Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Kasım '21

 
Kategori
Ekonomi - Finans
Okunma Sayısı
32
 

Çin’in Gıda Yeterlilik Sorunu

Dünyanın en büyük tarım ekonomisine sahip Çin[1a global gıda üretiminin dörtte birini tek başına üstlenmektedir. Diğer taraftan parasal açıdan dünyanın en çok tarım ürünü ithal eden ikinci ülkesidir. ABD ile başlayan ticari savaştan sonra Çin, birçok üründe kendi kendine yeterli olma çabasındadır. 9,5 milyon kilometre kare yüz ölçümü ve 1,3 milyarlık nüfusu ile son 50 yılda gayri safi milli gelirini (GSMG) her yıl %10 artırarak dünyanın en büyük ikinci ekonomisi olmuştur. Fakat çalışan nüfusun istihdam edildiği tarım sektörünün GSMG e katkısı ancak %10 oranındadır. O nedenle Çin yapısal reformlar, kurumsal yenilikler, yoğun ARGE ve sosyal yatırımlarla tarımsal verimliliği ve dolayısı ile gıda üretimini artırmayı amaçlamaktadır. Ülkenin ARGE’yi ne denli önemsediği grafikten de kolayca anlaşılabilir.
 
Çin Tarım Bilimleri Akademisi (ÇTBA), Çin'in kendi kendine yeterli olabilmesi için, 2030 yılına kadar bazı bitkisel ve hayvansal ürünlerde verim ve kaliteyi yükseltmeyi hedef olarak belirlemiştir.
 
Son yıllarda, ÇTBA poliploid ıslahı, gen düzenleme ve genetik olarak değiştirme dahil temel biyoteknolojik yöntemlerde önemli atılımlar yaparak gelecekteki araştırmalar için sağlam bir temel oluşturdu. Akademi bu doğrultuda 50 hedef belirlerken yenilikçi araştırmalara, tohumculukta girişimciliğe, bilim ve teknoloji platformunun oluşturulmasına öncelik verileceğini ve böylece tohumculukla ilgili ana sorunların çözümlenebileceği görüşündedir. Hedef her ne kadar dört ana ürüne (çeltik, buğday, mısır ve soya) odaklanmışsa da sebzeler dahil diğer ürün ve çiftlik hayvanlarını da kapsamaktadır. 2030 yılına kadar brokoli, havuç ve ıspanak gibi sebze çeşitlerinin kendi kendine yeterlilik oranı şu anki yüzde 10'dan yüzde 50'nin üzerine çıkartılacak.
 
Çin'de tohum kullanımının güvenliği sağlanmış olsa da ülke ıslah teorisi ve temel teknolojiler açısından küresel olarak geride kalıyor. Bazı sebze tohumlarının mevcudiyeti ithalata bağlı kalırken, mısır ve soya fasulyesi verimleri de gelişmiş ülkelerinkilere ulaşmamıştır.
 
Hedefe klasik bitki ıslahı ile ulaşılması 10-15 yıllık bir zaman gerektirebilir. Fakat son yıllarda geliştirilen Yeni Islah Teknikleri- (YIT,Açıkgöz 2019: http://blog.milliyet.com.tr/cesit-gelistirme-4-yila-indi/Blog/?BlogNo= 612792) bitki ıslahçılarına büyük ölçüde zaman kazandırabiliyor. Bu teknik aslında klasik mutasyon ıslahının laboratuvar versiyonudur. Bilindiği gibi mutasyon, canlı genlerinden birinde, kendiliğinden veya amaçlı oluşturulan bir değişimdir. YIT 2010 yılından beri laboratuvarlarda, moleküler bazda, genom içi düzenlemelerle gerçekleştirilmeye başlamıştır.  Bu yöntemde genotipler kısa sürede tescil edilip, üreticilere ulaşabilmektedir.  Bu genom düzenlemeleri (gen editing, gen düzenleme), CRISPR gibi bir seri yeni gen mühendisliği yöntemlerini kapsamaktadır. Bu yöntemlerde, GDO’lardaki gibi dışarıdan herhangi bir gen transferi söz konusu değildir. Tersine hedeflenen genin, uygulanan geçici DNA kesici enzimleri ile susturulması, etkisinin artırılıp azaltılması, yani mikro-mutasyona tabi tutulmasıdır.
Dünyada ticarete yönelik gen düzenleme araştırmalarında Çin 541 proje ile önde giderken, ABD 387 ve Japonya da 81 proje ile onu izlemektedir.  Yüksek verim ve kalite gibi bitki ıslahının genel hedeflerine yönelik bu araştırmalar en çok tahıllar, soya, patates ve diğer 51 kültür bitkisinde yoğunlaştırılmıştır[2].  
 
AB dışında uygulanmaya başlanan bu gen düzenleme yöntemleri ile standart tohumculuk firmaları devreye girerek kısa zamanda birçok çeşit geliştirmiştir. Bu uygulama, transgenik mevzuatında değil, standart bitki ıslahı ilkelerine göre yürütülmüştür. AB (ve dolayısı ile AB ile ticari ilişkisi olan Türkiye gibi ülkeler) gen düzenlemelerinin de GDO’lu ürün mevzuatında olduğu gibi, yani sağlık ve çevre risk testleri ile değerlendirilmesi zorunluluğu getirmiştir. Bu uygulamaya tohumculuk firmaları maliyetleri artıracağı için karşı çıkarken, AB çiftçisi de biyoteknolojinin sözü edilen artılarından yararlanamama nedeni ile rekabet güçlerini koruyamayacaktır.  Son yıllarda AB tohumcu firmaları, mevzuat değişikliği beklentisi ile, gen düzenlemeleri yöntemlerini devreye sokmaya başlamışlardır[3]. Türkiye’de de bu tür çalışmalara Tarım Bakanlığınca destek verilse de konunun muhatabı Biyoteknoloji Bölümü çalışma konuları arasında yer dahi almamıştır
 
(https://arastirma.tarimorman.gov.tr/tarlabitkileri/Menu/23/Biyoteknoloji-Bolumu). Gönül istiyor ki bu ve benzeri konular özel sektör, üniversiteler ve kamunun bir çatı altında toplandığı “Türkiye Tarımsal Araştırma Kurumu”nca ele alınabilsin.Fakat her şeyden önce kovid aşısının geliştirilmesinde kullanılan biyoteknoloji mevzuatında yapılan değişikliğin, AB tohumculuğuna da uygulanması ve böylece ülkemizin tarım ve gıda üretim potansiyelinin artırılma şansının kaçırılmaması dikkate alınmalıdır.
 
Nazimi Açıkgöz
 
 
[1]https://www.millermagazine.com/cin-dunyanin-en-buyuk-tarim-ekonomisi/.html
 
[2]https://nazimiacikgoz.wordpress.com/2020/10/05/abnin-pestisit-kullanim-kisitlamalari-bitki-islahcilarini-birlestirdi/
 
[3] https://nazimiacikgoz.wordpress.com/2021/05/26/ab-tariminin-gelecegi-icin-nasil-hazirlaniyor/
ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 134
Toplam yorum
: 14
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 452
Kayıt tarihi
: 04.01.12
 
 

1964 yılında Ankara Üniversitesini bitiren Nazimi Açıkgöz, doktorasını 1972 yılında Münih Teknik ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster