.. çernobil faciasından birkaçgün sonra radyasyon yüklü bulutlardan üzerimize şiddetli yağmurlar yağdı..birileri en çok yeşil bitkiler ile bu bitkilerden beslenen hayvanların sütünde radyason bulunur bu sıralar bunların tüketmeyin bu arada çay bitkisi en çok etkilnen bitki olduğu için çay da tüketmeyin diyordu ama devlet yetkilileri tv lerde bardak bardak çay içiyor için sorun yok diyor du..gerçi çıkıp demese de facianın boyutunu bilmeyen halk umursamazdı ya..en çok karadeniz ve trakya etkilenmişti..86 yılındaydık 5 yıl sonra kanser vakalarının artacağı söyleniyordu..1991 yılında kardeşim cerrah paşa tıp fakültesinin onkoloji servisinde tedaviye başladığında hastaların çoğunluğunun memleketi trakya ve karadeniz idi..nükleer enerji üretimi risklidir kimse savunmaya kalkışmasın.. iktidar ne yaparsa yapsın herşeyini onaylama zihniyetinin savunmaları da saçmadır..

Meltem Şahin 
 30.03.2011 12:36
Cevap :
Öncelikle düşüncelerinize tüm kalbimle katıldığımı belirtmek istiyorum Meltem Hanım. Yorumunuz için çok teşekkür ederim. Saygılarımla.  31.03.2011 13:04
 

Bilerek NÜKLEER SANTRAL kurmanın mantığını neye dayandırıyorlar. tıpkı sıcak paranın olağan görülmesi gibi. Selamlar sevgiler...

Kadri KANPAK 
 29.03.2011 23:50
Cevap :
Merhaba Kadri Bey, Sırf nükleer enerji zengini komşu ülkelerle aralarını hoş tutmak, onların sermayesinden nemalanmak adına bir milletin sağlığını hiçe sayıyorlar. Gerçekten de, paranın dini ve imanı yokmuş. Saygılarımla.  30.03.2011 13:56
 

Değerli Emre Tekin, konuya farklı bir pencereden bakılması için size internet ortamında kolayca ulaşılabilecek, "Nükleer Teknoloji Bilgi flat.ca yayınlanan bir yazı gönderiyorum. "Kanser, Çernobil nedeni ile çok artmıştır." Radyasyonu ticari arzularına ulaşmak için ahlak dışı kullanan bir yabancı çay firmasının senaryosundan kaynaklanan ticari bir oyundur. Bu güzel senaryo ile çay üreten firmaların ihracatının çok azalması ve yurt içi piyasada da önemli bir pay kaybetmesi sağlanmıştır. Zaten Avrupa'da tek çay üreticisi ülke Türkiye'dir. Avrupa'da ise çay yetiştirilmemesine rağmen dünya piyasasına Çin- Hindistan- Tayland'dan getirilen İngiliz çayları hakimdir. Çayla yan yana olan fındıkta neden radyasyon var denilmedi? Çünkü Avrupalı çikolata üreticileri için tek kaynak Türk fındığı olduğu için ne bir yazı ne de “radyasyonlu fındık” kelimesi bile Avrupa basınında çıkmamıştır. Görüldüğü gibi konu tamamen ticari çıkarlar çerçevesinde kullanılmıştır..." Sağlıcakla kalınız.

Canmehmet 
 29.03.2011 16:36
Cevap :
Paylaşımınız için çok teşekkür ederim Sayın Canmehmet Bey. Saygılarımla.  30.03.2011 13:48
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 238
Toplam yorum
: 368
Toplam mesaj
: 100
Ort. okunma sayısı
: 1401
Kayıt tarihi
: 22.06.06
 
 

1982 yılında İstanbul’da doğdum. Açık Öğretim Fakültesi İşletme Lisans eğitimimi 2005 yılında tam..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster