Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Mayıs '12

 
Kategori
Doğal Hayat / Çevre
Okunma Sayısı
972
 

Çiftlik tartışmasında söz uzmanlarda

Çiftlik tartışmasında söz uzmanlarda
 

 

Kamuoyunda yüksek sesle tartışılan balık çiftlikleri konusunda yaratılan bilgi kirliliği toplumun büyük bir kesimini etkiliyor. Mevcut yasal düzenlemeler ışığında, kıyılarımızda balık çiftlikleri temelinde yaşanan çevre ve uygulama tartışmalarını işin birinci kaynağı olan uzmanlara sorduk.

A.Buğra TOKMAKOĞLU (abtokmakoglu@gmail.com) / Ege Telgraf

Turizme, çevreye ve doğaya zarar verme endişesiyle kurulması planlanan her bölgede yerelden hareketle ciddi tepkilerle karşılaşan balık çiftlikleri konusunda net ve tutarlı bilgilerin olmaması sağlıklı hareket edilmesini engelliyor. ‘Her kafadan bir ses’ çıkarcasına yaşananlar toplumu germeye devam ederken konuyla ilgili medyaya yansıyanlar her zaman kavga ve gürültü dolu olan görüntüler oluyor.

İzmir’de akademik anlamda birincil kaynak olan öğretim görevlileri balık çiftliklerinin artılarını, eksilerini, uygulamalarda yaşanan hata ve eksikleri gazetemizle içtenlikle paylaştı. Ortaya çıkan genel kanı balık çiftliklerinin kurulumuna ilişkin tebliğ ve genelgelerin derinlemesine bir önhazırlığa dayandırılmadan yürürlüğe sokulmasının sorun ve tartışmaları beraberinde getirmesi. Çözüm ise daha çok diyalog ve daha sağlıklı iletişimle birlikte, uzmanlık alanlarından yararlanılarak yasal mevzuatın Türkiye şartlarına göre detaylandırılması olarak ifade ediliyor.

Sığacık ve Karaburun tartışılıyor

Sığacık Körfezi’nde kurulması planlanan balık çiftliklerine karşı ÇED ve çevre düzeni planıyla ilgili açılan 7 davada Seferihisar ve Urlalılar’ı sevindiren, balık çiftliği sahiplerini üzen kararlar Danıştay 14.Dairesi tarafından alınmıştı. Danıştay 14. Dairesi geçtiğimiz günlerde, Sığacık Körfezi’nde balık çiftliklerine karşı 3’ü ‘ÇED gerekli değil’, 2’si çevre düzeni planı iptali, 2’si de ‘ÇED olumlu belgesi iptali’ için açılan toplam 7 davada, yürütmeyi durdurma ve onama kararları vermişti.

Karaburun Yarımadası’nda Karareis ve Ildırı bölgelerinde kıyıya yakın olarak kurulu olan balık çiftliği işletmeleri de bölge halkı tarafından tepkiyle karşılanıyor. Bölgenin doğal sit ve koruma alanı olduğunu savunan vatandaşlar balık çiftliklerinin bir an önce kaldırılmasını istiyor.

 “Doğru proje çevreye zarar vermez”

Prof. Dr. Mehmet Ali Canyurt, Ege Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi, Su Ürünleri Yetiştiriciliği Bölümü Öğretim Üyesi:

Su ürünleri çiftliklerinin tatlı sularda ve denizlerde kurulmasına ilişkin esaslar 1380 sayılı yasa ve bir takım yönetmeliklerle belirlenmiş durumda. Türkiye'de balık üretimine elverişli alanların belirlenmesi için çeşitli sınır tespitleri yapılır. Sınır tespiti yapılıp Resmi Gazete'de yayınlanmadan bir bölgede çiftlik kuruluyorsa orada kanuna aykırılık vardır. Yine su ürünleri işletmesi kurulabilmesi için Türkiye'de çok sıkı bir mekanizma var. Tarım, Gıda ve Hayvancılık Bakanlığı'na başvurup yatırım yapılacak alanla ilgili birçok raporun hazırlanması için bilimsel kuruluşlardan belge topluyorsunuz. En sonunda çevreye etkilerin raporlandırıldığı bu süreçte bakanlık proje ve ekonomik analizlerle size izin veriyor ya da vermiyor. Hiçbir şekilde herhangi bir yerden rapor almadan rastgele insanlara proje hazırlatıp çiftlik kurarsanız hem ekonomik kayıp yaşarsınız hem de çevreyi katledersiniz.

Önlem en başta alınmalı

Ancak üstüne basa basa belirtmek lazım. Su ürünleri uygulamaları çevre ve insan sağlığı açısından projeli olduğunda asla olumsuz sonuç yaratmaz. Su akıntı hızı, derinlik vs. belirtilerek hazırlanan projeler bilimsel esas ve mantık yürütülerek sonuçlandırılır. Bizim denizlerimiz azot ve fosfor bakımından dünyanın en fakir denizlerinden olduğundan balık üretiminde çeşitli sıkıntılar yaşanıyor. Denizler verimsiz olduğunda masmavi ve berrak görünür. Bu yüzden Akdeniz kıyılarında denizin dibini görmek mümkünken Karadeniz'de belirli yükseklikten sonra dibi göremezsiniz. Kuzey denizine gittiğinizde denizin rengi simsiyahtır. Deniz besin maddesi bakımından zenginse dip görünmez. Turizm açısından güzel fakat balıkçılık açısından fakir bizim güney kıyılarımız.

Balık protein kaynağı

Balık yemeyen toplumların sağlık sorunları olduğu apaçık ortada. Biz çok az protein tüketen bir ülkeyiz. Hayvansal protein bakımından oldukça gerideyiz. Karasal üretim sınırlıyken su gibi bir kaynaktan yararlanmak zorunluluğumuz var. Bugün ülkemizde 6,5 kg düzeyinde ortalama yıllık su ürünleri tüketimimiz var. Dünya ortalaması 16 kg iken ABD’de 23 kg uzak doğu ülkelerinde bu ortalama çok daha yukarılara çıkıyor. Saman tüketen bir ülke olarak dünya ortalamasına yaklaşabilmemiz için balık üretiminin arttırılmasına ihtiyacımız olduğunu söyleyebiliriz. Zeka gelişimi, sağlıklı gelişim ve kaliteli beslenme için balık başlıca kaynaktır. 

İstihdama katkıları var

Balık çiftliklerinin ekonomik katkıları ve istihdama yönelik etkisi yadsınamaz. Biz diliyoruz ki başka türlerin yetiştiriciliği de gelişsin. Çipura, levrek, sazan ve alabalık dışındaki türlerde de üretime yönelik bir şeyler yapılmalı. Dünyadaki balık üretimi ve koşullar incelendiğinde Türkiye kıyaslandığında daha iyi yorum yapabilmek mümkün.

 “Diğer kullanıcılar kadar zarar veriyor”

Prof. Dr. Hüseyin Avni Benli, Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü Deniz Bilimleri Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi:

Geçtiğimiz yıllarda TUBİTAK’ın Gerence Körfezi için hazırlattığı ve üç farklı kurumun ortaklaşa yürüttüğü proje ekibinde ben de yer aldım. Çiftliklerin çevreye etkileri nedir tezinden yola çıkarak çeşitli ölçümlemeler yapılmıştı. 3 yıl süren projede balık çiftliklerinin denizlere diğer kullanıcılardan farklı bir etkisinin olmadığı ortaya çıktı. Koca bir körfezi düşünün tatil siteleri, oteller, zeytinyağı tesisleri, akarsular var. Farklı noktalardan 2 yıl boyunca ölçümleme çalışmaları yapıldı. Çiftlikler çevreyi kirletmez gibi bir iddiada bulunmuyoruz. Ben ekoloğum. Ekolojik olarak baktığımızda o çevrede insan varsa mutlaka çevreye etkisi vardır. Tarım yapılsın, sanayi üretimi yapılsın mutlaka bir etki yaratır.

Kaldıralım demek yanlış

Balık çiftliklerine gelince çevreyi kirletiyor diyerek kaldıralım demek yanlış. Bu noktada biz akademisyenlerin ve orayı kullanacakların hedefi etkiyi nasıl minimize ederiz olmalıdır. Zaten çiftliklerde ne kadar hızlı kirlenme olursa su azalır, üretim de buna paralel olarak azalır. Yani çiftlik kuran kişiler verim alabilmek adına çevreyi korumak zorundalar. Levrek ve çipura için konuşmak gerekirse bilimsel tüm inceleme ve çalışmalar yapıldı bu konuda. Kirlilik etkisi olarak yemden kaynaklanan bir süreç var. Fazla yem atıldığında suda çözünüyor. Ancak çiftliklerin en temel giderinin balık yemi olduğunu hatırlatmak lazım. Bu yüzden fazla yemleme maddi açıdan da sorun.

Her denizin koşulu farklı

Türkiye’yi çevreleyen denizlerin koşulları birbirinden farklı. Aynı denizin bazı bölümlerinde dahi ciddi farklılıklar var. Örnek vermek gerekirse aynı koyun içerisinde 1 km ilerde de çiftlik kurarsanız aynı kıyıda da kurarsanız aynı etki oluşur. Derinlik, dalga sistemleri esas alınarak her bölgede ayrı bir uygulamaya gidilmesi doğru olur. Ekosistemin kaldırma gücü var bu güce bağlı olarak malzeme verirseniz ekosisteme zarar verilmez. Türkiye’nin 8 bin 448 km.lik kıyı uzunluğu var. Balık çiftlikleri toplam kıyılarımızın yüzde birine bile teşkil etmiyor. Dünyada Bütünleşik Kıyı Alanları Yönetimi var. Bu uygulama başarıyla yürütülürse deniz alanları korunur.

Yetkiler çok dağıtılmış

Ülkemizde yetki ve sorumluluklar farklı kurumlarda. Balıkçılıktan sorumlu bakanlık Tarım, Gıda ve Hayvancılık Bakanlığı, çevre sorunlarına ise Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bakarken, kıyılardaki turistik işletmelerden Kültür ve Turizm Bakanlığı sorumlu. Yetki ve sorumlulukların ayrı ayrı dağıtılması sebebiyle bürokratik işlemler uzuyor. Kaldı ki üç bakanlığın balık çiftlikleri konusundaki tezleri de birbirine zıt. Türkiye’de işsizlik ve beslenme gibi temel sorunlar var. Birinci sınıf besin olan deniz ürünlerini ile halkı beslemek zorundayız.

Artı ve eksileri düşünmeliyiz

Çiftlikler kurulmadan çipura ve levrek yemek zenginlere mahsus bir şeydi. Şimdi halkın her kesimi balıkları yiyebiliyor. Aşırı avcılıktan kaynaklanan stok azalmalarına en iyi çözüm çiftlik üretimi. Durumu artı ve eksileri göz önüne getirerek geniş bir kapsamda değerlendirmek lazım. Önemli olan ülke stratejisini belirleyerek o kapsamda hedefleri tespit etmektir. Bunları yapmazsanız sektörler arasında sürekli sorunlar çıkacaktır.

 “Karaburun bölgesinin korunması gerekli”

Prof. Dr. Ümit Erdem, Ege Üniversitesi (EÜ) Çevre Sorunları Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü:

Mevcut uygulamalar ve yasal prosedürler körfez içlerinde çiftlik kurmaya imkân tanıyor. Özellikle turizm bölgelerinde turizmi baltalamayacak, dünya normlarında ve balık stok değerlerini etkilemeyecek çerçevede kurulumlara onay verilmeli. Güncel bir tartışma konusu olan Karaburun’da dünya ve yerel değerler açısından bir değerlendirme yaptığımızda birçok açıdan sakıncalı uygulamaların olduğuna şahit oluyoruz. Sayıları günden güne azalan Akdeniz foklarının yaşam alanı olan bu bölgede foklar ağlara takılma ve boğulma vakaları yaşanıyor.

Yine Karaburun yöresi dünya ve yerel değerler açısından oldukça önemli bir bölge. Oksijen kaynağı çok olduğundan enginar, sümbül, nergis, zeytin gibi yerel değerlerin üretiminin yapıldığı bu bölgede oksijenin korunması şart. Çiftlikler eğer uygun yerlere kurulmazlarsa balık yemlerinin çökmesiyle yaratılan zarar florayı tahrip eder. Yıllar önce Balıklıova bölgesinde denize dalanlar bugün daldıklarında yapının nereden nereye geldiğini ifade ediyorlar. Hiç unutulmamalıdır ki bugün dünyada üretilen oksijenin önemli bir kısmı okyanus ekosistemi sayesinde üretiliyor. Bu yüzden denizlerimize sahip çıkmak zorundayız.

Mevzuat ayrı değerlendirilmeli

Yasal mevzuattaki 1,1 km. ve 30 metre derinlik şartlarının her bölge için ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekli. Çünkü bir körfezin içinde kıyıya da körfezin girişine de çiftliği koyarsanız aynı olumsuz sonuçları alırsınız. Önemli olan akıntının olduğu daha açık bölgelerde kurulum yapmaktır. Karaburun örneği üzerinden gitmekte yarar var. Karaburun bölgesi Midilli ile beraber önemli tarihi mirasın olduğu bir bölge. Bu yüzden SİT kararları da var. Akademisyen arkadaşlarımız su ürünleri üretimi bakımından haklı olabilirler anca çevre bir bütündür. Toprak, su, hava, kültürel değerler ve turizm kararları göz ardı edilemez. Yerel değerlerimize sahip çıkarak, nitelikli bilimsel çalışmalar yapılmalı. Finlandiya, Japonya gibi örneklerle Türkiye birbirini tutmaz. Öznel çalışmalar yaparak Karaburun bölgesine neden Yunanlı yatırımcının balık çiftliği kurmak amacıyla geldiğini sorgulamamız gerek.

 “Geniş bir bakış açısı gerekli”

Vildan Gündoğdu, Çevre Mühendisleri Odası İzmir Şubesi Eski Şube Başkanı:

Balık çiftlikleri konusunda ciddi bir bilgi kirliliği yaşanıyor. İyi bir çevresel etki değerlendirilmesi yapılmadan bu konudaki izinlerin verilmemesi gerekli. Özellikle orkinos tabir edilen balık çiftlikleri açık denizlerde uygulanmalı. Antibiyotik ve yem uygulamaları nedeniyle meydana gelebilecek kirlilik çeşitli önhazırlıklarla engellenebilir.  Orkinos çiftliklerini levrek ve çipuradan ayırmak gerek. Çünkü orkinosta hasat zamanı olarak adlandırılan dönemde kan ve yağ tabakası oluşuyor; bu da denizlerin kirlenmesini tetikliyor. Çiftlik uygulamalarında yer seçimi oldukça önemli. Her yönüyle meteorolojik veriler, deniz ekosistemi ve deniz suyu kalitesi ölçümleri yapılmalı. Geçtiğimiz yıllarda bakanlıkların ortak çalışmaları vardı. Ancak bu çalışmalarla ilgili net bir bilgi alınamıyor son dönemde. Kapalı ve yarı kapalı körfezler ve koylarda denetim ve uygulamalar çok sıkı bir biçimde işlemeli.”

 “Sektör en güvenilir koşullarda çalışıyor”

Hasan Girenes, İzmir Su Ürünleri Yetiştiricileri ve Üreticileri Birliği Yönetim Kurulu Başkanı:

Bugün çiftlik balıkçılığı sektörünün 1 milyar doların üzerinde sabit yatırımı, 650 milyon dolar değerinde canlı balık varlığı bulunuyor. 25 bin kişiye istihdam sağlanıyor. Kırsal kalkınmada büyük rol oynadığı gibi, 450 milyon dolarlık ihracatıyla ekonomiye önemli bir katkıda bulunuyor. Kültür balıkçılığına yapılan suçlamalar bilimsel dayanağa sahip değil. Eğer bu faaliyet denizi kirletiyor olsaydı kendi bindiğimiz dalı kesiyor olurduk. Çünkü suyun temiz olması sağlıklı balık üretimi için önkoşul. Sektörümüz ‘mavi devrim’ için denizde faaliyet gösteren birçok sektörden daha çok çalışıyor. Gıda sektöründe gıda güvenliği ve çevreyle ilgili izlenebilirliğin en başarıyla uygulandığı üretim dalı çiftlik balıkçılığı. Aksi taktirde bunca yıldır AB’ye ihracat yapıyor olamazdık.”

Tebliğ neleri içeriyor?

Çevre ve Orman Bakanlığı’nın 24 Ocak 2007 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren Denizlerde Balık Çiftliklerinin Kurulamayacağı Hassas Alan Niteliğindeki Kapalı Koy ve Körfez Alanlarının Belirlenmesine İlişkin Tebliğ’inde denizlerde yapılacak balık çiftliklerinin kurulamayacağı hassas alan niteliğindeki kapalı koy ve körfez alanlarının belirlenmesine yönelik ilke ve esaslar belirtiliyor.

Açık denizle kütlesel su alışverişinin boğaz veya daha geniş bir açıklık aracılığıyla engellenmiş olarak sağlanabildiği ve kıyı çizgisinin girintili olduğu alanlar koy ve körfez alanlarının risk bölgesi olarak ifade edildiği tebliğ, kapalı koy ve körfez alanları özellikleri nedeniyle her zaman riskli olarak kabul ediliyor.

Bu çerçevede derinliği 30 metreden az, 1,1 km.den kıyıya yakın olan bölgelerde ve akıntı hızının saniyede 0,1 metreden daha az olduğu alanlar balık çiftliği kurulamayacak hassas alan niteliği olarak ifade ediliyor. 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 430
Toplam yorum
: 738
Toplam mesaj
: 99
Ort. okunma sayısı
: 2116
Kayıt tarihi
: 18.06.07
 
 

20 Nisan 1989'da İzmir'de doğdu. İlköğretim ve lise öğrenimini Karşıyaka'da tamamladı. 20..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster