Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Aralık '21

 
Kategori
Müzik
Okunma Sayısı
20
 

Cesaria Evora'ya Veda

Sabahın erken saatlerinden biri… Her zamanki gibi annemle birlikte hazırladık kahvaltıyı. Yeni bir gün. Sabah haberleri. Bir haber okudum: Ölüm haberi. Son yıllarda okuduğum mükerrer olmayanlar, ölüm haberleri olmalı. Tekrarının olmayacağı bir haber.

Üç yıl oldu mu? Tam hatırlayamıyorum. Aşağı-yukarı… İlk tanıştığımız zamanlardı. Üstünde yün bir yelek, uzun bir etek, çıplak ayak, salaş, elinde konyak ve sigara!

Soda, sodaa, sodaaa, diye bir ses… İlk anda çarpılmıştım. “Sodade” adlı parçasını okuyordu. Youtube’da izlemiştim.

Kim tanıştırdı?

Unutmak: ihanet!

Kötü haberi okudum, gözümden yaşlar boşaldı. Annemden sakladım… Sonra müzik çalara yöneldim.

Sodade: Cesaria Evora Best Of… Yas tutuyorum!

“Melankoli”yi ve “Nostalji”yi seviyorum… Bir de üç noktaları…

Yaslarımı hep ara bir yüzeyde yaşarım. Evora’nın vefatı da bana, yasların;  mutlulukla, mutsuzluk arasında gidip gelen duygular olduklarını, ara bir ifade olduğunu bir kez daha anımsattı.

Ne de olsa “Sodade” parçasını dinliyordum. Tınılarda mutlulukla hüznü bir arada yaşatan bir hava… 

Hüzünlü bir mutluluk! Ne tuhaf…

Afrika insanlarının gözlerinde de, hiçbir zaman tam bir mutluluk ifadesi görmedim. En mutlu gördüğümü sandığım dahi, gözlerinde hüzünlü bir hava hâkimdi sanki. Topraklardan geliyor bu hava, sanırım.

En ateşli eğlencelerin ve en dramatik hüzünlerin yaşandığı topraklar.

Evet, Atlas Okyanusu’nda, Kuzey Batı Afrika açıklarındaki adalar ülkesi, Cape Verde’ye bağlı Sao Vicente, Mindelo’da doğmuş Cesaria Evora… Portekiz’in yıllarca sömürdüğü bir yer!

İşte böyle bir ülkede doğan Cesaria Evora, kendi deyişiyle, aç insanlarla, dünyanın fakir halklarıyla dayanışma içinde olmak amacıyla, sahneye gösterişli ayakkabılar yerine çıplak ayakla çıkmayı tercih ediyordu.

Öte yandan gazetecilerin bu konuyu hatırlatması üzerine, kendisiyle çelişecek ve şöyle diyecekti:

“Bu doğru değil. Cape Verde’de herkes böyle dolaşır. Ayakkabı giymiyorlar. Çıplak ayakla dolaşmaya alışmışsan, ayakkabı giydiğinde özgürlüğünün müthiş şekilde kısıtlandığını hissediyorsun.” 

Geldiği toprakları unutmayan sanatçı, çıplak ayakla sahneye çıkarak, ülke topraklarının çektikleri açılarını dünyaya bu şekilde anlatacak, öte yandan da bunu ajite etmeden, onurlu bir duruş sergileyecek, bizim oralarda çıplak ayakla dolaşmak normal bir şeydir, demeye getirecekti.

 

Cesaria Evora olmak kolay bir şey değildi elbette.

Albümleriniz dünyada milyonlar satacak, defalarca Grammy’e aday gösterileceksiniz ve siz Madonna’nın konser teklifini geri çevireceksiniz.

İşte bu şöhrete rağmen Cesaria Evora, konserler dışındaki zamanını çocukluk yıllarından kalma evin yerine, yaptırdığı küçük konağında, dostlarıyla, çocukları ve torunlarıyla beraber vâkit geçiriyordu.

Ve sahnelere çıplak ayakla çıkıyordu. Dünya da bu yüzden seviyordu Evora’yı.

Bu noktada düşünüyorum da; çağımızda sorumsuzca kullanılan "sanatçı", “duayen”, “ megastar" “diva” gibi sözcükleri hatırlayınca, böyle özel bir sanatçıya yakıştıracağınız sözcüğü seçmek ne kadar zor oluyor.

Dünya ona “Çıplak Ayaklı Diva” derdi. Ülkesi ise, “Kültür Elçisi”.

Evora, benim gözümde de bir “Kültür Elçisi”ydi. Küba ve Afrika müzikleriyle donanmış, geleneksel tınılarıyla tam bir muhafazakârdı. Bu yüzdendir ki benim hayatımda da çok önemli bir yeri vardır Cesaria Evora’nın.

Muhafazakârlaşmayı yalnızca dini duyarlılıklar olarak algıladığımız toplumumuzda; ölen, yok olmaya yüz tutan, konuşulmayan, konuşturulmayan dillerin coğrafyası Anadolu’da; onlarca dili barındıran bu coğrafyada; bir şeyleri muhafaza etmezsek,  etnik tınıları (müzikleri) yitirdiğimizi; bu zenginliklerin yavaş yavaş yok olduğunu göreceğiz. Kaldı ki dünyanın bize saygı göstermesini bekliyorsak, öncelikle biz, içimizdeki farklılıklara tahammül etmeyi öğrenmek zorundayız.

İşte biraz da bu kaygılardan dolayı seviyorum Cesaria Evora’yı. Kendi ülkesinin müziğini dünyaya taşıdığı için, sevdirdiği için, yok olmaya bırakmadığı için seviyorum Cesaria Evora’yı…

İşte biraz da bu yüzden bu yas: Bu empati!

Ben de Cesaria Evora gibi, ateşli eğlencelerin ve en dramatik hüzünlerin yaşandığı topraklarda yaşıyorum.

            …

17 Aralık 2011’de bunları yazmışım günceme. O gün kaybetmişiz Çıplak Ayaklı Diva’yı.

Her gün olduğu gibi, bu sabah da annemle birlikte hazırladık kahvaltımızı. Yine her zaman olduğu gibi aceleye getirdim kahvaltıyı. Şimdi ise akşama kadar okuyacağım kitaplara gömülmeden önce, bu yazıyı Güz Güncem ismini taktığım defterimden, bilgisayara geçiyorum.  Bir ilkyazda da yazsam, ağustosun kavurucu sıcaklarında ya da kışın ortasında da yazsam, güz güncesi işte… Her mevsimi güz yaşamak…

Güncemi karıştırınca dikkatimi çekti. Bir on gün kadar sonra ateşli eğlenceler olmuş yılbaşında, Tanpınar incelememi yazmışım… Irak sınırında, aynı günlere denk gelen 35 kişinin yanlışlıkla bombalanarak öldüğünü veya öldürüldüğünü de not almışım...

Bir an “Sodade”yı dinlemek geçti içimden. Youtube’u açtım. “Cesaria Evora” yazdım… Parmaklarım varmadı tıklamaya… Aylar sonra ilk defa sigara içme isteği uyandı: Melankoli, Nostalji…

Bu yas hepimizin ama!

Hepimiz...

Cesaria Evora, “Morna”lar (yas anlamında, melankolik, nostaljik bir tür jazz) için, Cape Verde halkının çektiği acı dolu şarkılardır, diyordu ve ekliyordu:

“ Şarkılarımın benimle ilgili olduğunu düşünebilirsiniz. Ama aynı şeyler herkesin başına gelebilir. Sadece kendi başıma gelenleri söylemiyorum, rahatlıkla:  “aynı şey benim de başıma gelmişti”, diyebilirsiniz.”

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 4
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 19
Kayıt tarihi
: 18.12.21
 
 

1980'de İzmir'de doğdu. Uluslararası bir vapur acentesinde dört yıl çalıştı. Biletix'te iki yıl k..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster