Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Kasım '11

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
1099
 

Çınar ağacı

Çınar ağacı
 

Benim rahmetli babam tarafından tek akrabam var. O da halam. İki kardeşlermiş. Hatta rahmetli babam ana karnındayken babasız kalmış. O yüzden iki kardeş daha da bir başka bağlıydılar birbirlerine. Halam çok genç kocasını kaybetti. Rahmetli enişte Manisa Orman Bölge Şefiydi. Öylesine mesleğine sevgiyle bağlıydı ki bu sevgi, adının bir piknik yerine verilmesi ile taltif edildi sonradan. Çocuklarının adı da bu sevginin göstergesiydi. Beş çocuğunun adı şöyleydi; Çınar, Pelin, Ladin, Çığ ve Ardıç. Çığ rahmetli oldu.

Benim çocukluğum Çınar ağabeyimin adının bir ağaç adı olması ile ilgili zorunlu bir ağaç sevgisiyle başa baş gitmiştir. Çınar ağabeyimi de ağaçları da çok sevdim ben çocukken. Sonra her ikisi de yaşantımdan yavaş yavaş çıktı gitti. Bugün her ikisine de yer vermeye hazırlıyorum gönlümü, gerekli ayak işlerini yaparak. O yüzden olsa gerek çok seyrek açtığım televizyonda “ Çınar Ağacı “ filmine denk gelince oturdum izledim. Konu, izleyiş amacımdan çok farklı gibi gelse de baştan, final bir harikaydı. Bütün puzzle parçaları oturdu yerli yerine.

Öylesine bir bütün ki yaşanılanlar, zaman ayırıp sabırla birleştirirsen ipuçlarını hiçbir şeyin tesadüf olmadığını görüyorsun. Son zamanlarda birdenbire yoğunlaşan ağaç, çiçek yani bitki aşkım beni baştan şaşırttı. Şöyle ki; annemin belediyenin yol genişletmek için aldığı bahçesindeki meyve ağaçlarının kardeşimin köydeki bahçesine nakledilmesi, halamın eski evinin bahçesindeki iki palmiyenin yine aynı sebeple bir çay bahçesinin girişine taşınması, bana ait, adının Ak Yıldız olduğunu yeni öğrendiğim çiçeğin annem tarafından gözü gibi bakılması, benim oğluma ait Bonzai’iyi korumak adına gösterdiğim çaba karşısındaki yoğun duygusal tepkilerim hiç de boşuna değil aslında. Çünkü benim çocukluğum hep bahçeli evlerde geçti. Ağaçlar, çiçekler, hayvanlar ve bunları seven insanlar vardı hayatımda. Oturup şimdi çok uzaklarda olan o günlere indiğimde, iki buçuk yaşında Özlen ’in öğle uykusundan kurtulmak için kaçtığı bahçedeki Hanımellerinin kokusu bile burnuma geliyor.

Ben; çiçekleri, ağaçları, hayvanları ve bir de onları sevenleri çok sevdim. Hep de seveceğim yaratılanı Yaradan’dan ötürü. Sizden bir İrlanda duasıyla ayrılıyorum… Yolunuz istediğiniz yere çıksın, rüzgâr daima arkanızdan essin. Güneş yüzünüzü ısıtsın, yağmur tarlalarınızdaki toprağı kabartsın ve tekrar karşılaşıncaya kadar… Tanrı sizi yumuşak avuçlarında korusun. Tanrı sizinle olsun. Hoşça kalın.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Öncelikle hayırlı olsun, bugüne kadarki yaşanmışlıklarınızda biriktirdiğiniz gözlemlerinizin yansımalarını, güzel yazılarınızda görmeyi umuyorum. Özgeçmiş sanırım biraz acele ile yazılmış, gözden geçirilse daha iyi olacak gibi. ''İrlanda duası'' demişsiniz, Türk duası olur mu? Dinlerin duası, ulusların da temennileri, söylenceleri olur gibi geldi bana. Bir de çocukluğunuzdan sözederken ''O günlere indiğimde'' diyorsunuz, geçmişe dönmek durumunda 'inmek', ilk defa karşılaştığım bir kullanım olduğu için dikkatimi çekti. Saygılarımla.

Kaan Akoba 
 10.11.2011 21:24
Cevap :
Merhaba! İnanın şu an çok heyecanlandım. Çünkü tanımadığım bir blog arkadaşımdan aldığım ilk mesaj.Sayfamdan da bilineceği gibi yazma olayında çok yeniyim. Çok telaşlı bir yapım var zaten. Bu yazılarıma da yansıyor. İşte sizin de tespit ettiğiniz gibi "özgeçmiş çok acele yazılmş" cümlesinden bunu yakaladığınız anlaşılıyor.Fakat ben bu özelliğimle de barışıp önerinizi de bana uyduğu kadarıyla önemseyeceğim.Saygılarımla.  11.11.2011 8:40
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 245
Toplam yorum
: 56
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 115
Kayıt tarihi
: 10.10.11
 
 

İkbal Özlen DİNÇERLER. 14.02.1960 doğumlu. izmir Kız Lisesi Edebiyat Bölümünü okudu. Buca Eğitim ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster