Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Ocak '21

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
41
 

CESARETİNİZ VARSA OKUYUN

Cesaretiniz varsa okuyunBazı kelimeler vardır ilk bakışta algılayamazsınız ama sesleri etkiler sizi.

Kelimelerin sesleri vardır.

Ağzınızdan çıktığında ahenk oluşturur ve sizi iter anlamını bulmaya…

Sene 1998, yer Ankara Yüksel Caddesi.

Soğuk bir kış günü, hava ayaz, kar ha yağdı ha yağacak.

Yürüyorum koşar adımlarla. Isınmak için bir kitapçıya giriyorum, raflara bakıyorum bir kapak dikkatimi çekiyor.

“Tutunamayanlar”, kırmızı kitap kapağı, bir adam ve bir kelime. Fiyatı pahalı kitabın alamıyorum. Aklımda iki şey; Oğuz Atay ve Tutunamayanlar. kkorsan kitapçılara ilişiyor gözüm, işte orada beni bekliyor. Asıl fiyatından çok daha ucuz bir fiyata hem de. Hemen alıyorum ve başlıyorum okumaya.

Okudukça anlıyorum adının anlamını, ne kadar basit bir kelimeyle adlandırılmış bu kitabın ne kadar sarsıcı olduğunu anlıyorum. Okuma sürecim sanırım 3 ay sürdü. Okudukça beni içine çeken, roman karakteriyle kendimi özdeşleştirmiş, hayata tutunamadığım bir hal içinde olduğumu böylesi kavratan ve beni olgunlaştıran başka bir başka kitap, o güne kadar çıkmamıştı karşıma.

Selim Işık'ın intihar ettiğini öğrenen Turgut Özben, ihmal ettiğini düşündüğü arkadaşının geçmişinin izini sürmeye ve Selim'in tanıdığı insanlar aracılığıyla onu tanımaya çalışır. Her insana farklı bir yönünü gösteren Selim, Turgut bu insanlarla konuştukça okuyucunun ve Turgut'un gözünde netlik kazanıyordu.

“Onları öfkeme layık bulmuyorum. Öfkem bana ait bir şey. Yakın hissetmediğim birine nasıl gösteririm onu. Onlara da size davrandığım gibi davranmış olurum. Asıl o zaman kötülük etmiş olurum size ”diyordu Selim.

Altını çizdiğim bölümler arasındaydı burası. Karakteri kendimle özdeşleştirdiğim bir andı belki de. Bende böyleyim dediğim. Okudukça soğuyordum hayattan ve anlıyordum onu. Neden kendisini soyutladığını, neden intiharı seçtiğini. Aslında her insan hayatında bir kez de olsa düşünmüştü bu olasılığı. Kendi eliyle hayatına son verme düşüncesine belki de herkes saplanmıştı bir kere. İşte Selim bunu yapmıştı ve nedeni; ne yaparsa yapsın hayata tutunamamasıydı.

Atay kitabında küçük burjuvazi dünyasını zekice, inceden inceye alaya almış, yazdıklarıyla başkaldırmıştır hayata. Yazar,  “ tutunanların ” anlayamayacağı bir romanla saldırısını gerçekleşmiştir. Çok ince bir çizgi bu aradaki, o sımsıkı bağlandığımız umut bir anda aslında en baştan “umut” olmadığını açıklarsa, güneş ne bir daha eskisi gibi doğar, ne çay demini tutar, ne gözleriniz eskisi gibi bakar başka gözlere, ne de…

Her bölüm sarsıyordu beni, kendimle yüzleştiğim için sarsıyordu. Bendim o sanki, Turgut’un bulduğu mektupları okudukça Selim ben oluyordum sanki. Elime bir kağıt bir de kalem alıp ben olsam ne yazardım acaba diye düşünürken buluyordum kendimi.

“ Selim, insanın yaratıcı hayal gücünü öldürüyordu. Kambur duruşu, dağınık saçları ve ütüsüz elbisesiyle Selim, insanı can sıkıntısı ve ümitsizliğe sürüklüyordu. İnsan ona bakınca, gerçi bir süre kendinden memnun oluyordu; fakat sonunda canı sıkılıyordu” 

“ Tutunamayanlar ”'ın  iki öyküsü vardı. Bu iki öykünün de iki ayrı kişisi vardır. Turgut Özben, arkadaşı Selim Işık'ın intihar nedenini araştırırken kendi ruhsal serüvenini yaşıyordu. Turgut artık "Tutunamayanlar" a kendi kitabını oluşturmaya doğru ilerlemektedir.

Romanının ilerleyen bölümlerinde Turgut'un ikinci beni olan Olric’le karşılaşıyordunuz.

Olric Turgut’u kitabını yazması konusunda cesaretlendiriyordu. Serüven, Turgut'un ne yapması gerektiğini çözdüğünde son buluyordu ya da belki de devam ediyordu. Okura bırakıyordu yazar cevabı.

“Vücudun, yalandan bu kadar temizlenmesi, ilerde başka karışıklıklara yol açabilirdi”diyordu. Selim kitabın bir yerinde.Selim dışa itiyordu kendisini çemberin dışına ve beni de içine çekiyordu. Ölmeye hem çok yakın hem de çok uzak o ince çizgide, sorgulatıyordu ve acıtıyordu içimi. Tutunmaya çalışırken hayata ne kadar da manasız bir çaba içinde olduğumu hatırlatıyordu. Bir yandan da yaptığının da yanlış olduğunu kavratıyordu.

“ Tutunamayanlar ”ı okuduktan sonra arkasına yaslanıp düşünüyor insan. Bu kitap, insana kendisiyle bir hesaplaşma yapma olanağı tanıyor. Her gün yürüdüğümüz sokakta, uyuduğumuz yatakta, konuştuğumuz, kahkahalarla coştuğumuz insanlarla aramızdaki ilişkileri sorgulamaya itiyor bizi. Hayata tutunabilmenin ne kadar kolay ve ne kadar zor olduğu arasındaki o ince çizgide mıhlıyor roman okuru.

Bazı kitapları okumak cesaret ister. Sınav gibidir. Cesaretiniz varsa Oğuz Atay’ın yaşamın içinde ne yapacağını bilmez bir halde koşuşturan, çaresiz, kimliksiz olan aydın insanın kısır döngüsünü, bilinç akışı tekniği ile öyküleyerek, algı, gerçek ve duygu arasında sürekli gelgitler kuran bu romanını mutlaka okuyun.

En ciddi anların zihindeki komik karşılıklarını yakalamada olağanüstü başarılı olan Atay’ın kitabının içinde kendi cümlelerinizin altını çizin. Tek yapmanız gereken biraz cesaret…

 

 

 

 

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 45
Toplam yorum
: 75
Toplam mesaj
: 11
Ort. okunma sayısı
: 1804
Kayıt tarihi
: 27.07.07
 
 

Anadolu Üniversitesi, İletişim Bilimleri Fakültesi, Basın-Yayın Bölümü mezunudur.        ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster