Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Eylül '14

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
87
 

CHP’de “rakı sofrası savunması” ve şanlı “Bekâroğlu direnişi”

CHP’de “rakı sofrası savunması” ve şanlı “Bekâroğlu direnişi”
 

http://www.alioz.net/


Şu an itibarıyla tüm heyecanıyla süren CHP’nin geleneksel bir olağanüstü kurultayında daha parti içi mücadele, “rakı sofrası” söylemi ile cımbızlanmış “Kefere Kemal” sözü sahibi Mehmet Bekâroğlu isminde sembolize olan derin ve içerik dolu ayrışmayla öne çıkıyor. Bu öylesine içerik yüklü ve kurultaya damga vuran bir tartışma ki, dün yapılan genel başkanlık seçiminde 300 civarı oy almayı dahi başarı olarak gören muhalif kanat, ulaşılan 415 oyun şaşkınlığını yaşıyor. Bu başarıda, gericileri partiye sokma girişimlerine karşı şanlı direniş ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Elitlere saygım var, aydındır. Ama bir elitistler var. Rakı sofralarında Türkiye’yi kurtarırlar. Bunlardan partiyi temizleyeceğim. Bunu herkes iyi bilsin. Bana çalışan adam lazım, rakı sofralarında konuşan adam değil"  (http://www.karadenizgazete.com.tr/?menu=3.3.0.0&Kyid=4128) ifadesi üzerine muhafazakârların, “rakı soframa dokundurtmam” mealli savunmansının önemli faktör olduğu kulisleri dalgalandırmakta.

Uzun lafın kısası, iki gündür süren demokrasi şenliği ortaoyununda tarafların kesin çizgilerle ayrışmasının temel nedeni bu denli içerik yüklü. Öyle ki, partinin sağa kaymasının en önemli göstergesi İhsanoğlu ile Bekâroğlu ikilisi, “Atatürk’ün partisi”nin en önemli savunma mevzii de sanılır ki “rakı sofrası”dır, bunu yıllar yılı Atatürk’e yaftalayanlara nazire yaparcasına. Tam da muhalif kimliğinin bir göstergesi olarak 21 yıl önce yazdığı bir yazıda içinden geldiği muhafazakâr yapıyı ve tabii ki kendisini de hesaba çekerken kullandığı ifadelerden dolayı bugün CHP Kurultayında Atatürk düşmanlığı suçlaması en hafif tabirle yüzeysel olarak yakıştırılan Mehmet Bekâroğlu’nun ifade ettiği gibi: “… Bir zamanlar şanlı ecdat vardı; dört kıtada at koşturan, sonra Ayasofya, Yunan'ı telin mitingleri ve Büyük Doğu. Bir de Kefere Kemal!". İşte tam da bu suçlandığı nedenle yani özeleştiri erdemini göstererek kendisini farklılaştırabildiği, değişimin gereğine inandığı içindir ki Bekâroğlu’nun CHP üyeliği de Parti Meclisi adaylığı da yerinde kararlardır bu uğurda.

Retorik şu; “CHP cumhuriyeti kuran partidir. 1946’da çok partili rejimi getiren partidir.  1970’lerde sosyal demokrasiyi getiren partidir.” Sonuç? 12 Eylül’den sonra Turgut Özal karşıtlığı rüzgarını Süleyman Demirel’i iktidara, sonra da Cumhurbaşkanlığına taşımaya harcarken kendisi nefessiz kalan mirasın, toplumu kucaklama adına fikir üretip tek başına iktidara taşıma adına esamisi okunmayan, iç savaşların partisidir. Şimdi tüm hatasıyla sevabıyla partinin toplumla kucaklaşmasını amaçlayan zorunlu bir başkan kimliğindeki eşitlikçi, demokrat bir kimliğe sahip Kılıçdaroğlu’nun dahi yumruğunu masaya vurmaya yönelten içeriksizlikte iç çekişmelerle büzüşmeyi ya da topluma açılmayı tercih etme son yol ayrımında bir CHP.

Bu arada, Mehmet Bekâroğlu’nun savunmasını merak edenlere iki yılı önce kendisiyle yapılan ve daha önce benim de mili görüş konulu bir yazımda referans olarak alıntı yaptığım röportajı öneririm. (http://www.karadenizgazete.com.tr/?menu=3.3.0.0&Kyid=4128).

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Merhaba Hakan Bey...Desenize gitti İhsanoğlu, geldi Bekaroğlu...İhsanoğlu'da, Atatürk Devrimleri'ne karşı çıkan ve bu konuda bildiriler yayınlayan El-Ezher Üniversitesi'nde yapmıştı akademik kariyerini. O Cumhurbaşkanı adayı olduğunda, bütün sözde ve çakma Atatürkçü gazeteler ve kanallar, Atatürkçülüğü askıya almışlar ve İhsanoğluna destek vermişlerdi(Ekmeleddin İhsanuolu konusunda 10'u aşkın bloğum var)...Şu anda, bence CHP "şaşkın ördek" gibidir...Selamlar.

cdenizkent 
 07.09.2014 12:30
Cevap :
Yorumumuz için teşekkür ederim. Olaylara farklı cephelerden baktığımız ortada. Benim sorunum çevremizde ve siyasi tarihimizde görünen despotizm ya da otoriterlikle. 21. YY'da bunun meşruiyetinin olamayacağını düşünüyorum. Bloglarınızda sözü edilen tarihin düzeltmesinin yapılabileceği ya da yapılmakta olduğu saptamasını gerçekçi bulmuyorum. Bu anlamda "Yığınakta hata" stratejik jargonunun bugünkü durumu analiz etmede yeterli olduğu kanısında değilim. Zira bugünün Türkiye'si 1930'ların iç ve dış koşullarında bulunmuyor. Ayrıca, M. Kemal daha mücadelenin başında Batı ile ittifakı öngörüyordu kastedilen buysa. Saygılarımla.   09.09.2014 9:08
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 129
Toplam yorum
: 183
Toplam mesaj
: 16
Ort. okunma sayısı
: 1078
Kayıt tarihi
: 12.06.06
 
 

Gazi Üniversitesi İ.İ.B.F mezunuyum. Yüksek Lisans diplomalarımı G.Ü Sosyal Bilimler Enstitüsü'nd..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster