Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Ocak '13

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
366
 

Çin 195 milyon üniversite ve fakülte mezunu hedefliyor...

Çin 195 milyon üniversite ve fakülte mezunu hedefliyor...
 

Bu hafta sonu Sabah gazetesinin eki olarak verilen "The New York Times"da Çin ile ilgili çok ilginç bilgiler okudum.

Gerçekten New York Times eki öykü formatında dolu dolu bilgi veriyor. Bu tarz haberleri nedense ülkemizde çok az okuyoruz. Milliyet bana göre biraz daha önde bu konuda.
 
Bu yazıya göre; Çin, eğitime her yıl 250 Milyar dolarlık yatırım yapıyormuş. Çin, 2020 yılına kadar ülkede 195 milyon üniversite ve yüksekokul mezunu yetiştirmek istiyormuş.
 
195 milyon eğitilmiş insan 2,5 Türkiye demek. İnsanın aklı zorlanıyor bu rakamları duyunca.
 
Peki Türkiye ne yapıyor? Türkiye daha yeni üniversite ve yüksekokul sayısını 180'nin üzerine çıkarabildi. Üniversite mezunu nice genç ise işsiz dolaşıyor. Oysa ki bu bir ülke için büyük israftır. Bu israfı önlemek, etkin planlamalar yapmak gerekir.
 
Bir insan üniversitede kolay mı okuyor, bir insan kolay mı yetişiyor? Bakın aşağıda bir fen-edebiyat mezunu gencin çığlığı var. Bugün Türkiye gazetesinde çıktı. Bu ülkemizde bir gerçek. Oysa ki Türkiye'de siyaset kurumunun birinci görevi israfı önlemek, insanlara iş fırsatları yaratmak olmalıdır.
 
Ben buradan siyaset kurumumuza bir çağrı yapmak istiyorum. İstenirse işsizlik olayı çözülür. İnsanlara işler yaratılır. Sizin alacağınız kararlar ülkede yeni ekonomiler yaratıp insanlara yeni iş kapıları açabilir. Örneğin ülkede sanayiyi Çin gibi geliştirebilirsiniz. Akılcı teşvikler uygulayabilirsiniz. Bugün zorunlu kılınan İş Sağlığı ve İş Yeri Hekimi  gibi iş yerlerine "Eğitimci"leri zorunlu tutabilirsiniz. Çünkü "Eğitimci"lere sanayide aslında çok büyük ihtiyaç var. İşleri doğru yapmak için sürekli çalışanlara eğitim vermek gerekiyor.
 
Halihazırda boşta atanamayan pek çok fen-edebiyat mezunu genç var. Bu gençlere devletin fırsat yaratması lazım. Bu gençler bu bölümlerden mezun olabiliyorlarsa iş de bulabilmeliler. Artık sanayide ARG de çok büyük önem kazanmaya başladı. Fen-Edebiyat bölümü mezunlarından daha iyi araştırmacı da bulamazlar. Bu insanlara fırsat verilirse, bu insanlar mutlaka işyerlerinde büyük katma değer yaratırlar.
 
Ülke insanına güvenmek, çocukların önlerini açmak lazım, onlara yerlerinde fırsatlar vermek lazım.
 
 
**
 
ÇİN ve EĞİTİM
...
Çin, dünyada daha önce görülmemiş sayıda üniversite mezunu yetiştirmeyi amaçlayan bir ulusal girişim başlatmış.
...
Çin, iktisatçıların beşeri sermaye olarak adlandırdığı alana yılda 250 milyar dolarlık yatırım yapıyor. ABD de, 1940'ların sonu ile 1950'lerin başında, milyonlarca İkinci Dünya Savaşı gazisine eğitim için parasal destek sağlamış ve beyaz yakalı bir orta sınıfın oluşumuna yardım etmişti. Çin hükümeti de benzer şekilde, çiftliklerden şehirlere göç eden on milyonlarca gencin eğitimi için büyük devlet desteği veriyor. Buradaki amaç, iyi eğitim almış çok az seçkinin muazzam sayıdaki yarı eğitimli fabrika işçisi ile kırsaldaki tarım işçilerini yönettiği mevcut sistemi değiştirmek. Çin, ABD ve Avrupa'nın çok yönlü işgücüne daha çok benzeyen, daha iyi eğitim almış bir insan gücü yetiştirerek kalkınma hamlesinde bir üst aşamaya geçmek istiyor.
...
Gittikçe eğitimli hale gelen nüfus Çin'in küresel sanayi gücü olarak gelecekteki durumunu 
iyileştirmeyi amaçlıyor.
...
Modern ekonomilerin iht iyaç duyduğu, dünya standartlarındaki yaratıcı lığı ve yeniliği teşvik eden  bir eğitim sistemi kurup kurmamasına bağlı.
...
Daha iyi eğitimli bir işgücü Çin'in Batı'ya çok daha güçlü bir rakip olmasını sağlayabilir.
...
Çin'in 2015 sonuna kadarki dönemi kapsayan mevcut beş yıllık planı, yedi öncelikli konuya odaklanıyor.  Bunlar alternatif enerji, enerji verimliliği, çevre koruma, biyoteknoloji, ileri bilgi teknolojileri,  yüksek kaliteli donanım imalatı ve yeni enerji ile çalışan araçlar. Çin'in hedefi, bu sektörlerin  2010'da yüzde 3 olan toplam üretim içindeki payını 2015'te yüzde 8'e çıkarmak için 10 trilyon renminbi  (1.6 trilyon dolar) tutarında yatırım yapmak. Bu arada çok sayıda büyük üniversite de, Çin'in Batı'ya giderek artan bir tehdit oluşturduğu sektörlerdeki mevcut teknolojilere odaklanıyor. 
...
Çin'de sayıları giderek artan üniversite mezunları, küresel şirketlerin yararlanmak istediği bir yetenek havuzu oluşturuyor. IBM, General Electric , Intel ve General Motors gibi çokuluslu şirketlerin her biri, Çin üniversitelerinden mezun olan binlerce kişiyi işe aldı. 
...
Çin' in eğitim hamlesi, sırf sayılar itibarıyla bile olağanüstü. Çin son on yılda, yüksekokul ve üniversite sayısını iki kat artırarak 2 bin 409'a çıkardı. Çin yedi yıl içinde, 18 yaşındaki gençler arasında liseyi bitirenlerin oranının halen yüzde 75 olduğu ABD'yi yakalayacak. Son on yı lda üniversite mezunlarının sayısını  dört kat artıran Çin'de şu anda, yüksekokul ve üniversitelerden yılda 8 milyon kişi mezun oluyor.  Yani Çin bu alanda, oran değilse de sayı olarak ABD'nin çok ilerisinde. Çin'in nüfusunun sadece dörtte birine  sahip ABD'de, üniversite ve yüksekokullardan yılda 3 milyon kişi mezun oluyor. Çin 2020'ye kadar yaklaşık  195 milyon üniversite ve yüksekokul mezunu yetiştirmek istiyor. Oysa o tarihte ABD'de aynı sayı 120 milyonu  bulmayacak. Kuşkusuz, nicelik ile nitelik aynı şey değil. Ayrıca Çin'de kimi uzmanlar, yüksek eğitim gören öğrencilerin sayısındaki artışın, nitelikli öğretim üyesi ve okutman sayısındaki artışı fazlasıyla geçtiğini  söylüyor.
...
Aslında Japonya'nın deneyimleri, daha fazla üniversite mezununa sahip olmanın girişimcilerin yaratıcılığını garanti etmediğini gösteriyor. Japonya İkinci Dünya Savaşı'nı takiben on yıllar boyunca, Çin'in şu anki  çabasına benzeyen bir eğitim hamlesi yaptı. Japonya'nın çalışmaları büyük bir orta sınıf yarattı ve dünyanın en büyük ekonomilerinden biri olmasına yardım etti. Ama Japonya biraz da öne çıkmaktan ziyade topluma uymaya önem veren kültürü nedeniyle, bir ekonomik durgunluk dönemine girdi.
...
Çin üniversiteleri yenilikçilik bilmecesini çözemezse, iktisatçıların söylediğine göre 10 ile 15 yıl arası bir sürede ucuz işgücü ve ucuz sermaye avantajlarının kaybolmasıyla birlikte, bu ülke de ilerlemekte zorlanabilir.  Yine de, nüfusu Japonya'dan 10 kat büyük olan Çin birçok sektörde, Amerika ve Avrupa'daki beyaz yakalı  çalışanlarla rekabet kapasitesine sahip.
...
Geçen yıl ABD ve Japonya'dan iki kat fazla otomobil ve kamyon üreten Çin şimdiden, dünyadaki en büyük otomotiv sektörüne sahip. Ancak Çin henüz bu araçların neredeyse hiçbirini Batı'ya ihraç etmiyor. Çinli otomobil üreticileri ve karar alıcılar yıllardır, Japonya ve Güney Kore örneklerini izlemeye h azırlanıyor. Ama bu hedefe ulaşmak en az dört önemli ilerleme gerektirecek: Daha çekici otomobiller ve motorlar tasarlamak, dayanıklılığı artırmak, yabancı şirketlerden patent kiralamayı gerektirmeyen yerli teknolojiler geliştirmek ve yurtdışındaki müşterileri tanımak. Çinli yetkililere göre elektrikli ve hibrit araç geliştirme işine milyarlarca dolar harcamalarının temel sebebi, diğer ülkelerden daha önce teknoloji geliştirebilme umudu.  Enerjiyi tasarruflu kullanan ve çevreyi daha az kirleten teknolojilerdeki ilerleme, Çin şirketlerine avantaj sağlayabilir. 
Kaynak : Sabah Gazetesi, 27.01.2013
 
**
 
Diplomalarımız, hayallerimizin ardında kaybolmasın
 
Ben, Kırıkkale Fen Edebiyat Fakültesi (FEF) Kimya Bölümü mezunuyum. Her genç gibi, ben de üniversiteye binbir ümitle başladım. 4 senem, kimyayı, incelikleriyle, gerek teorik, gerekse laboratuvardaki o zorlu, bir o kadar da eğlenceli derslerde öğrenerek geçti. 
 
Tabii o zamanlar her şey tozpembeydi. Okulum bitecek, o çok sevdiğim bölümümle alakalı işlerde çalışacaktım. Zorlu günlerin ayak sesi 3. Sınıfın sonlarında gelmeye başladı. Önce FEF'in bölümlerinden mezun olanların atama sıkıntısı çektiğini öğrendim. Sonrasında, eğer öğretmen olmak istersem, belli para karşılığında formasyon almam gerektiğini öğrendim. Formasyon zaten belli para karşılığıydı, lise branşlarına alımların azlığını duyduktan sonra, formasyon almamın zaman kaybından başka bir şey olmadığını düşündüm. Çünkü benim maddi durumum belliydi, ayrıca babam şeker hastası olduğu için çalışamıyor, aileme benim bakmam gerekiyordu. 
 
Bu ve benzeri sebeplerden ötürü, devlete kimyager veya düz memur olma umuduyla, bütün zorluklara rağmen, 2012 KPSS'ye hazırlandım, iyi bir derece aldım. Ancak, şu an öyle bir sistem var ki FEF'leri hiçe sayıyor. Onca emek vererek, severek okuduğum fakülte ve bölümüm, ülkemde hiç değeri yok. Bunları yaşadığım deneyimlerimle yazıyorum. 
 
Yetkililer; "devlet şart değil, özelde de çalışma alanları arayın" diyor. Ama bu ülkede kimya, biyoloji, fizik gibi bölümlere iş verilmiyor. Biyokimya laboratuvarında çalışmak için işe başvurduğumda, geri çevriliyorum. Çünkü; kimyager, biyolog yerine, iki yıllık mezun çalıştırıyorlar. 
 
Devlete kimyager olarak atamamız yok denecek kadar az. 2012 Kasım atamasında, sadece 7 kimyager alındı. Ben de şansımı 4001 (herhangi lisans mezunu) koduyla alım yapan kadrolarda aramak istiyorum. 4001 kodu, uzmanlık istemeyen, üniversitede gördüğümüz bilgisayar dersinin ya da MEB onaylı bilgisayar sertifikasının yeterli olduğu kadrolar. Yani vasıfsız memur kadroları. 4001'e alımlar, 2008 yılına kadar çok iyiydi. Sonra, devletin farklı politikalara girmesiyle, kurumlar belli fakültelerden alım yapmaya başladılar. Buna paralel olarak, Kasım tercihlerinde 4001'e 197 kadro verildi. 4001'e ayrılan çoğu kadrolar ön lisans ve İİBF'ye verildi. Bu da zaten bölümüne ataması az olan ben ve diğer bölüm mezunlarını daha da mağdur ediyor. 
 
Bizler, üniversite sıralarında, bu zorlu günlerin hayaliyle okumadık. Şu an aldığım diplomadan uzak, sigortalı olarak başladığım inşaat işinde, alçı işleriyle uğraşıyorum. Biliyorum ki çalışmadığımda ailem zor durumda kalacak. Onlar zor durumda kalmasın diye gururumu ve diplomamı bir köşeye koydum, çalışıyorum. Çalışmak kesinlikle ayıp değil, benim gururuma dokunan, onca zorluklarla okuduğumun karşılığını alamamam. Çünkü ben okumasam da alçı işiyle uğraşırdım. Beni asıl inciten, ülkemde lisans diplomam olmasına rağmen, bir yerim olmaması, ben ve benim gibi binlerce arkadaşımın sessiz feryadının duyulmaması. 
 
Biz sosyal bir devletiz, terazinin kefesini dengede tutmamız gerekiyor. Eğer KPSS varsa, aynı nitelikteki kadrolara bir bölüm 70'le atanırken, diğer bölüm 90 puanla açıkta kalmamalı, 90 puanla işçi olarak çalışmamalı. Her yönden adaletli ülkem, gençlere de KPSS'de adaletli davranmalı. Tek isteğim; benim gibi birçok gencin, büyük hayallerle aldığı diplomaları, hayallerinin ardında kaybolmasın. 
 
Bir Kimyacı 
 
Kaynak : Türkiye Gazetesi, 28.01.2013

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 642
Toplam yorum
: 162
Toplam mesaj
: 9
Ort. okunma sayısı
: 2311
Kayıt tarihi
: 13.09.11
 
 

1995 ODTU Fizik Lisans, 1998 ODTU Fizik Yüksek Lisans (Biyofizik)  mezunuyum. Özel sektörde kalit..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster