Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Ağustos '14

 
Kategori
Cinsel Sağlık
Okunma Sayısı
1779
 

Cinselliği dinle açıklayabilir misiniz?

Cinselliği dinle açıklayabilir misiniz?
 

Yıllardır bu yazıyı size yazmak için kendimi frenliyorum çünkü gerçekten zor bir konu.

Sandığımın aksine cinsellik bilinmeyen bir konu da değil. Türkiye’de Duygu Asena, kadın cinselliği üzerine yıllarca çabaladı ve mümkün olduğunca kadını eğitmeye çalıştı. Öte yanda Ahmet Altan kitaplarında Türk kadınına cinsellikleri konusunda farkındalık yaratmaya çalıştı.

Öte yandan Hıncal Uluç ile başlayan Türkiye’nin ilk erkek dergisi “Erkekçe” ve arkasından gelen görsel içerikli Playmen ve Playboy gibi dergiler erkeği cinsel yönden bilgilendirmeye yönelik atılımlardı.

Bir gün 23 yaşındaki bir kız arkadaşımın odasında, birkaç yıllanmış erkek arkadaşları, yani ben ve birkaç kişi, kız arkadaşımızın bunalımına istinaden odasını toparlıyoruz ve ben elime bir dergi alıyorum; ismi Playgirl ve sayfalarına baktığım vakit kızarıyorum. Kız arkadaşım yanıma geliyor ve diyor ki “Ne yani Anıl, beni rahibe mi zannettin?”.

Yine aynı dönemde Bodrum’da yat gezisinde tanıştığım bir kız beni oteline yemeğe davet ediyor ve anlıyorum ki otel mutaassıp aile kızlarının kaldığı bir otel çünkü her yer kız kaynıyor ve içeride hiç erkek yok. Tabiri caizse, bir parmak yemediğim kalıyor ve sofrada anlatılan fıkraları dinleyince yine kıpkırmızı oluyorum! Çünkü kadınlarda cinsel yönden biz erkekler gibi gayet istekli olduklarını öğreniyorum bu tecrübeden!

2005 tarihli TNS PIAR şirketinin yaptığı 92 soruluk cinsellik araştırmasına göre cinsel deneyim, yani ilk defa seks yapma yaşı ortalama 19 çıkıyor.  Yani gayet sağlıklı bir yaş. Kadınlar ve erkeklere bakıldığı vakit bu yaş ortalaması 18.8 iken, kadınlarda ise19.4. Bu gösteriyor ki cinsellik konusunda cinsiyet ayırımcılığı yok.

Diğer taraftan Türkiye’de ortalama evlenme yaşına baktığımda görüyorum ki söz konusu yaş 25 (kadınlarda 23.5, erkeklerde 26.5). Buradan hiç kimsenin beklemediği bir sonuç çıkıyor. Fiiliyatta bekaretin önemi kalmamış! Kadınlar evlenmeden cinsel ilişkiye girebiliyorlar! Tabii ki bu sonuç kişisel bazda değil genel bazda fakat net bir sonuç bu!

Aynı araştırmadan:

“Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV) Yönetim Kurulu Başkanı Can Paker Türkiye’nin köylü toplumdan orta sınıf toplumuna geçiş aşamasında olduğunu, bu nedenle birçok alanda olduğu gibi cinsellikte de homojenleşme sağlayamadığını söylüyor. Peker’e göre cinselliğe bakış insanların bulunduğu sosyo-ekonomik sınıfa göre farklılık gösteriyor.Orta sınıflılaştıkça, bakış açısı değişiyor.Bekaret gibi sorunlar da orta sınıflılaştıktan sonra yaşanacak mental değişimle çözümlenecek.”

Burada açık bir sonuç daha var o da şu, bekaret aslında bizim hayatımızdaki engel değil, kafamızdaki engel. Bu yüzdendir ki başbakan evlenme yaşını öne çekmek için uğraşıyor. Çünkü onun inancına göre insan cinselliğini helaliyle yaşamalı!

Yıllarca bizim yaşadığımız cinsellikle din arasındaki paradoks buydu. Babamın bana 16 yaşında tavsiye ettiği, “ne yaparsan yap ama oraya dokunma. Karşı cinse saygı duy”!

Aynı araştırmadaki en dehşetcengiz sonuç ise araştırmaya katılanların %90’ının HİÇBİR cinsel eğitim veya öğretim almadıklarıydı! İşte bu sonuç korkunç!

Ben cinselliği kitap okuyarak öğrendim. Evet, babam bana bir girizgah yapmıştı fakat o kadar sınırlı bilgiler vermişti ki, onun yerine, doğru olanı yapıp kütüphaneme cinsel sağlık kitapları koydu. Ve ben lise 1 boyunca bu ansiklopedi veya kitapları okuyarak öğrendim cinselliği! İnanın nasıl seks yapılacağı, nasıl pozisyon alınacağı ve hatta bunların faydaları ve zararları dahil hepsi açıkça anlatılıyordu. Aynı şekilde cinsel sorunlarımız var mı? Bunlara karşı alabileceğimiz önlemler dahil her konuda bilgiler edindim. Üzerine merak amaçlı Kamasutra felsefesi ve hatta yoga ile birleştirilerek beyin ile beraber cinsel gücün artırılmasına yönelik birçok makale de okudum. Yani alaylı olmadan önce konu hakkında bilgim tam olarak yetiştim. Ve komik tarafı, ve en şanslı olduğum alan, cinselliği pornografiden öğrenmemiş olmaktı!

Cinsel eğitim Türk milletinin hayatında olmayan bir konu!

Adamın biri karısının bir türlü hamile kalamadığı gerekçesiyle bizim müthiş doktora(Haydar amcaya) gitmiş. Doktor kadını muayene ederken göbeğinin paramparça olduğunu görmüş! Korkunç değil mi?

Maslow’un ihtiyaçlar silsilesinde cinsellik tanımlımıydı tam hatırlamıyorum ama insanın hayatının merkezinde en az yemek yemesi kadar önemli olan ve hayvanlardan farklı olarak sadece üreme amaçlı değil haz duymaya ve mutlu olmaya yönelik en önemli ihtiyacımızı doğru tanımlayabilecek ve hissedebilecek kadar ne aile eğitimi, ne de okullarda cinsel eğitim alıyoruz! Bunun sonucunda da Cübbeli Hocaya gidip “anal seks caiz midir” kadar saçma sorularla cinselliğimizi din üzerinden tanımlamaya çalışıyor ve de doğal olarak başarılı olamıyoruz!

Yine Cübbeli’nin söylediği gibi “ben kadınların yanında rahat konuşamıyorum”!

Oysa hocam, kadınlar da en az senin kadar insandır. Onların da seninki gibi bir beyni var. Onlar da çocuk doğurmak dışında senin yapabileceğin hemen, hemen her işi yaparlar. Her şeyin ötesinde onlar da senin ve benim gibi kuldur.

Son olarak yine bu araştırmadan gururla gördüğüm kadarıyla çiftler 10.8 dakika ön sevişme gerçekleştiriyormuş. Yani onca yıldan sonra cinselliği öğrendiğimizin de bir kanıtı bu! Çok sevindim!

Bu konuda zaman, zaman yine yazmaya -affınıza sığınarak- devam edeceğim. Henüz gerçek anlamda dinle, cinsellik arasındaki ilişkiye değinmiş değilim.

Sevgiler, Saygılar,

Erdal Ceyhan bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Namusun bacak arasından kafaya taşındığını ilk kez Esin Moralıoğlu'ndan duymuştum! O yıllar için ne radikal bir çıkıştı. Günümüz erkekleri cennette tabii. Kızlar da gergin değil. Doyasıya sevişiyorlar; ama o koyunlarındaki Türk erkeği iş evlenmeye gelince namusu yine bacak arasında aramaya başlıyor! Selam ve sevgiyle.

Ata Kemal Şahin 
 23.08.2014 9:55
Cevap :
Bu da o afiyet Türk erkeğinin problemi olsun ve tabii ki onunla evlenen Türk kadının! Dediğim gibi reşit olduğu sürece ve aklı selim olduğu sürece, hayatın tadını çıkarmalarında ben bir zarar görmüyorum. Bizlere ise çene yapmak kalıyor, o kadar! Sevgiler,  26.08.2014 7:10
 

Haklı olabilirsin, bu bir makale şeklinde değerlendirilebilir. Ancak sonuç olarak gazetede veya dergide değil blog ortamında yazdığımız için, türü ne olursa olsun yazdığımız her şey yine de blog olacak. Sen de bir önceki yorumuma verdiğin yanıtın sonunda zaten bunu belirtiyorsun. Maslow'un hiyerarşisinin birinci basamağındaki fizyolojik gereksinimler içinde yeme, içme, nefes almanın yanı sıra seks de var. Sevgiler.

Güz Özlemi 
 20.08.2014 15:38
 

Güzel bir konu ve doğru irdelenip, etraflıca araştırma yapılması gereken bir konu.Dinler bu konuda bir tabu oluşturmuşlarsa da bu kadını korumaya yöneliktir zannediyorum.Kadına fıtraten çok eşlilik uygun değil, kadın ait olmayı sever.Merak ediyorum açıkçası nihayetlenmemiş zira konu; sonuç olarak şahsi fikrinizi de okumak isterim araştırmanızla birlikte, her zaman yorum yapmasam da yazılarınızı takip ediyorum. Saygılar. .

SAYHAN 
 19.08.2014 18:06
Cevap :
(2) özgür olmayı başaramıyorum. Hatta tarafsız ve doğal da olamıyorum. Bu işte doğrusu veya yanlışı yok. Benim yaşadıklarıma değil fakat düşünceme göre cinsellik insanın en özgür olması gereken alandır. Bu alanı kendi istediğince doldurabilir. İmam nikahı 2 kişinin bilgisi dahilinde hoca vasıtası ile resmi olmadan yapılan bir nikah türüdür. Ve boş ol diyerek sonlandırılır. Osmanlı'da 6 kez evlenmiş kadın biliyorum ben. Demek konu dini değildir, konu fikridir. Biz gençliğimizde cinselliği o kadar çok konuştuk ki yapmaya fırsatımız olmadı. Ben açıkçası namus kavramının kafada bittiği düşüncesindeyim. Gençler umarım bizim gibi doğalarına karşı gelmeyip mutlu bir cinsel hayat yaşayabilirler. Bu gençlerin oğlum ve kızımı da dahil ediyorum. Öneml olan yaşamdan zevk alacak kadar bilinçli olmak ve bunun en birincil şartı da reşit olmak! Sevgiler, Saygılar,  20.08.2014 13:05
 

Kişisel görüşlerini istatistiksel verilerle desteklediğin, biraz uzun ama hiç sıkıcı olmayan gerçek bir blog olmuş. Aynı formatta sürmesi dileklerimle. Eline sağlık dostum.

Güz Özlemi 
 19.08.2014 15:15
Cevap :
Sevgili Dostum, üç konuda anlaşamıyoruz. Birincisi bu yazdığım bir blog değil, bir makale ve içinde kişisel düşüncelerim yok; sadece anlattığım deneyimlerim var ve herhangi bir yargı belirtmiyorum. Sadece yaptığım araştırmanın -bu benim araştırmam da değil- sonuçlarını yorumluyorum. Bu resmen bilimsel bir yazı. İkinci konu, şiir ki ben şiir de kafiyeye resmen karşıyım; şiiri şiir yapanın okuyanı olduğu düşüncesindeyim nitekim Ataol Behramoğlu kendi yazdığı şiirleri berbat yorumluyor okurken! Üçüncüsü herhangi birimiz -yani herhangi bir blog yazarının- blog yazarlığı konusundaki düşünceleri kendinedir, yani özneldir. Ümit Bey dahil hepimiz vurgu yaparken kendi öznelliğimiz ve fikir-yorum bütünlüğümüzce karşı tarafı değerlendirebiliriz. Çünkü hiçbirimiz bu konuda profesyonel değiliz. Ben blog yazarken her türlü yargıdan bağımsız kendi isteğimce ve gönlümün beğediğince blog yazıyorum. Her türlü şekilcilikten, kalıptan uzak olmayı, düşüncelerimi özgürce ifade etmeyi esas alıyorum. Sevgiler  20.08.2014 12:48
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 613
Toplam yorum
: 1635
Toplam mesaj
: 19
Ort. okunma sayısı
: 271
Kayıt tarihi
: 10.04.11
 
 

Eric küllerinden doğduktan sonra dünyada büyük değişiklikler olsa da Türkiye'de çok fazla şey değ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster