Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Ocak '14

 
Kategori
TV Programları
Okunma Sayısı
1855
 

Cinayet; “Sen sırasını beklemeyen Şehzade Mustafa gibisin”

Cinayet; “Sen sırasını beklemeyen Şehzade Mustafa gibisin”
 

Kanal D resmen ekranı polisiye dizilere boğdu. CEO'sunun eski emniyet mensubu olmasından mıdır bilinmez ama en çok polisiye dizilerin yer aldığı kanal.

Arka Sokaklar, Galip Derviş, Kayıp ve yeni yayına giren Cinayet.

Bir kanalda dört tane birbirinin benzeri iş. Üstelik polisiye diziler belli bir kesime hitap eden işlerken kanalı polisiyeye boğmak yeni deneklere ulaşmak için iyi bir yol olmasa gerek.

Sonrada kanal reyting almıyor “sistemde arıza var” demek çok inandırıcı olmuyor.

Arka Sokaklara bakmayın siz bizden bir iş olmanın avantajını koruduğu için yıllardır geneli kucaklıyor. Türk izleyicisi polisi böyle tuttuğunu koparır görmek istediği içinde sıkı sıkıya sarılmış durumda diziye.

Uyarlamalar ise aynı ivmeyi yakalayamadı. Orijinalini izleyen ve sonunu bilenlerin yeniden izlemesini beklemek!

Zaten meraklısı orijinali izlemiş belki Türk hali nasıldır merakıyla birkaç bölüm şans tanır geriye kalan izlemeyenlerde birkaç parmak izleyici, onlarla da görüldüğü gibi üst sıralara çıkılmıyor. Bu tür işler yeni senaryolar üzerinden yapılmazsa, uyarlama modundan çıkılmazsa işleri zor. Meraklılarını yakalayamazlar.

Galip Derviş ve Kayıp’ın durumu ortada. Bir de bu durumun üzerine uyarlamanın uyarlamasıyla risk almak?

Bunu deneyimli, bu işe yıllarını vermiş kanal yöneticilerinin bilmemesi de imkânsız.

O halde neden bu kadar polisiyeye boğulur kanal ve bu yola başvurulur işte bunun cevabını bilmek zor.

Bütün bunları yazdım diye sanmayın Cinayet kötü olmuş, işi zor diyorum. Sadece bir kanalın polisiye üzerinden yürümesi, sonrada reyting beklemesi alamayınca da şu bu demesini ya da diyenleri anlamaya çağırıyorum. Hani deniyor ya yeni denekleri C-D gurubunu bulacağız ben de diyorum bolca polisiyeyle zor bulursunuz.

Cinayet’e gelirsek tüm bu söylemlerimin aksine beğendim ve sıkılmadan izledim.

Sanki bu sefer Kanal D şeytanın bacağını kıracak gibi.

En azından bir kayıp aramıyoruz, ailemiz de zengin değil.  Zengin ailelerin çocukları kaçırılır kendi halinde ailelerin çocukları öldürülür.

Acaba öylemi.

Bunları Cinayet’in ilerleyen bölümlerinde öğreneceğiz.

Evet, adından anlaşıldığı gibi bir cinayet çözecek dizimiz.

Ve bu sefer bir kadın penceresinden izleyeceğiz bu çözümü.

Zehra Kaya adıyla Nurgül Yeşilçay, Yılmaz Seyhan adıyla Engin Altan Düzyatan iki ortağı canlandırıyor. Cinayet masasında çalışan iki polis. Kurbanımız Gonca’nın annesini Goncagül Sunar, babasını ise Ahmet Mümtaz Taylan oynuyor. Gonca ise Alicia Kapudağ tarafından canlandırılıyor.

Cinayet, her bölüm başka bir vakanın çözümlemesi değil, tek bir cinayetin konu alındığı bir uyarlamanın uyarlaması. Önce Danimarka- Forbrydelsen sonra Amerika- The Killing.

Öldürülen kişi orta sınıf bir ailenin en büyük kızı. İşin dramatik tarafı bu aileye bir ateş düşüyor ve sonra darmadağın oluyorlar.

Goncagül Sunar ve Ahmet Mümtaz Taylan anne ve baba rolünü o kadar doğal oynuyorlar ki hemen seviyorsunuz bu aileyi. Ve kızlarının ölüm sahnesinde ki haykırışları, yüreklerine düşen acı. Abartıdan uzak oyunculuklarıyla sizi sahnenin içine çekiyorlar. Onların acısı size de geçiyor.

Filmde öne çıkan bu iki oyuncunun ilerleyen bölümlerde de bizleri mest edecek sahnelerin kahramanı olacaklarını hatta şaşırtacaklarını söyleyebilirim. Her iki oyuncuda beğendiğim birkaç isimden biri ama Goncagül Sunar Çemberimde Gül Oya’da ki performansıyla hala akılda. Onu dramlarda izlemekten ayrı bir keyif alıyorum.

Fakat buradaki dramına bakıp aldanmayın güçlü bir anne o. Bunu ilerleyen bölümlerde daha iyi anlayacağız.

Dizide Nurgül Yeşilçay’ı ise iki ayrı rolde göreceğiz. Cinayet masası komiseri ve anne. Ergen oğluyla çatışmaları ve mesleği. Güçlü bir kadın o da.

Yeşilçay gözleriyle oynayan oyuncu. Erkeksilik ona yakışıyor bu rolde bu anlamda erkeksi tavırlarını ortaya daha rahat çıkarmasını sağlamış.

Ancak bazı tepkileri ve soğuk duruşu da fazlaca Amerikan varı kalmış.

Bu da rolün inandırıcılığını nispeten azaltmış. İlerleyen bölümlerde bunu aşarlar umarım yoksa polisimizi pek sevemeyeceğiz. Tamam, uyarlama ama biraz bizdenleşmeli. İzlerken Zehra’yı değil de bir taklidi izlemek…

Gerçi ilk bölüm komiserimize hemen alışamadık çok da tanıyamadık ama Zehra Komiser’in bir özelliğini keşfettik cinayet araştırırken bol bol sakız çiğniyor. Sigarayı bırakmış olduğuna yoralım mazur görelim davranışını.

Bu arada güçlü olan sadece komiserimiz ve Gonca’nın annesi değil bu dizide tüm kadınlar güçlü. Bu anlamda her sınıfın kadınlarını güçlü kimliklerle izleyeceğiz. Bakalım Türk izleyicisi bu kadınları sevecek mi?

Diğer komiserimiz Yılmaz yani Engin Altan Düzyatan onla ilgili tek yorumum serseri polis imajını üstüne iyi giymiş ama lütfen konuşmalarını düzeltsin ağzından çıkan repliklerin çoğu anlaşılmıyor. Bu yüzden onu dizilerde izlerken yoruluyorum üzgünüm.

Ha birde şu hemşerilik meselesi, nerelisin sorusuna zaten kıl olurum bir dizide yer alması iticiliğini Cinayet’te Yılmaz Komiser’in ağzından duymak daha da bir itici yaptı. Bir de Yılmaz Komiser’in elma sevdiğini öğrendik ama Zehra Komiser’in sinirlerine dokunduğunu da hissettik.

Bu arada cinsiyet ayrımcılığı yapan bir komiser olduğunu da replikleriyle bize dank dank iletti. Bakalım kadınlar mı erkekler mi daha çok sevecek Yılmaz Komiser’i? Benim sevmeyeceğim kesin.

The Killing’te iki polis birbirini tamamlıyordu bakalım bizimkiler birbirini tamamlaya bilecekler mi? Onların sahiciliğine inanabilecek miyiz? Şimdilik bir şey söylemek için erken.

Yine The Killing’te polisler kusursuz değillerdi, zaafları, sırları, zayıf noktaları vardı. Karakterlerin hepsi çok gerçekti bizde polislere kadar diğer karakterler için tamam gerçekler diyebiliriz. Polisler içinse ancak ilerleyen bölümlerde karar verebileceğim.

Evet diğer dedektifler gibi manken edasıyla ortalarda salınmıyorlar ama sanki fazlaca Amerikan kalmışlar tamam uyarlama ama diğer karakterler bizden dururken onların Amerikan kalması biraz tuhaf duruyor. Yani bana ilk bölümde bu hissi verdi. Onlarla ilgili kesin düşüncelerim ilerleyen bölümlerde netlik kazanacak.

İşlenen cinayet, bir başkan adayı olan Aslan Kocatepe yani Uğur Polat’ın da işin içine girmesiyle daha da ilgi çekici hale geliyor ve magazinleşiyor. Uğur Polat’a her şey yakışıyor onu izlemenin keyfi başka.

Ve Uğur Polat ile Şükran Ovalı birbirlerine çok yakışmışlar ileride sahneleri arttıkça daha çok dikkat çeken ikili olacaklarını düşünüyorum. Favori çiftlerde başı çekecekler sanki.

Cinayet yerine bu bölüm ilgimi çekecek. Zira The Killing izleyenlerden olunca benim ilgim ve izleme nedenim yaklaşan yerel seçimler ve günümüz kirli siyasetine bakışı nasıl işleyecekler kısmı olacak. The Killing’ten işleyiş olarak çokça farklı olan bölüm de sanırım bu olacaktır. Yani bizim siyasetimiz.

İlk bölümde fazlasıyla günümüz göndermeleriyle doluydu iki başkan adayının aralarında geçen konuşmalar önümüzde ki günlerde daha çok bugüne atıfta bulunacaklarının sinyallerini verir gibiydi.

Birkaç replikle hatırlayalım.

Hepimiz politikacıyız bin tane yüzümüz var.

Çamur atan çamura bulaşmayı göze almış demektir.

Bu gazeteye göre öne geçmişsiniz.

Sen hangi gazeteye göre öndesin.

Benim gazetem yok benim halkım, oyları var

Buna ne derler hıyanet, benim yanımda durmalıydın.

Oğul oğulluğunu, baba da babalığını bilmeli sen sırasını beklemeyen Şehzade Mustafa gibisin

Sende Kanuni’sin öylemi 50 yıl tahtta oturup kimseye yol vermeyen

Ben ne öğrendiysem senden öğrendim.

Bu konuşmalar sanırım hepimize bir şeyler hatırlattı.

Anlaşıldığı gibi renkli bir seçim izleyeceğiz hem gerçek haberlerde hem dizi de.

Yönetmenliğini Serdar Akar’ın yaptığı Adam filmden çıkma Cinayet şimdilik iyi bir iş çıkarmış ellerine sağlık. Bakalım The Kiling’te ki gibi bize defalarca “Rosie Larsen’i kim öldürdü?” sorusu yerine “Gonca Borova’yı kim öldürdü?” sorusunu sordurtmayı başarabilecek mi?

Bunu zaman içinde göreceğiz dediğim gibi ilk bölümüyle Cinayet olmuş gibi duruyor. Daha geniş kitlenin de dikkatini çekebilecek türde. Kasvetli karanlık havadan çok aydınlık olması da genel izleyiciyi yakalamak için iyi bir seçim olmuş.

İkinci bölüme kadar tekrarları sıklaştırılırsa daha fazla kişinin dikkatini çekme şansı yakalar. Dili de anlaşılır zorlayıcı değil. The Killing’te merak sürekli yüksek tutulmuştu seyirciyle birlikte cinayet çözülüyordu umarım bu merak burada da üst seviyelere çıkar, seyirciyle birlikte bir cinayet çözmeyi başarırlar.

Ve bakalım dişi gözüyle cinayeti Türk izleyicisi sevecek mi?

Ben mi dediğim gibi şimdilik sevdim ama ilgim başkan adayımızda.

oyatekin@gmail.com                                         

https://twitter.com/#!/oyatekin (@oyatekin)

http://yurthaber.mynet.com/yazarlar/tum/1/o.tekin35

OYA TEKİN / MEDYABEY.COM

Oya Tekin/ Engelliler Haber ve Bilgi Portatalı Yaşadıkça.com köşe yazarı

Not: Burada yazılan tüm yazılarım elektronik imza ve zaman damgası güvencesi altında yasal hakları korunmaktadır. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilmeksizin izin alınmadan kullanılamaz.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 295
Toplam yorum
: 561
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 3676
Kayıt tarihi
: 01.10.06
 
 

Milliyet Bloğa nasıl geldim ve nasıl yerimi aldım bilmiyorum. Sanırım uzun yıllar okuduğum bölüml..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster