Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Aralık '07

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
764
 

Çeyrek kalayı hissetmek...

Çeyrek kalayı hissetmek...
 

Çok sevinçli şekilde İzmir uçağındayım. Yanımda en iyi dostlarım, Refik, Hasan, Celal ve Bekir Bey uçakla İzmir’e oradan da otobüsle Çeşme’ye geçeceğiz. Çeşme’de büyük bir resort otelde seminerimiz var. Ne de olsa bu semineri, bir küçük tatil gibi de düşünüyorum. En azından Gaziantep’te sürekli takılıp kalma stresinden kurtulma gezisi olarak ta düşünebilirim.

Bir yandan yanımda oturan Refik’le sohbet ediyorum.Diğer yandan da anlamını bilemediğim bir baş ağrısı çekiyorum. Baş ağrımın git gide arttığını da hissediyorum. Sonunda dayanamadım. Gömlek cebimden aldığım ağrı kesici için hostesten bir bardak su istedim. Su verilir verilmez ilacımı yuttum. Zaten, hostesler ikrama da başladılar. Belki açlıktan da olabilir. Ben nedense açlığa hiç dayanamıyorum. Yemek öğünlerimin saatini geçirirsem hemen başım ağrıyor ve adeta elim ayağım titriyor.

İkram edilenleri de yedim. Şimdi daha da iyi olacağım, olmalıyım. Çünkü, artık açta değilim. Ama; hala başımın ağrısı geçmedi. Öyle uçakta pek sarsılma da olmadı. Evet, biraz küçük bir uçak ama yine de iyi bir yolculuk yapıyoruz. Ve nihayet ‘’Kemerlerinizi bağlayın, iniyoruz’’ anonsu yapıldı. Bir uçak yolculuğumuz daha kazasız belasız sona eriyor.

Refik ile ben iş görüşmelerimiz için diğer arkadaşlardan ayrıldık. Saat 17.00’ de Çeşme otobüsünde yeniden buluşacağız. Bizi havaalanında bekleyen şirket yetkilisi Erdem Bey’in arabasıyla şirkete geldik. Bu arada başımın ağrısı iyice arttı. Ben görüşmeden müsaade isteyerek Erdem Bey’in arabasının bagajında bulunan valizimde ki tansiyon aletimi çıkarttım. Tansiyonumu ölçtüm. Tansiyonum biraz yüksek ama daha öncekiler gibi çok anormal bir yüksek değil, sadece 15’e 10. Yine de ne olur ne olmaz diye valizden bir adet tansiyon hapı daha alıp, yuttum. Yukarıya tekrar görüşmeye döndüm. Ama, hiç halim yok. Şirketin sahibi İncila Hanım, haydi yemeğe geçelim. Saat bir oldu, acıkmışsınız dedi. Hep birlikte yemek salonuna geçtik. Yemeklerimiz geldi. Elime kaşığı aldım, yemeğe başlayacağım. O da ne? Ensemden sırtıma doğru bir ter damlası adeta elektrik çarpmış gibi aktı. Nefes almada da sorunlar hissediyorum. ’’Ben yiyemeyeceğim, benim halim yok.Beni hemen bir poliklinik veya hastaneye yetiştirin’’ dedim, ve hızla merdivenlerden garaja doğru indim. Bu arada gittikçe daha zor nefes almaya ve göğüs ağrısıyla soğuk soğuk terlemeye de başladım. Yine Erdem Bey’in arabasında ama bu kez Gazi emir Sağlık ocağına doğru hızla yol alıyoruz.Ama, ne hız.Erdem Bey meğerse eski bir rallici imiş, öyle bir süratle gidiyoruz ki, ambulans olsa bu kadar hızlı gidemez.’’Aman, Erdem Bey, daha yavaş git ne olur, hipertansiyondan değil de trafik kazasından gideceğiz’’, diyorum. O da ağbi merak etme diye muzip muzip gülüyor, bir yandan da bastıkça basıyor. Bayağı heyecanlı bir yolculuktan sonra sağlık ocağındayız. Acilde ki bayan doktor yüzüme baktı, tansiyon hastası olduğumu öğrenince hemen kalp elektromun çekilmesini istedi.

Tansiyonumun o anda kaça çıktığını sordum ama duymamazlığa geldi. Elektro çekildi, ben ısrarla acil bir dil altı tansiyon ilacı istiyorum.Hiç halim yok. Bu arada beni muayene eden bayan doktor, ambulans doktorunu çağırdı. Sessizce bir şeyler konuşup, beni gösteriyorlar. Ve ambulans doktoru, yanıma geldi.’’ Mehmet Bey, elektro değerleriniz hoşumuza gitmedi. Korkmayın panik yapmayın. Ama, sizi en yakın hastane olan Atatürk Eğitim Hastanesi’ne götüreceğiz.’’ dedi. Ayağa kalkmak istedim, izin vermediler beni sedyeyle alıp, ambulansa bindirdiler.Ne oluyor bana, kendimi çok kötü hissediyorum? Yoksa, yoksa!...Daha, çocuklarım çok küçük ne yaparlar bensiz, ya eşsiz bir tutkuyla sevdiğim eşim, ya hasta babam ya annem?

Ambulansta iki hemşire var.Birisi hemen kolumdan damar yolu açıp, serum takıyor. Diğeri de burnuma oksijen hortumu bağladı. Hala, soğuk terleme de devam ediyor. Ambulans çılgınca giderken bir yandan da Doktor Murat Bey benimle o yumuşak, tatlı üslubuyla beni sakinleştirmeye çalışıyor. Bir yandan hoşuma giden oksijenle rahatlıyorum, bir yandan da ölüm korkusuyla irkiliyorum. Çok fena bir uyku bastırdı, ama gözümü kapatmaya korkuyorum. Ya kapatır da bir daha açamazsam diye. İşte ambulans durdu, herhalde bahsedilen hastanenin aciline vardık. Ambulansın kapısı hızla açıldı ve bin yine sedyemle acile götürüldüm. Ama, oksijenden mi serumla verilen ilaçlardan mı, ben çok daha iyiyim. Sadece, yorgunum ve çok uykum var. Sadece, uyumak istiyorum, uyumak. Ama, hala daha korkuyorum. İzmir’deyim, tek başıma ve bir hastanenin acilindeyim. Burnumda oksijen, kolumda serum. Ama, eminim birazdan başta Refik ve Erdem Bey olmak üzere tüm dostlarım da yanımda olacaklar. Yeter ki onlar gelinceye dek uyumamalıyım, diye düşünüyorum. Dahiliyeci doktor da bir türlü gelmedi, beni bir kenara attılar. Bakan, ‘’Ne arıyorsun orada, ’’ diyen de yok. Bir yandan da bu arada bol bol dua ediyorum ve daha ölüme erken olduğunu düşünüyorum. Sanki benim düşünmem bir şeyi değiştirecekmiş gibi. Bir de bu olaydan da kazasız belasız kurtulursam ilk ayağa kalktığımda, Allah’ıma bir şükür namazı kılacağım konusunda söz veriyorum.

Ve işte dostum Refik ve Erdem Bey ve de İncila Hanım telaşla içeri girdiler. Yattığım yerden elimi kaldırıyorum, elimle işaret ederek buradayım , diyorum. Hepsi birden yatağımın yanına gelince bu kez epeydir gelmesini beklediğim Dahiliye uzmanı doktor , ortaya çıktı ve ‘’Lütfen, hasta yakınları hastanızın iyiliği için dışarıda bekleyin’’, dedi. Ve tekrar elektro çekilmemi, bir de acil kan alınarak kan enzimlerimin tahlilini istedi. İyi ki acildeyim. En az yarım saattir, ne arayan oldu, ne de soran.

Bu arada diğer dostlarım ; Hasan, Celal ve İzmirli arkadaşları da geldiler. Hasan elinde ki metreyle benim boyumu ölçmeye çalışır gibi yapıp, tabut ölçümü hazırladığını belirtip, şakalarla bana moral vermeye çalışıyor. Ne moral verme yolu, ama!. Doktorun uyarısından o da nasibini aldı. Onlarda artık uzaktan, işaretlerle şakalarına devam ediyorlar.

Sonunda doktorum elinde tahlil sonuçlarıyla göründü. ‘’Mehmet Bey, geçmiş olsun. Enzimlerinizde bir kalp krizi görünmüyor. Yalnız, tansiyonunuz çok yükselmiş ve tansiyonunuz bu kadar yüksekken nabzınızın düşük olması bizi korkuttu. Spor veya çık sık yürüyüş yapar mısınız?’’, dedi. Ben de ‘’Evet, çok düzenli yürürüm’’, dedim.

Bir saat daha dinlenmem ve belli bir süre ağır yememek ve de yorulmamak kaydıyla hastaneden çıkabileceğimi belirtti.

Akşam oteldeyim. Ve şimdi namazımı kıldıktan sonra , Allah’ıma şükürler ediyorum.

İnsanın ne zaman , başına ne geleceği belli olmuyor. Hele bir de ölüme çeyrek kalayı hissedince!

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sayın yazarım öncelikle geçmiş olsun. Önemli bir hastalığının olmamasına sevindim. Daha yazılacak çok blog var, ölmenin hiç sırası değil. Kendine iyi bak...Sevgiler

Esma KAHRAMAN 
 06.12.2007 9:49
 

Geçmiş olsun . Her yaşananda bir hayır vardır derler . Böyle ' çeyrek kalalar ' sonrası sahip olduklarımızın kıymetini daha çok anlıyoruz galiba .Selamlar .

Münevver Saral 
 05.12.2007 20:42
 

Geçmiş olsun

shalimar 
 05.12.2007 20:22
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 55
Toplam yorum
: 68
Toplam mesaj
: 30
Ort. okunma sayısı
: 891
Kayıt tarihi
: 08.07.06
 
 

40 Yaşından Sonra Evet, ben yıllarca okudum, okudum. Ne bulursam, elime ne geçerse. Kırkından sonra..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster