Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Ağustos '06

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
1624
 

Cinsellik, biz ve onlar

Cinsellik, biz ve onlar
 

Hişşşt... Eviniz yok mu sizin?


Geçen gün gazetelerde asparagas gibi görünen bir haber vardı, Almanya'da bir kadın, polisi arayıp, kendisiyle sevişmediği için kocasını şikayet etmiş. Haberin veriliş biçimi de en az kendisi kadar şenlikliydi, hani "Ay yok artık ayol, daha neler...Hihihi..." der gibi. Dünya hali, gülelim, eğlenelim, halimize şükredelim yani...

Gazetelerde, dergilerde, internette, en fazla ilgi gören haberlerin, yazıların, sitelerin hep cinsellik içermesi rastlantı değil. Merak ediliyor kardeşim, okunuyor işte. "Seviyeyi" düşürmemek için en yeni numara da içeriği başka başlıklar altında kamufle etmek. "Sağlıklı yaşam" başlığı altında "A'dan Z'ye cinsellik" mesela. Tamamen bilimsel.

Son birkaç senedir kerametleri kendilerinden menkul "sağlık" yazarları var ya bütün gazetelerde, genç kalmak için onu yiyin, bunu yemeyin, spor yapın, bol bol sevişin falan diye öğütler veren, onlara uyup da "Her gün bir buçuk kilo domates yenilecek, kansere iyi geliyormuş, ha bir de mutlaka sevişmemiz lazım, sabah mı olsun, akşam mı sen karar ver" diye program yapan insan evlatları var mıdır, ben bilmiyorum. Bildiğim tek şey, kimimiz bizimle hiç alakası yokmuş gibi yapsak da, kimimiz işin yalnızca "sağlık" boyutuyla ilgileniyormuş gibi mesafeli dursak da, konu cinsellik olunca bir şekilde hepimizde hoşafın yağı kesiliyor.

Öte yandan her fırsatta "Efenim, bizimki gibi kapalı toplumlarda cinselliğin böyle algılanması normal, halbuki bakınız ben Avrupa'dayken..." diye kıyas edebiyatı yapmayı seven arkadaşlara bir sürprizim olacak, yalnız değiliz. Buralarda da pek güzel gidiyor cinsellik sosu, tatlı tuzlu demeden boca ediliyor her yemeğin üstüne.

"Kültür şoku" ne demek, yaşayarak öğretecek bir biçimde hem de...

Mesela, akşam yemeğini yedikten sonra televizyon karşısına geçip, kanallar arasında dolaşmaya başladınız diyelim. Saat daha erken, haberler yeni bitmiş. Ardından başlayan haber program içinde "Şimdi karşınıza Altın Kalpler fuhuş yuvasında çalışan kadınların gizli kamera ile çektiğimiz dramını getiriyoruz sayın seyirciler, bakın işte bu pozisyon içler acısı değil mi?" falan denebiliyor fütursuzca. "Fesüphanallah" deyip başka kanala geçtiğinizde "Sünnet gerekli mi?" konulu bir belgeselde, bir düzine sünnetli ve sünnetsiz adamın değişik açılardan yakın plan görüntüleri ekrandan oturma odanıza taşabiliyor. Yine tamamen bilimsel amaçlı tabii. Geceyarısı programından bahsetmeye gerek bile duymuyorum, zira bu güzide yayın kuşağının, uydu alıcılarının pek moda olduğu 80'li yıllardan itibaren, Türk gençlerinin hem lisan, hem de cinsel eğitimlerine katkılarını bilen bilir zaten.

Bütün bunları izlerken, insanın aklına röportaj yaptıkları "sanatçıların" göğüs dekoltelerini mozaikleyen, ya da esas oğlanla kız birbirlerine bir metreden fazla yaklaştıklarında, ertesi sabah yatakta birlikte uyanacakları şekilde filmleri makaslayan Türk kanalları geliyor haliyle. "Çok güzel bir geceydi Samantha, kahve ister misin?" Gece ne oldu, tombala oynamaktan yorulunca yatağın birer ucuna kıvrılıp uykuya mı daldılar belli değil tabii. Kanalların işi de zor aslında, "Türk örf ve adetlerine aykırılık" diye birşey var, ne de olsa biz Türkler sevişmez, bölünerek çoğalırız.

Günlük gazeteleri ya da dergileri açtığınızda, bütün mal ve hizmetlerin reklamının yapıldığı gibi, örneğin "900 900 ara beni buluşalım hattı" ya da "5 ateşli fotoğraf 1 Euro, sudan ucuz, www..." gibi reklamlarla karşılaşmak normal sayılıyor burada. Vaktiyle "muzır" saydıkları neşriyatı poşete sokanların kulakları çınlasın.

Neredeyse her köşede mantar gibi biten seks dükkanlarında "yok yok". Ayrıca bu dükkanlar, bizdeki gibi ucube hanların üçüncü katlarında değil, yol seviyesinde bulunuyorlar burada. Düz ayak yani. Her dükkanda olduğu gibi sattıklarını vitrinde sergilemek onların da hakkı Almanya'da. Eczaneden prezervatif almaya utandığı için, markette kola, şampuan, salata, jilet arasında prezervatif kutusunu "kaynatmaya" çalışan yurdum erkeğinin ızdırabı düşünülünce, farklı bir dünya burası.

Buralarda kadına "kadın" demeye utanıp, "Ne şiş yansın ne kebap" diye "bayan" demiyorlar bizdeki gibi. Belli bir yaşın üzerinde "kız" bulunmuyor zaten pek. "Bekaret" bize dayatıldığı gibi bir "erdem" değil, vakti geldiğinde aşılması gereken bir engel gibi algılanıyor. Kabul, biraz erken başlıyorlar bu işlere, zaman zaman buna bağlı bazı terslikler de oluyor ama hiç olmazsa kimse "siftah etti" diye "aslan" oğlunun sırtını sıvazlayıp, "ahlaksız" kızını sokak ortasında bıçaklamıyor.

Genellikle Almanların, özellikle de eski Doğu Almanya'da büyümüş olanlarının, çıplaklığa bakış açıları da bizimkinden oldukça farklı. Çıplaklığı bizdeki gibi doğrudan cinsellikle bağdaştırmıyorlar, çıplak olmak, doğal olmak onların gözünde. Duruma alışkın olmayanları ilk aşamada pek utanç verici durumlara savurabiliyor tabii bu tavır. Cümbür cemaat yüzmeye gittiğinizde, etrafınızdaki 7'den 70'e herkesin, bir anda anadan üryan kalmasına hazırlıklı olmanız lazım. Bu ortamda giyinik, yani bikinili ya da mayolu olmaktan rahatsızlık da duyabilirsiniz, "Kardeşim az öteye git, gözüm acıdı" tepkisi de verebilirsiniz, seçim size kalmış.

Güzel yurdumda sırf "Orasını göstermekten" utandığı için kadın doktoruna gitmeyen kadınlar, ya da karşısındaki kadının diz kapağından sonsuz fantazilere uzanabilen erkekler olduğunu düşününce, bir aşırı uçtan diğerine savruluyor insan.

Bir yanda etrafındaki çıplak vücutlardan cinsel anlamda etkilenmeyen bireyler var. Bilim kurgu filmi gibi. "Adamlar aşmışlar, vay canına, üstün Alman teknolojisi" diyorsunuz önce. Sonra, Playboy tipi erkek dergilerinin hala yok sattığını hatırladığınızda, "E, bu ne yaman çelişki böyle?" diye şaşırıyorsunuz. "Normal" uyaranlara tepki verilmediği zaman da mecburen ya uyarı yoğunluğunu artırmak, ya da bambaşka okyanuslara yelken açmak icap ediyor haliyle, tüm aşırılıklarıyla seks endüstrisi de bundan besleniyor neticede.

Diğer yanda da karşısındaki insanı yalnız cinsellikte kullanılacak bir et yığını olarak algılayan zihniyet var, ki "Namusumu temizledim" tipi erkekler genelde bu gruptan çıkıyorlar. Cinselliğin, paylaşılan birşey değil, kadının "verdikçe" cepten yediği, erkeğin "aldıkça" başının göğe erdiği garip bir alışverişe döndüğü bir toplumda, "namus" kavramının doğrudan cinselliğe bağlanıp, hep kadınların aleyhine işletiliyor olması da bundan belki. Boşandığı karısının, yeni sevgili edinmesini bir türlü hazmedemeyip, "Çocuklarımın anasısın sen, utanmıyor musun?" diye kesip biçenlerin "hazmedemedikleri" şey terkedilmiş olmak değil, eski eşin yeni biri ile sevişmesi kanımca. Karılarının eski erkek arkadaşlarından olma çocuklarına babalık edip, bunda bir terslik görmeyen, ilişki yürümeyip ayrılık vakti geldiğinde, yeni erkek arkadaşı ve karılarını öldürüp namuslarını temizlemeyen "boynuzlu" kocalar hakkında, "Domuz yiyenler karılarını kıskanmazlarmış" diye vecizeler uyduranlar da bu bahsettiğim özgüven şampiyonları zaten. Bunların kadın versiyonları da nispeten daha az şiddet içeren bir yolu seçiyor, kocalarının yeni sevgilisini düşman belleyip, aldatan kocalarından boşanmayarak, her ikisine de hayatı zindan ediyorlar. Halbuki buralarda "Gideceğim" diyene "İşte kapı, işte sapı" diyorlar en fazla.

Ezeli ve ebedi "doğru" larımız var ya bizim, hani asa kese uğruna hayatlar kaydırdığımız, işte o "doğru"ların ufkumuz ötesinde hiç kıymeti harbiyesi olmadığını, hatta bilakis "yanlış"a kaydığını görünce şaşırıyor insan. Dünyanın dört bir köşesinde milyarlarca insan, çok daha farklı değerlere göre yaşıyorlar. "Çağdaş" olmasına çağdaşız, aynı çağda yaşıyoruz da...

Ne zaman "medeni" olacağız biz?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Kültür şok birinci kuşak gurbetçilerimiz için vardı. Onlar bu şoku yaşadılar. Şoklarının yansımaları Almanya'da ki Türk imajını oluşturdu. Bu kaçınılmazdı. O kuşağı suçlamakta haksızlık. Yeni kuşaklara bu imajı düzeltmek görevi düşüyor. Saygılarımla.

Erdoğan Şahin 
 18.12.2006 21:29
Cevap :
Erdoğan Bey, benim bu kısa zaman zarfında gözlemleyebildiğim kadarıyla, yeni kuşağın işi daha da zor. Birinci kuşak, kendi içine kapanarak sorunu kendince bertaraf etti ve sahneden çekildi. Onların yetiştirdikleri ikinci ve üçüncü kuşak hâlâ iki kültür arasında yalpalamaya devam ediyor. Saygılarımla.  19.12.2006 0:07
 
Toplam blog
: 81
Toplam yorum
: 233
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1477
Kayıt tarihi
: 04.07.06
 
 

Kişinin kendini anlatması zor. Her şeyden birazım, her şeyim yarım.   ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster