Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Ekim '11

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
532
 

CHP'nin devletçi sosyal demokrasisi mi, yoksa Ak Parti'nin muhafazakâr sosyal demokrasisi mi? (4)

CHP'nin devletçi sosyal demokrasisi mi, yoksa Ak Parti'nin muhafazakâr sosyal demokrasisi mi? (4)
 

Hatırlatmakta yarar vardır; bu yazı dizisi üst üste girdiği 3 genel seçimden de zaferle çıkan, dahasi her seçimde oylarını artırarak son seçimde % 50'ye yaklaştıran Ak Parti'nin başarısının bazı kesimlerde şaşkınlık yarattığı 2011 seçimlerinden hemen sonra, Türkiye'de bir örneği olmayan bu başarının sırları ve sebepleri konusunda Vatan gazetesi yazarı Mine Şenocaklı'nın Prof. Ersin Kalaycıoğlu ile yaptığı röportajla ilgilidir.  

Bu bölümde Kalaycıoğlu'nun Türkiye'deki sosyal demokrasi ve CHP ile ilgili söylediklerini inceleyeceğim. Peşinen belirtmeliyim ki, Kalaycıoğlu'nun önceki bölümlerde değindiği diğer konular hakkındaki tutarsızlıkları, çelişkileri, başta söylediğini sonda yalanlayan ifadeleri, bu konu ile ilgili de geçerli. Bütün bu tutarsızlıkları Kalaycıoğlu'nun 21 yıllık saha çalışmalarına bağlaması ve olaya bilimsel hava vermesi ise ayrı bir tartışma konusudur.

Önce Kalaycıoğlu'nun açıklamalarına bir bakalım:

"Çünkü o noktada Sovyetler çökmüştü, sol bütün dünyada krizdeydi, Türkiye'de de yok oldu. Onun için, CHP sosyal demokrat bir parti midir değil midir, olmalı mıdır olmamalı mıdır, sosyal demokrat özüne dönmeli midir falan bunların hepsi bizim veriler doğruysa tamamen zırva. Türkiye'de sosyal demokrat olursanız ancak yüzde 8 oy alırsınız."

Şenocaklı araya giriyor ve soruyor: O zaman yüzde 25-26'yı nasıl açıklayacaksınız?

"Yüzde 26 ortadan oy alıyor. CHP'nin ortaya yanaşması lazım ki oy alsın. Başka şansı yok."

Şenocaklı tekrar soruyor: CHP için ne kadar sol diyebiliriz peki?

"Ben ne kadar sol bilemem. Ama seçmenin gözünde CHP bayağı sol bir parti."

"Orta sağ yok artık Türkiye'de. Orta sol da yok. Sol var, sağ var. Arası uçurum."

"CHP'nin yapabileceği bir şey yok. Ben görmüyorum fazla yapabileceği bir şey. Alabileceğini aldı CHP. Belki biraz daha fazlasını alırdı. Bu kadar. Orada oy yok."

"Bana göre CHP'nin şu andaki performansı iyi. Böyle bir çerçevede yapabileceği ancak bu kadar. Daha fazla bir şey yapamazdı. Geçen seçimde her beş kişiden birinin oyunu almıştı, bu sefer her dört kişiden birinin oyunu aldı. Bu tabii ki bir ilerleyiş. Ama bunu CHP yeterli görür mü görmez mi, bunu kendi içlerinde tartışacak ve bir karara varacaklar. Şunu unutmamak lazım tabii, CHP'nin elinde böyle bir sihirli değnek olduğunu söyleyebilmek mümkün değil. İdeolojik olarak savunduğu politikaların, mesela, eşitlik ve gelir dağılımı ayrımcılığını giderecek politikaların hayata geçirilmesi ne Türkiye'de ne Avrupa'da yükselen değerler. Bugün etnik ve dini kimlikler yükselen değerler. CHP ise bu değerlerin partisi değil."

Önceki bir bölümde de yazmıştım: Deveye sormuşlar "neren eğri" diye, "nerem doğru ki" diye cevap vermiş! Eminim çelişkileri farketmişsinizdir:

1- Kalaycıoğlu, Sovyetlerin çökmesiyle dünyada ve Türkiye'de solun çöktüğünü söylüyor. Oysa Sovyetlerin dağıldığı 1991 yılında Türkiye'de solu temsil eden SHP iktidar ortağıydı. 1989 yerel seçimlerinde de SHP birinci parti olarak yerel yönetimlerde iktidara gelmişti. Başta büyükşehir belediyeleri olmak üzere çoğunluk belediyeleri SHP yönetiyordu. Bu belediyelerdeki çok kötü yönetimi, SHP'nin 1991 seçimlerindeki tek başına iktidar şansını engellemişti. Yani suçlu sol değil, SHP'ydi. Yine 1990'lı yılların sonunda Türkiye'nin başbakanı solun efsanevi lideri olan Ecevit'ti. Dünyada da durum pek farklı değildi. Tabii ki Sovyetler'in çökmesinin sol üzerinde olumsuz etkileri olmuştur. Ama bu, solun bittiği anlamına gelmiyordu ki. Nitekim 1990'lı yılların sonlarına doğru, başta Almanya (1998-2005) ve İngiltere (1997-2010) olmak üzere bir çok Avrupa ülkesinde sosyal demokrat partiler iktidardaydı. Yine Sovyetler çöktüğünde Fransa'da Mitterand'la sol iktidardaydı, 2012'de yeniden solun iktidara geleceği bekleniyor.

2- Türkiye'de sosyal demokrat olursanız ancak % 8 oy alırsınız iddiası üzerine CHP'nin % 26 oy oranı sorulunca, "% 26 ortadan alıyor. CHP'nin ortaya yanaşması lazım ki oy alsın. Başka şansı yok." diyor Kalaycıoğlu.  Sonrasında ise yine aynı Kalaycıoğlu, "Orta sağ yok artık Türkiye'de. orta sol da yok. Arası uçurum." diyor. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu! Hem "orta"da oy kalmamış, hem de % 26 ortadan alınmış, dahası ortaya yanaştıkça daha da oy alabilirmiş CHP!

3- "Seçmenin gözünde bayağı sol parti" olan CHP, nasıl oluyor da ortadan oy alıyor? Eğer seçmen aşırı sol diye CHP'ye oy veriyorsa, kendisinin de aşırı sol olması gerekmiyor mu?

4- Esas can alıcı noktaya gelecek olursak, Kalaycıoğlu, CHP solda olduğu için, sol ideolojiyi savunduğu ve bu değerler de yükselen değerler olmadığı için oy alamadığını söylüyor. Yükselen değerler etnik ve dini kimliklermiş, CHP'nin de bunlarla işi olmazmış diyor! Bu da gerçekleri yansıtmamaktadır. Bu konuyu daha ayrıntılı olarak analiz etmek istiyorum:

a) Baykal'ın liderliğindeki (Kılıçdaroğlu'nun da bu konuda Baykal'ı izlediği görülmektedir) CHP'nin "Ulusalcılık" adı altında yaptığı etnik milliyetçilik, MHP'yi solda sıfır bırakacak kuvvetteydi. Baykal'a yakın isimlerden Canan Aritman açıkça "kafatasçılığa" soyunmuş ve Cumhurbaşkanı'nın bile etnik kökenini araştırmaya kalkışmıştı. Yani CHP, sosyal demokrasi söylemlerini unutup, tam da Kalaycıoğlu'nun yükselen değer dediği etnik milliyetçiliğe kaymış, bu değerlerin partisi olmuştu!

b) Sosyal demokratım ya da solcuyum demekle solculuk olmuyor. CHP'nin üyesi olduğu Sosyalist Enternasyonal'ın tanımına göre, sosyal demokrasi, "özgürlük", eşitlik", adalet", ve "dayanışma" demekti. Şimdi bunlardan hangisi CHP ile uyuşmaktadır. Katı bir devletçi anlayışla Kürt sorununu kökten inkar eden, onların haklarını ve kişiliklerini yok sayan, onları asimile etmeye çalışan bir CHP mi, yoksa "Kurucu iradeyi temsil ediyorum" iddiasıyla katı laikçiliği savunarak genç kızların öğrenim haklarını, giyim özgürlüklerini ortadan kaldırmak isteyen bir CHP mi, ya da darbecilerle dayanışmaya giren, Ergenekon avukatlığı yapan bir CHP mi?

Sosyal demokrasi, devletin yerleşik kurallarına karşı çıkan, onları reforme eden, devlet-halk terazisinde halkın olduğu kefede yer alan bir anlayışı ifade etmiyor mu? Baykal'lı CHP hep devlet tarafında yer aldı!

c) CHP, Kalaycıoğlu'nun iddia ettiği gibi sosyal demokrat değerleri savunduğu için değil, tam aksine, sosyal demokrat değerlerden uzaklaştığı için iktidara gelemiyor.  Tarihsel gerçekler de bunu doğrulamaktadır. 1972'de CHP'nin başına geçen Ecevit, "Toprak işleyenin, su kullananın", "Ne ezilen ne ezen, insanca hakça düzen" sloganlarıyla başta çalışanlar olmak üzere alt gelir gruplarına güven verdiği için 1977'de % 42 oy alarak iktidara gelmiştir. 1980'li yılların ikinci yarısında Erdal İnönü'nün genel başkanlığını yaptığı SHP, aynı grupları sosyal demokrasi konusunda ikna ettiği için birinci parti konumuna gelmiştir. 1990'lı yılların sonunda Ecevit'in DSP'sinin birinci parti olması,  yine bu nedenledir.

d) Ünlü Sosyal Bilimci Prof. Emre Kongar, yazdığı bir makalede sosyal demokratların iktidara gelebilmeleri için 8 şart sayıyor. 8. maddede, "seçmen açısından, bütün yukarıdaki ögelerin toplam etkisi, "güvenirlilik ve umut" kavramlarında somutlaşmaktadır." diyor. Ecevit ve İnönü sosyal demokrat tabana güvenirlilik ve umut aşıladıkları için iktidara geldiler. Ama iktidarlarındaki yolsuzluklar, karaborsa, kuyruklar, yokluklar, fabrika kapanmaları, işsizlik gibi sosyal demokrasi ile bağdaşmayan olaylar sebebiyle suratle umut olmaktan çıktılar, güvenirliliklerini kaybettiler ve iktidardan düştüler. Yani suçlu sosyal demokrasi değil, kendi beceriksizlikleriydi. Belki de bir itiraf olarak Erdal İnönü, ölümünden önce Can Dündar'a verdiği röportajın bir yerinde, "Avrupa'daki sosyal demokratlar gibi Türkiye'de de sosyal demokratlar mutlaka büyümeyi başarabilmelidirler." demiştir. Büyümeyi başaramamak fakirlik demek, bundan da en çok sosyal demokrat taban etkilenmektedir.

e) Türk halkı, inançlarına bağlı ve inanç ekseninde muhafazakârdır. Çoğunlukla kendisi inandığı dinin gereklerini yerine getirmese de, hatta ona zıt fiiller yapsa da, dinine laf söyletmez. Aslında sosyalizme karşı gelişen sosyal demokrasi de manevi değerlere saygılıdır. Oysa Türkiye'de tarihsel süreçte solu temsil eden CHP, katı laiklik anlayışı ile bu konuda halkın inançlarına karşı saygısız davranmıştır. Halkın oy tercihinde bunun etkisi mutlaka olmuştur. Ecevit'in katı laiklik konusundaki çıkışları, yine Baykal'ın "Anadolu solu" söylemi bu yerleşik kanaati tersine çevirmek içindir. Ama Kalaycıoğlu'nun iddia ettiği gibi halkın salt ideolojik nedenle oyunu kullandığı iddiası (d) şıkkından da anlaşılacağı gibi, doğru değildir. Halk sandık başına gittiğinde önce "cüzdanını" düşünmekte ve oyunu ona göre kullanmaktadır.

f) Zaten başka türlü olması da düşünülemezdi. Ülke toplam gelirinin % 80'ine nüfusunun % 17'sinin sahip olduğu, neredeyse % 50'sinin açlık sınırında olduğu bir ülkede, Türkiye'de sosyal demokrat olursanız % 8 oy alırsınız" demek abesle iştigaldir. Yani vatandaş, hemen yanı başında bir avuç azınlık, yüksek duvarlarla çevrilmiş sitelerde lüks villalarıyla, arabalarıyla, yatlarıyla, bir eli yağda bir eli balda dünyada "cenneti" yaşarken, o, onların artıklarına, çöplerine razi olarak, kapıya dayanan ev sahibine ne diyeceğini bilmeden bir de akşam çocuklarına bir kuru ekmek götürebilmek telaşıyla kara kara düşünecek ve dünyada "cehennemi" yaşayacak, sonra da, sırf dinimi savunuyor, bana ahirette cenneti yaşatacak umuduyla gidip bu gelir adaletsizliğini yaratmış partiye oyunu verecek! Bu kadar saçma bir iddia olabilir mi?

Kalaycıoğlu, sahalarda değil 21 sene, 50 sene 100 sene de çalışsa, yine de benim aklıma, mantığıma böyle bir şeyi kabul ettiremez! Nitekim 2011 seçimlerinde A-G araştırma şirketi yöneticisi Adil Gür'ün yaptığı sandık başı anketinde Ak Parti'ye oy verenlerin % 72, 8'inin Ak Parti'nin hizmetleri nedeniyle oy verdiği sonucu çıkmıştır.

g) O halde durum nedir? Durum çok açık; Türkiye'de sosyal demokratim diyen partiler, gerçekte sosyal demokrat değillerdir. Buna karşılık muhafazakârım diyen bir parti gerçekte sosyal demokrat olabilir. Büyük bir sosyal demokrat taban potansiyeli karşısında sosyal demokrasiden "rol çalma" operasyonu söz konusudur. Kaldı ki fakirlere, yetimlere, dullara yardımı, "adaleti" emreden, "eşitliği" getiren, "infak", "sadaka", "zekat", "fitre", "meşveret" kurumlarını kuran, kölelere "özgürlüğü" teşvik eden İslam'la sosyal demokrasi arasında bu anlamda paralellik vardır.

ğ) Siyasetteki bu büyük hırsız, geçmişte Refah Partisi'ydi, şimdi ise Ak Parti'dir. Bundan önceki bölümde kısaca bahsetmiştim. Refah belediyelerindeki başarılı belediyecilik hizmetleri yanında, alt gelir gruplarına yapılan sosyal yardımlar, fakir ailelerin tespit edilerek evlerine kadar yapılan yemek servisleri, para yardımları, Halk Ekmek Fabrikaları ile ucuz ve kaliteli ekmek üretimi, Ak Parti'nin Refah Partisi'nin bu sosyal politikalarına ilaveten, sosyal güvenlikte, sağlıkta, eğitimde devrim sayılabilecek uygulamaları, çocuklara sağlık sigortası sağlanması, düşük aylıklı emekli ve ücretlilere zaman zaman seyyanen zamlar yaparak makasın kapatılması, fakir ailelere ayni ve nakti yardım yapılması, sosyal demokrasi değil de nedir?  Sadece sağlık konusundaki reformlar bile tek başına seçim kazandıracak niteliktedir. Ayrıca eski dönemlerde sık sık yaşanan ekonomik krizlerden birinci derecede etkilenen alt gelir grupları oluyordu. Dolayısıyla istikrarın ve büyümenin sağlanması alt gelir gruplarının rahatlaması anlamına geliyordu. 

Refah Partisi ve Ak Parti'nin alt gelir gruplarına yönelik ayni ve nakti yardımlarına CHP'nin "sadaka ekonomisi" diyerek karşı çıkması ayrı  bir çelişkidir. Fakirliği ve gelir adaletsizliğini onlar yaratmamışlardı ki! Hatalarını anlamış olmalılar ki, Kılıçdaroğlu seçimlerden önce "aile sigortası" projesini açıkladı.

Yine sosyal demokrat bir partinin yapması gereken devletin yerleşik katı kurallarına karşı çıkıp özgürlükleri ve demokrasiyi getirme politikasını Ak Parti gerçekleştirmiştir. Türkiye'nin değişmez bir kaderi olarak görülen ve kabullenilen darbeler döneminin kapandığı konusunda bugün artık herkes hemfikirdir.

h) Demek ki; Ak Parti, inançlar noktasında muhafazakâr, siyaset noktasında, adı öyle olmasa da, sosyal demokrat bir parti olarak halk için "çifte kavrulmuş fıstıklı lokum" ya da "ballı kaymak" olmuştur.

Demek ki; Türkiye'de gerçek bir sosyal demokrat olursanız % 8 değil, % 50 oy alırsınız ve tek başınıza iktidar olursunuz.

Ve yine demek ki; CHP'nin devletçi sözde sosyal demokrasisi değil, Ak Parti'nin muhafazakâr özde sosyal demokrasisi tercih edilmektedir.

f) Bu gerçeği ilk defa farkeden ve uygulamaya koyan sol siyasetçi "Mustafa Sarıgül"dür. Sarıgül'ün halkla sıcak teması, neredeyse bütün cenaze ve düğünlerde boy göstermesi, sabah namazında cami ziyaretleri, cami cemaatini dini mekanlara seyahat ettirmesi, okulların boya badanasını, tamiratını yapması hep Refah Partisi ve Ak Parti politikalarının taklididir. Baykal bu gerçeği farkedemediği ya da geç farkettiği için silinip gitti. Kılıçdaroğlu bu gerçeği kavramış gibi. Söylemlerindeki son değişiklikler bunu gösteriyor.

Lakin gerçeği varken taklitlerine kimin bakacağı da ayrı bir soru işaretidir. Ayrıca bu konudaki Emre Kongar'ın işaret ettiği güvenirlilik ve umut sadece liderle ilgili değildir, kadroların da aynı olması gerekir. Nitekim Ecevit ve Erdal İnönü'nün güvenirliliği konusunda hiç kimsenin kuşkusu yoktu. Kişisel anlamda dürüst ve samimiydiler. Ama çevreleri icin aynı şeyleri söylemek imkansızdı ve başarısız oldular.  Yani sosyal demokrasi de bir ekip işi.

Son sözler: Türkiye'nin kendine özgü sosyal demokrasisini ilk defa farkeden Mustafa Sarıgül'ün sosyal demokrat liderliği, tüm önünü kesme çabalarına rağmen, engellenemeyecek gibi görünüyor! Ama illaki CHP liderliğinde ısrar etmesi onun başarı şansını peşinen olumsuza çevirmektedir. Çünkü CHP köklerinden kurtulamıyor ve kökleri de sosyal demokrat değil, tutucu bir parti.

SON

Hasan Basri Özgen

11 Ekim 2011

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Tamamen katılıyorum. Kökten CHP'cilerin dışında CHP'lilerin geniş kesimi dahil halkın büyük çoğunluğu gerçeklerin farkındadır. Kökten CHP'ciler önyargıdan gözleri kör olmuş olduğuklarından hiçbirşeyin farkında olmadıkları için AKP'nin başarısına anlam verememekte ve kör cehalet/küstahlıkla işi halkı suçlamaya ve aşağılamaya vardırmaktadır. Bazıları hala her taşın altında şeriat emareleri arayadursunlar, AKP hizmet politikası ile önümüzdeki 5-10 yıl daha Türk siyasetini domine etmeyi garantilemiş görünmektedir. Bana göre de AKP'nin sosyal demokratlığı CHP'ye nazaran fersah fersah ileridedir. Halk her zaman çıkarını bilir ve ona göre davranır. İktisatta bile homo economicus kavramı vardır. Bazı aymazlar 1994-2000 ve 2001 krizlerini yaşayan jenerasyonun hala hayatta olduğunu ve -kendileri pek öyle düşünmese de- geçmişle bugün arasında kıyaslama yapabilecek asgari zekaya sahip olduğunu bir an bile akılarından çıkarmasın. Saygılar

Buz Adam 
 15.10.2011 21:13
Cevap :
Dünyü güllük gülistanlıkken bizler krizden krize sürükleniyorduk. Şimdi ise dünya krizde bizde kriz yok. Bunun mutlaka bir anlamı olmalı. 1989-1994 arası SHP belediyelerinde işçilerin haklarını alamamaları, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde greve gitmiş olmaları da ayrı bir anlam taşıyor. Bu nasıl sosyal demokratlık? Değerli katkılarınız için çok teşekkür ederim. Selam ve saygılarımla...  17.10.2011 18:38
 

Olan bitene şaşırmamak lazım. Bütün siyasal kavramlar içleri boş ve herkesin kendince doldurabileceği soyut kavramlardır ve bu nedenle de herkes kendine göre demokrat, sosyal demokrat veya solcudur. CHP ise kuruluşu gereği hem "halkçı" hem de "devletçi" olduğunu yutturmaya çalışan bir partidir. Oysa birazcık olsun siyasal bilince sahip bir insan hem halkçı hem devletçi olunamayacağını bilir. Çünkü birbirinin zıttı iki ayrı şey birden olmak, hem erkek hem dişi, hem ıslak hem de kuru veya hem akıllı hem de salak olmak gibi bir olanaksızlık halidir. Bu nedenle de CHP ne derse desin heeee:) deyip geçin. Bana göre CHP halkın sırtındaki Osmanlıdan kalma bir kamburdur.Sevgiler ve selamlar

Mustafa Atilla 
 13.10.2011 14:50
Cevap :
Çok haklısınız Mustafa Bey. Sözlerden çok icraate bakmak lazım. CHP gerçekten Türk siyasetini ipotek altına almış vaziyette. Kuş desen kuş değil, deve desen deve de değil. Solcuyum diyor, ama sol değerlerin tam aksini yapıyor. Bu şekilde güçlü bir sol partisinin kurulmasına da engel oluyor. Sonuçta topal demokrasi ortaya çıkıyor. Aslında bizim siyaset tarihimizde sağ-sol daha çok inanç bağlamında kullanılmış. Yerleşmiş bu kanaate göre muhafazakar olarak kendini tanımlayan bir parti sol politikalar izleyebiliyor. Sol olduğunu söyleyen bir parti de MHP'ye taş çıkartabiliyor. Sonuçta da böyle çelişkiler ortaya çıkıyor. Yorum ve katkılarınız için çok teşekkür ederim. Selam, sevgi ve saygılarımla...  13.10.2011 18:22
 

Aslan Sosyal Demokratlar,aslanlar gibi kendilerini yiyip bitirirler. Türkiyenin makus talihi bu...Muhalefetsiz iktidarlar,iktidarsız muhalifler...Karşılıklı karalamalar...Asil ve soylu olan erdemli,bilgin insanlar,sürekli kirli,şarlatan saydıkları siyasete soyunmuyorlar...korkaklar...Meydan cesur cahillerin eline geçince de bugünkü ve dünkü kalitesiz,düzeysiz siyaset ve siyasetçiler dans eder oluyor...Namussuzlar kadar namuslu bilginlerin de cesur olup elini taşın altına sokmaları gerekiyor...Ansiklopedik ve akademik bir yazıydı...Selam ve sevgiler Hasan Bey kardeşime...

Mesut Selek 
 13.10.2011 0:25
Cevap :
Merhaba Mesut Bey dostum, öncelikle takdirleriniz ve değerli katkılarınız için çok teşekkür ediyorum. Görüşlerinize aynen katılıyorum. Gerçekten de dürüst ve namuslu insanlar siyasetten uzak duruyorlar. Siyaseti pek dürüst ve namuslu iş olarak görmüyorlar. Meydanı namussuzlara bırakıyorlar. Aslında bu, sorumluluktan kaçmak anlamına geliyor. Bu konuda çok haklısınız ama ben bir adım daha ileri gideceğim: Dürüst ve namuslu insanlar isteseler de siyasette kolay kolay yer bulamazlar. Çünkü yolsuzluklar da bir ekip, yani çete işi. Hangi çete aralarına bir dürüst alarak tezgahlarına çomak sokturmak ister? Partilerdeki oligarşik yapılar buna izin vermez. Öncelikle delege sistemi islah edilerek vatandaşın doğrudan partilere müdahale etmesi ve kendi adaylarını kendisinin belirlemesi gerekiyor. Ecevit'in ve İnönü'nün dürüstlüklerine kim laf söyleyebilir? Dürüst ve sosyal demokrat oldukları için halk onlara oy verdi. Ama çevrelerini denetleyemedikleri için kaybettiler. Selam ve sevgilerimle..  13.10.2011 1:18
 

Aslan Sosyal Demokratlar,aslanlar gibi kendilerini yiyip bitirirler. Türkiyenin makus talihi bu...Muhalefetsiz iktidarlar,iktidarsız muhalifler...Karşılıklı karalamalar...Asil ve soylu olan erdemli,bilgin insanlar,sürekli kirli,şarlatan saydıkları siyasete soyunmuyorlar...korkaklar...Meydan cesur cahillerin eline geçince de bugünkü ve dünkü kalitesiz,düzeysiz siyaset ve siyasetçiler dans eder oluyor...Namussuzlar kadar namuslu bilginlerin de cesur olup elini taşın altına sokmaları gerekiyor...Ansiklopedik ve akademik bir yazıydı...Selam ve sevgiler Hasan Bey kardeşime...

Mesut Selek 
 13.10.2011 0:25
Cevap :
Mesut Bey, teknik bir hata galiba yorumun mükerrer geldi; hem de 3 adet :)) Yazım yeterinden fazla uzadığı için bazı kısımları çıkarmıştım. Fırsattan istifade sizin tespitlerinizle de uyumlu olan bazı eklemeler yapmak istiyorum. Yazımda örnek verdiğim Erdal İnönü başka şeyler de söylüyor. Bir partili İnönü'ye "Hizipten bu kadar niye korkuyorsunuz? Bu bir parti içi demokrasidir." diyor. Bununla ilgili İnönü de, "Ama bizde hizipçiler parti amaçları doğrultusunda çalışmıyorlardı ki!" diyor. Parti amaçları doğrultusunda çalışmamak kişisel amaçlar doğrultusunda çalışmak demek. Bu da rüşvet ve yolsuzluklar demek. Geçmişte sağ partilerde de yolsuzluklar oluyordu ama tepede, kapalı kapılar arasında olup bitiyordu. SHP geliri tabana yayacak yerde rüşveti tabana yaydı ve ayağa düşürdü. Sonunda para tükendi. İstanbulda belediye işçileri greve gttiler! Sosyal demokrat yönetimde işçiler grevde! Büyük çelişki değil mi? Hatayı buralarda aramak lazım. Tekrar selam ve sevgilerimle...   13.10.2011 11:43
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 401
Toplam yorum
: 1270
Toplam mesaj
: 70
Ort. okunma sayısı
: 1047
Kayıt tarihi
: 03.08.07
 
 

Hukukçuyum... Hukukun üstünlüğünün ve hukukçunun saygınlığının ülkemde gelişmesini ve kalıcı olma..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster