Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Ekim '07

 
Kategori
Kültür - Sanat
Okunma Sayısı
1894
 

Çırpınırdı Karadeniz

Çırpınırdı Karadeniz
 

İlkokul yıllarımdan üniversiteyi bitirdiğim çağlarıma kadar mütemadiyen halkoyunları oynadım, çeşitli ekiplere ve derneklere devam ettim. Antep, Bitlis, Adıyaman, Artvin, Akşehir, Silifke gibi birçok yöreyi oynamayı öğrendim, oynadım ama Kars-Azeri-Kafkas oyunlarının yeri hep bir ayrı oldu içimde.


Katıksız, süzme Çeçen ve Kafkasyalı olan anne tarafım nedeniyle, neredeyse daha yürümeden Kazaska oynamayı, Şeyh Şamil’de tırnağa kalkmayı, diz üstünde dönüp, kartal figüründe havada asılı kalmayı öğrendim.


Ve bu halk dansları yolculuğum üniversite son sınıfa kadar, Ankara Kuzey Kafkasya Kültür Derneği ve Ankara Azerbaycan Kültür Derneği bünyelerinde devam etti. Ama o akordeonun, ama o mızıkanın, koltuk davulunun sesini duymaya, hele bir de bilip bilmeyenin Şamil oynar gibi yaptığına şahit olmaya göreyim; bugün bile beni yerimde tutana aşk olsun.


Sanırım ortaokul yıllarımdı. Şehrimizdeki bir şenlik organizasyonunda bizim ekip de görevli idi. Ben de ekibin en küçük erkek dansçısı olarak, Şeyh Şamil’de en son çıkıp, yapacağım en zor figürlerle üç bin kişilik kapalı spor salonunu coşturmakla görevli idim. Sıramız geldi, çıktık, hatasız programımızı tamamladık. Salon alkıştan yıkıldı.


Programdan yarım saat kadar sonra, üzerimizi değişmiş ve salonun dışında arkadaşlarla muhabbet ediyorduk. Lise son sınıflardan bir ağabey yanıma geldi ve biraz da sert bir tonlama ile:


“Bu oynadığın oyunun ‘faşo dansı’ olduğunu biliyor musun lan?” diye celallendi, hesap sorar bir edayla.


‘Faşo’ dediğinin, Türk Milliyetçileri’ne isnat edilen bir tanımlama olduğunu ve o camiada bu dansın daha bir fazlaca tutulduğunu daha sonraları öğrenecektim. Ama o anda bir cevap vermem gerekiyordu, kanıma dokunmuştu:


“Faşo dansı ne demek bilmiyorum ağabey. Ama bildiğim şu ki ben bu Şeyh Şamil’i ya da bizim evdekilerin tabiriyle Kazaska’yı, yürümeyi öğrenmeden önce oynamayı öğrendiğimdir. Ha sen bunun adını faşo mu, haşo mu her ne karın ağrısı olarak biliyorsan, bence sakıncası yok, sen de öyle belle” dedim ve uzaklaştım oradan.


Bu akşam da melisa kokulu İzmir’i, içime çeke çeke akşam sporumu yaparken dinlediğim, kulaklıklı müzik çalarımdan gümbür gümbür bir şarkı döküldü yüreğimin yangın yerine. Ses rengindeki özgünlüğünü daha ilk çıktığı yıllardan beri çok sevdiğim Hüner Coşkuner söylüyordu: Çırpınırdı Karadeniz.


Bu muhteşem ve harikulade şarkı da piyasada(?), ‘faşo şarkısı’ olarak bilinir. Yazıklar olsun böylesine anlamsız iticiliğe, ayrımcılığa, yaftalayıcılığa, yazıklar olsun.


Çırpınırdı Karadeniz, enfes bir segah şarkıdır. Bir Türk Sanat Müziği eseridir. Sözleri, meşhur, Azeri Türk’ü şair, Ahmed Cevad Ahundzade’ye; bestesi ise Üzeyir Hacıbeyli’ye aittir. TRT repertuarında dahi bulunur, radyo ve televizyonlarda çalınır, söylenir.


Bakü’deki Azadlık Meydanı’ndan, o esir yılların Azerbaycan’ından; özgür kardeşlerinin yurduna, esir Hazar’dan, hür Karadeniz kıyılarına bir selam, bir çağrı, bir sestir Çırpınırdı Karadeniz. Ve bestekarı da notalarını müthiş dans ettirmiştir, o caanım segahın kıvrak ve lirik rahlesinde.


Yaklaşık doksan şarkılık, dijital müzik dosyamda; Çırpınırdı Karadeniz’den sonra gelen şarkı neydi biliyor musunuz? “Hasta Siempre”. İşte bir muhteşem ve kült eser daha.


Hasta Siempre, “sonsuza dek” demektir ve şarkı, Kumandan Che Guevera’ya ilelebet bağlılığı anlatır. Bir isyankar, komünist devrimin destansı sesidir. Bende kayıtlı olan yorum Natalie’ye ait ve şarkının sonunda da Che’nin kendi sesinden bir konuşması bulunuyor.


N’oldu? Şimdi de “komo” olduk galiba değil mi?


Gülerim ağlanacak halimize. Şarkılarımızı, türkülerimizi, oyunlarımızı, danslarımızı parsel parsel pay eden cahilliğimize, yozlaşmışlığımıza, derinliksiz sığlımıza.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sizinle tanışlığım haberlerde izlediğim kötü bir yalanla başladı. Azerbaycan TV kanallarının birinde "çırpınırdın kara deniz" şarkısının ermenilere ait olduğunu iddaa eden Aktüel dergisi yazarının yazısı hakkında bir haberdi. ben de buna yanıt olarak blog yazısı yazdım ve bu şarkı ve yazım için uygun resim arıyrdum sizin blog yazınızı buldum, daha doğrusu karşıma çıktı. Sadece olarak size teşekkür etmek istedim Saygılarımla

Vusale Taşhan 
 21.11.2008 20:07
Cevap :
Sevgili Taşhan, duyarlılığınız ve katkınız için teşekkürler ederim. Hazar tadındaki yazılarınızın ve paylaşımınızın devamı dileğiyle, sevgi ve selamlarımı sunuyorum.  22.11.2008 13:45
 

Serde İzmirlilik var ya, davul zurna ege havaları vurunca bende yerimde duramam. İçim coşar. Okul yıllarımda kısa bir süre zeybek oynamıştım. Zeybek oyunlarından sonra Kafkas oyunlarına vurgunumdur. İkisindede ayrı bir zerafet, vakur, asalet vardır.

narçiçeği 
 05.10.2007 22:16
Cevap :
Hepsi birbirinden güzel ama dedikleriniz, sanki daha bir başka güzel mi acaba diye düşündüm şimdi. Aslında, bu kutlu Anadolu kiliminin her motifinde, her ilmeğinde ayrı bir şaheserlik var değil mi? Sağlıcakla kalınız efendim.  06.10.2007 0:18
 

Merhaba, O senin bu benim devri, sanırım, Alpaslan Türkeş'in Nazım şiiri okumasıyla sona erdi. Ama bir dönemin gençliğini birbirlerine kırdırdıktan sonra.... saygılarımla, hoşçakalın.

narçiçeği 
 05.10.2007 22:09
Cevap :
Sevgili Narçiçeği, bence de Merhum Türkeş'in attığı adım çok önemliydi. Yobazlık ve fanatizmin, maalesef dini,rengi,"izm"i,şuyu, buyu yok ama sahibi çok. Çok haklısınız. "Bir dönemin gençliğini birbirlerine kırdırdıktan sonra" ifadenizin ise, yalnızca bir kişi ya da yapılanma için kullanılmasını doğru ve objektif bulmuyorum. O dönemin çok derinlemesine incelenmesi ve iç ve dış yapılanmaları ile doğru yorumlanması gerektiğini düşünüyorum. Değerli katkı ve paylaşımınızın devamını diliyorum. Hoşçakalınız.  06.10.2007 0:16
 

Yetmişli yılların geleneklerini ve hala günümüze yansımasını çok güzel anlatmışsınız. Hepimiz benzeri şeyleri yaşadık ve ben çok gülerdim bunlara. Bıyıklar da konuşurdu hatırlarsanız. Evet çırpınır dı Karadenizi her zaman büyük bir keyifle dinlerim üstelik Kızılelmaya da inanırım. Neden bütün Türkler tek bir bayrak altında kardeşçe yaşamasın ki?. kimse kusura bakmasın ama bunu imkansız hale getiren en önemli faktörlerden birinin de din olduğuna inanrım. Araplaşmaya başlamış bünyeler engeller bunu. Öyle Tayyiplik işler falan değil bunlar. Gönül ister, aşk ister! Üstelik sosyalistim ben. Hem de doğma büyüme sosyalist:-) ama sosyalist demeyi de sevmem, toplumcu demek demek gerekir buna. Benim toplumculuğum Türkçülüğüme engel değil... Sevgiler ve saygılar size...

yeşilsoğan 
 05.10.2007 15:57
Cevap :
Tanıdığım, tüm "Türkçü Sosyalistler"; ilkeli,ahlaklı,çok okuyan,bol düşünen insanlardı. Sizin de bu yapıda bir kişi olduğunuz, yorumunuzdan anlaşılıyor. Düşünceleriniz ve savunduklarınız pek tabi ki tartışılır. Hepimizin ki gibi. Ve tartışılmalıdır da zaten. Yazıma ve sayfama, renk ve zenginlik kattınız efendim. Paylaşımınızın ve değerli katkılarınızın devamını dilerim. Sevgi ve saygılarımla.  06.10.2007 0:38
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 929
Toplam yorum
: 2451
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 3554
Kayıt tarihi
: 09.06.06
 
 

İzmir'de yaşıyorum.    Çok uzun yıllar öncesinden başlayıp, hiç ara vermeden bugünlere kada..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster