Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Aysegül Akbay Yarpuzlu

http://blog.milliyet.com.tr/yarpuzlu

11 Ocak '14

 
Kategori
Küresel Isınma
Okunma Sayısı
611
 

Çevre ve neo liberal çözüm

Çevre ve neo liberal çözüm
 

Geçtiğimiz hafta, Anadolu iklimindeki değişme ve kuraklık, yağış azlığına bağlı barajlardaki su seviyesinin düşmesi ve bunun sebebi olan küresel ısınma siyaseti yine gündemdeydi. Bu temaya, bireysel olarak benimsemiş olduğum liberal siyasi felsefenin gözlükleriyle, bugün bir durum değerlendirmesi sunmak istiyorum. Burada yazılanlara, yeşil ve sosyalist gözlükle bakmak isteyeceklerin, yorum ve katkılarının da, konunun farklı perspektiflerinin keşfi için, son derece değerli olacağını düşünüyorum.

Klasik ve neoliberal iktisat kuramları, çevre sorunlarına farklı şekilde yaklaşmaktadır. Klasik iktisatçılar, çevre mallarını bedelsiz kullanılan kamu ortak malı olarak görmektedirler. “Klasik İktisat Kuramı” savunucularından Say, doğal kaynakları tükenmez olarak değerlendirmektedir. Diğer taraftan, neoliberal iktisat kuramı, kaynakların kıt olması durumunda bu kaynakların arz ve talebe göre piyasada belirlenen fiyatı ödeyen birim tarafından elde edilebileceğini savunmaktadır.

Serbest piyasa çevreselciliği, çevre sorunlarının çözümünde piyasa araçlarının kullanılmasını savunur. Bu tür araçların kullanımı, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) ve Avrupa Birliği (AB) tarafından da önerilmektedir. Ekonomik rasyonalizm, kamusal amaçları başarmak için piyasa mekanizmasının kullanılması olarak tanımlanabilir ve çevresel yönetimin devlet idaresinin bir parçası olmasına karşı çıkar. Bu kurama göre, serbest piyasa sisteminin işleyebilmesi için özel mülkiyet haklarının varlığı gerekmektedir. Bu nedenle, bu kuramı savunanlar yapılabildiği ölçüde her şeyin özelleştirilmesini isterler. Çünkü, çevresel mallar ortak mal olduğu sürece, devlet onları korumakta başarısız olacak, bu malları kullananlar da korumak için gereken özeni göstermeyeceklerdir. Oysa, özel mülkiyet olması durumunda, o yerin sahibi olan kişiler ya da firmalar, korumak için almaları gereken tüm önlemleri alacaklardır. Neoliberaller, devletin korumakta başarısız olduğunu iddia ettikleri çevre mallarının ancak ortak mal olmaktan çıkarılıp özel mülkiyete geçirilmesiyle korunacağını savunmaktadırlar. Fakat genelde olduğu gibi toprak mülkiyetinin tüm tarihi boyunca özel olduğu A.B.D.de doğa koruma kültürü gelişmeyip, tarım ve hayvancılıkta kârlılık ve zenginleşme güdüleri ile hareket edildiğinden 1930’larda çölleşme sorunu devlet harekete geçmek zorunda kalmıştır.

 

Özelleştirmenin mümkün olmadığı durumlarda önerilen bir diğer araç ise, maksimum bir kirletme düzeyinin belirlenerek, belirlenen kirletme miktarının paylara ayrılması ve bu payların kirletme hakkı olarak pazarlanmasıdır. Kirletme kotalarının alınıp satılmalarına da izin verilmektedir. Neoliberal iktisatçılar özelleştirmenin mümkün olmadığı durumlarda, kirletme kotalarının pazarlanması gibi yöntemleri savunmaktadırlar.

Çevre sorunları ile iktisadi kalkınma arasında dengenin sağlanabilmesi için devlet müdahalesinin gerektiğini söyleyenlere karşı, Neoliberaller dengenin sağlanmasında piyasa mekanizmasına güvenilmesini ve piyasa mekanizması ile denge sağlanırken verimlilik ve hakkaniyetin sağlanması gibi çeşitli amaçlara da ulaşılacağını ifade etmektedirler. Çevre sorunları ile iktisadi kalkınma arasında dengenin kurulabilmesi, piyasada verimliliğin ve adaletin sağlanması gibi amaçların gerçekleşmesi için gereklidir. Küresel ısınmanın önlenebilmesi için uygulanan politikaları ele aldığımızda, verimlilik amacı, küresel ısınmaya yol açan sera gazlarının azaltılmasının maliyeti ile faydaları arasındaki dengenin sağlanmasını ifade etmektedir. Bu durumda etkili bir çevre politikası, bu politikanın uygulanmasının marjinal maliyeti ile marjinal faydasının eşit olduğu nokta ya da o noktaya mümkün olduğu kadar yaklaşan nokta olacaktır.

Adaletin sağlanması amacı, yine küresel ısınma sorununun çözülmesi örneği ile açıklanmak istenilirse, sera gazlarının azaltılması amacıyla uygulanan politikalar sonucu sağlanan fayda ile söz konusu politikaların uygulanmasının maliyeti, toplumu oluşturan bireyler arasında paylaşımının adil olarak gerçekleştirilmesini ifade etmektedir. Adaletin sağlanmasından bahsedilirken, iki farklı adalet kavramı ortaya çıkmaktadır: Birincisi maliyetin herkese eşit dağılımının; ikincisi ise maliyetin dağılımını yaparken alt gelir gruplarına daha az maliyet yükleyerek onların korunmasının sağlanmasıdır.  Söz konusu dağılım yapılırken, vergi, sübvansiyon gibi politikalardan yararlanılmaktadır. Diğer taraftan, çevre için uygulanan politikaların sonuçlarının uzun vadede ortaya çıkacağı hususu da dikkate alınırsa, söz konusu politikaların uygulanabilir olması için devletin her alanda müdahalesini savunan sosyalist sistem dışında kalan, piyasa ekonomisine dayalı sistemlerde bireylerin bu politikaların uygulanması için ikna edilmesi gerekmektedir. Çevrenin korunması amacıyla özel sektörün üretim yapmasını engelleyici düzenlemeler yapılması halinde, kamu da uygulamak istediği politikaların finansmanını sağlayacak kaynaktan yoksun kalmış olacaktır. Bu nedenle, sera gazı azaltımına yönelik önlemler alınırken, özel sektörün de üretime devam etmesini sağlayacak bir dengenin kurulması gerekmektedir.

 

Sera gazı azaltımı amacıyla uygulanacak politikaların, özellikle söz konusu maliyetleri üstlenecek bireylerin ve özel sektörün verecekleri tepkilerin dikkate alınarak uygulanması gerekmektedir. Bu noktada, bireylerin hangi ahlaki felsefeye sahip oldukları oldukça önem taşımaktadır. Eğer, toplumu oluşturan bireyler genel olarak çevre merkezci bir anlayış içinde iseler, sera gazı emisyonuna neden olan gazların azaltımı için daha az tüketim yapmaya razı olacaklardır. Ancak, bireyler genel olarak insan merkezci bir yaklaşım içinde iseler, üretim ve tüketime artan bir hızla devam ediyor olmalarının sera gazı emisyonunu artırıyor olması, çok da önemli olmayacaktır. Ayrıca, bireylerin sera gazı azaltımı politikalarının uygulanmasına ikna edilmeleri, dolayısıyla söz konusu politikaların başarılı olması da pek mümkün olmayacaktır.

 

Piyasa yaklaşımı, küresel ısınma sorununun bireylerin istek ve çıkarları doğrultusunda ele alınması gerektiğini savunmaktadır. Bu durumda, bireylerin kişisel ekonomik çıkarları çevresel kamu çıkarı ile çelişiyorsa, ekonomik ussallık gereği bireyler kendi ekonomik çıkarlarını tercih edeceklerdir. Ancak, küresel ısınma sorunu bireyler için ekonomik bir kayba yol açmaya başlarsa sorunun çözümü için çaba harcamak ekonomik olarak akılcı olacaktır. Sorunun çözümü için çaba harcamak ekonomik olarak akılcı değilse, bireylerin söz konusu çabaları göstermesi için ekonomik değil, ahlaki, toplumsal gerekçeler gerekecektir. Eğer, bireyler küresel ısınma sorununun çözümü için, ekonomik olmayan bir nedenle bir maliyete katlanıyorlarsa bu durum ekonomik akılcılıkla bağdaşmayacaktır. Bu durumda, ya ekonomik akılcılıkla çevrenin korunacağı tezine dayanan piyasa yaklaşımı doğru değildir ve çevrenin korunmasını sağlayamaz, ya da küresel ısınma sorununun çözümü için başka nedenlere gereksinim duyulmaktadır. 

 

Liberal kurama göre, sorun küresel ısınma ve bu nedenle ekosistemin zarar görmesi değil, küresel ısınma nedeniyle bireylerin özgürlüklerinin kısıtlanmış olmasıdır. Küresel ısınmanın etkisiyle tarımsal üretimin düşmesi ve doğal kaynakların tükenmesi nedeniyle bireyler isteklerini gerçekleştiremiyorsa, ortada bir sorun bulunmaktadır. Neoliberal kuram, devlet düzenlemelerini, küresel ısınma sorununun ortadan kaldırılmasını sağlasa bile özgürlüklere müdahale olarak görmekte ve bunu doğru bulmamaktadır. Devletin müdahaleleri, piyasa işleyişini bozarak arz ve talep yoluyla sağlanacak en iyi çözüme ulaşılmasını engelleyecektir. Piyasa yaklaşımının önerisi, hava, su, toprak gibi çevre değerleri ile biyolojik kaynakların özelleştirilmesi olmaktadır. Böylece, bu değerlere sahip olanlar, kendi çıkarları ile birlikte onları da korumuş olacaklardır. Günümüz insanının tüketim talepleri ve bunu karşılamak için gittikçe artan oranda devam eden üretim süreci sonucu ortaya çıkan dışsallıkların iklim değişikliği sorununu yarattığı gerçeği dikkate alındığında, söz konusu sürecin daha önceki bölümlerde incelendiği üzere, bireyler için olumsuz sonuçlar yaratarak, kalkınmanın önünde büyük bir engel oluşturacağı açıktır. Neoliberal politikalar ile dayatılmaya çalışılan özel mülkiyetin sağlanması ve dışsallıkların içselleştirilmesi için kullanılan iktisadi araçlar ile şirketler kâr etmeye devam ederlerken de çevre değerlerinin korunacağı savının ne kadar doğru olduğu önemli bir tartışma konusudur.

 

Diğer taraftan, günümüzde yaşanmakta olan çevre sorunlarının piyasa başarısızlıklarından kaynaklandığı değerlendirmesi ile çözümünün de devlet müdahalesi olduğu şeklinde geliştirilen yaklaşımda, devletin de küresel ısınmaya karşı yürütülen politikalarda başarısız olabileceği dikkate alınmalıdır. Küresel ısınmanın azaltımı amacıyla yürütülecek politikaların verimli ve adil bir şekilde uygulanabilmesi her zaman mümkün olmayabilecektir. Devlet müdahalesi ile çevre sorunlarının çözüleceği savunulurken, kamusal politikaları uygulayan bireylerin diğer insanlardan farklı ahlaki özelliklere sahip oldukları ve söz konusu politikaları uygularken adil davranacakları varsayılmaktadır. Ancak, bu varsayım pek de gerçekçi değildir. Kamusal görevleri yerine getiren bireyler de kendi çıkarları söz konusu olduğunda farklı şekilde davranacaklar ve devlet müdahalesi istenilen sonucu vermeyecektir.

 

İklim değişikliğine neden olan sera gazları emisyonlarının azaltılmasına yönelik olarak 1992 Rio Konferansı ile başlayan küresel işbirliği süreci, 1997 Kyoto Protokolü ile devam etmiştir. Kyoto Protokolü’nde sera gazlarının azaltılması amacıyla önerilen araçlara bakıldığında, tüm dünya da yaşanan Neoliberal politikaların önem kazanması sürecine paralel olarak, iktisadi araçların kullanımının, temiz teknolojilerin geliştirilmesi çalışmalarına göre daha çok tercih edildiği görülmektedir.

Bu süreçte de pazarlanabilir kirlilik hakkı (emisyon ticareti), karbon vergileri, harçlar, sübvansiyonlar, piyasa engellerinin azaltımı, vergi muafiyetleri, teşvikler, yatırım indirimleri, lisans izinleri ve kotalar gibi iktisadi araçların kullanımı ön plana çıkmakta,  iktisadi olmayan araçlara göre maliyet azaltıcı araçlar olmaları ve çevre dostu teknolojilerin teşvik edilmesinde kullanılabilmeleri açısından daha etkin olarak kabul edilmektedir. Günümüzde kullanılan iktisadi araçlar, karbon vergileri, harçlar gibi çevresel maliyetleri içselleştiren fiyat tabanlı araçlar ve çevresel kaynakların kullanım hakları, kirletme izinleri ve emisyon ticareti gibi yetki tabanlı araçlar olarak iki başlık altında toplanabilir.

Tüm karşıt görüşlere rağmen, Neoliberal iktisatçılar, çevre kirliliğinin azaltılmasında iktisadi araçların, diğer araçlara göre daha iyi sonuçlar verdiği konusunda anlaşmakla birlikte, hangi iktisadi araçların daha etkin olduğu konusunda henüz anlaşamamışlardır.

Söz konusu politikaların başarılı olması için, hangi politikanın hangi piyasalarda daha etkili olacağının incelenerek birbirlerini tamamlayacak şekilde birlikte kullanılması uygun olacaktır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 41
Toplam yorum
: 17
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 345
Kayıt tarihi
: 21.03.12
 
 

Halk Sağlığı Profesörü, Kamu Yönetimi ve Avrupa Birliği Uzmanı   ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster