Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Aralık '06

 
Kategori
Aşk - Evlilik
Okunma Sayısı
5239
 

Çivi çiviyi nasıl söker?

Çivi çiviyi nasıl söker?
 

Birine deliler gibi tutulup,sonra da ona aşık aşık dolaşırken ortalarda, bir anda onu unutmanız gerektiğini, imkansız bir aşka doğru boş yere kürek çektiğinizi öğrendiniz bir gün. Çeşitli yollar deneyerek unutmak istediniz, siz istedikçe o daha da direndi; git dedikçe o aşk, özlem daha da üstünüze gelir oldu. Hiç düşünmediğiniz birşey keşfettiniz bir gün ve çivi çiviyi söker mi acep diye gönlünüzü başka bir rotaya çevirdiniz, ya da çevirdiğinizi sandınız...

Bundan sonra ne olur? Acaba o aşk unutulur da yerine yenisi mi konur yoksa bu yeni " kurban" aslında bir kum torbasından mı ibarettir?

Çivi çiviyi söker mi? Sökerse nasıl söker? Yoksa o çivi değil de bir mıh mıdır ve çivi olan diğerini sökmek isterken elinizde mi kırılır? Ya da bu gereksiz metal parçası ille de olmak zorunda mıdır? İnsan kendi çabasıyla beceremez mi bu unutma işini?

Ben sana mecburum diyen neden sadece Atilla İlhan olmaz? İnsan neden ille de birine mecburdur? O biri uzak bir hayalden ibaretken bile, incitse de üzse de neden vazgeçilmezdir?

Kişilik denen şey nedir? İnsan aşık olunca kişiliğini mi kaybeder yoksa aslında hiç bilmediği özüyle mi tanışır? Kişi aslında varlığına alıştığı o güçlü ve mağrur olan mıdır yoksa aşık olunca tüm yelkenleri suya indiren, gururundan tutun da nefesinden bile vazgeçmeye razı olan o güçsüz, silik karakter mi?

Çivi, görevini layıkıyla sürdürürken neden bir anda onun aslında ne kadar başarısız olduğu ortaya çıkar bir gün? Mıh neden hala orada kendinden hiçbir şey yitirmemiş halde orada durmaktadır, neden gene acıtır insanı? Peki sen çıkarttığını zannederken çıkmadıysa, nereye kaybolmuştur o ara, neden göremezsin varlığına rağmen? O ara göremediğin şey şimdi neden karşına dikilmiş, ben buradayım diye bağırmaktadır? Madem gitmediyse bir yere, yenisinin hükmü nedir? Yoksa yanına mı çakılmıştır diğerinin? Ya da çivi mıhtan daha parlak bir renge mi sahiptir de sen onu göremezsin? Kimbilir belki de görmek istemezsin, bu da olabilir mi? Belki gördüğün halde ısrarla çivinin mi rengi parlatılmak istenir inatla?

Aşk nedir? Karşılıklı paylaşılan bir şey mi yoksa ömrünü yiyip bitiren bir hastalık mı? Hangisi vazgeçilmezdir? Dokunduğun mu yoksa hayal ettiğin mi? Dokunduğun için mi aşk değildir yoksa dokunamadığın için aşk mı sanırsın? Sevenden mi vazgeçilmez yoksa sevmeyenden mi? Sevmeyen sevince, dokunulmayan hissedilince aşk dediğin şey biter mi? Yoksa asıl aşk o mudur; dokununca büyüyecek olan? Ten değil kastım, yüreğine dokunmaktan bahsediyorum. Yüreğine dokunmak ne peki? Birisi seni sevince mi olur bu yoksa sen sevdalanınca mı?

Sevdanın tahtına kurulmuşluğu mudur, kovmaya çalışan diğer şövalye midir gerçeğin? Savaş varsa bu gerçekten doğru bir hamle midir? Bu kavgadan kim galip çıkar? Bir dağlı bir bağın sahibi olabilir mi, kazanabilir mi bu savaşı? Bağcı mıdır orayı şenlendiren yoksa dağlı hiç bilmediği bu bağı daha da güzelleştirebilir mi? Ya da şöyle sormalı bunu; ben mi daha iyi piyano çalarım yoksa Fazıl Say mı? Peki, ona alışan bir piyanoyu hiç bilmeyen ben çalmaya kalksam o piyanoya ne olur? Piyano mu intihar eder yoksa notalar istifa mı verirler bin yıllık işlerinden?

İnsan bir kez gönlünü verdi mi bir daha hiç geri alamaz mı? Onu yaşatması için görevlendirilmiş bu kalbi neden hoyrat ellere bırakır gözü kapalı? Kalp olmadan insan nasıl yaşar? Bu teoride mümkün değilken pratikte neden hala nefes alıp vermektedir? Ayrıca başka bir yerde, başkasının sahiplendiği şeyi nasıl geri alıp bir başkasına verir? Geri alamıyorsa peki bu taşıdığı nedir? Akıl kalbin yerine geçebilir mi; beyin onun yerine kanı pompalayabilir mi? Kanın beynine sıçraması başka yerlerde kullanılmasına rağmen aslında bu durum için biçilmiş bir deyim midir?

İnsan aşık olunca ya da aşk yazınca böyle kafayı yemek zorunda mıdır? Yeter artık, hazır yeri gelmişken lütfen biri beni durdurabilir mi ?..

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sorularla dolu güzel bir yazı olmuş. Cevap vermeye kalksan bir blog daha çıkar hani:) Aşk nasıl tanımlanır bilmiyorum ama benim için havadaki koku gibi, çok etkileyen bir renk gibi. Biranda esir alıyor insanı. Bırakırsa kamyon çarpmış gibi oluyorsunuz zaten. Yok bırakmazsa ne mutlu size.Elinize sağlık:)Sevgiler...

Hasan ARSLAN 
 06.12.2006 12:14
Cevap :
çok teşekkür ederim. Aşk mıh gibi saplanıyor insanın yüreğine. Çivi ise onu unutmaya çalışmak için yöneldiğiniz başkasını anlatıyor. Sevgilerimle...  06.12.2006 12:47
 

Başdöndüren sorularına cevap yetiştirmek gerçekten imkânsız. Ben aşkı sadece sevmek olarak algılıyorum. ne olursa olsun sevmek. Senin olsa da olmasa da sevmek. O zaman bütün yollar otoban... Aşk bu kadar soru sorduruyorsa insana, burada aşktan öteye beğenilmek, beğenilmemek, reddedilmek, ulaşamamak, anlatamamak, anlaşılamamak gibi sorunlar var demektir. Bunların hepsi bir kasis gibi insanı zıplatır durur. Gel sen bu kötü yoldan (!) vazgeç bence, en yakın gişelerden otobana gir. Sevgiyle kal...

Ahmet YILMAZ 
 05.12.2006 12:45
Cevap :
:))) Benim otobandan kastım gerçek aşk zaten. Ama dediğiniz gibi farklı bir açıdan yaklaşırsak belki de haklısınız, asıl bozuk yoldur belki de gerçek aşk. Sevgiyle kalın. Teşekkürler...  05.12.2006 13:19
 

Aşk… Huzurla huzursuzluk, acıyla tatlı, güzelle çirkin, mutlulukla mutsuzluk arasında… Bir kere değdi mi yüreğe, hep tedirgin yaşarsın hayatı korkarak… Ya yeniden kanarsa dizlerim dersin, ya yeniden düşerse yüreğim acıya… Sonra GİTMEK gelir içinden… Gitmek, bir şehri tanımadan terk etmek gibi, kuytularına girmeden, denizi seyretmeden…

Kadir Çaça 
 04.12.2006 12:23
Cevap :
Gitmek gelir içinden... Gidersin de, nereye? Aşk bu, nereye gidersen git, yapışınca bir kere insanın yüreğine ne yapsan olmuyor, çıkmıyor. Sen nereye gidersen git, o da seninle birlikte geliyor ya da gidenin ardından yanına kalıyor, oturuyor karşına ve kaçtıkça büyüyor... Neyse, yeni bir blog olacak şimdi :) Sevgiler, teşekkürler...  04.12.2006 14:54
 

Kum torbasi deyince dayanamadim. Serde eski boksörlük var. Melda'ya bir iki de ben vurayim dedim... Önce sevgili Melda, ÖSS'ye cok zaman var daha. O ne öyle ahiretlik sorular sormussun. ÖSS daha kolay vallahi... Simdi: Benim bildigim su var: Kimse kimseye mecbur degildir (Kisilik!), olmamali. Ben kum torbasi yerine bir baska benzetmeyi tercih ederdim: Birincisi otoyoldur, ikincisi normal karayolu (duble bile degil). Hickimse otoyoldan gitmeye mecbur degildir. Normal karayolunun cekiciligi de vardir. Dogayla daha basbasa olursun o yolda (Bilenler icin: Pozanti-Tarsus arasini otoyoldan gidersen baska türlü, eski yoldan, Gülek üzerinden gidersen rüyada gibi yasarsin Toroslarin güzelligini). Sifir cekmeyi göze alip sinav kagidimi Melda'ya bos teslim ediyorum. Sevgiler.

pirmete 
 03.12.2006 13:59
Cevap :
:))))) Ya, gülmekten yorumu anlayamadım önce, iki kez filan okudum. Birincisi, iyi ki varsın. İkincisi, otoyolun akıcılığı karayolunda yok. Bu yüzden, otoyol uçurur seni ama karayolları hem çift yön tehlikesi hem de diğeri gibi mükemmel olmaması sebebiyle o lezzeti vermez. Otoyolda hiç miden bulanmaz, sonsuza kadar orada seyretmek ister, alabildiğine hız yapmak arzusuyla dolup taşarsın. Bastıkça basarsın gaza, frenlerinin patlaması bile umrunda değildir. Kaldı ki, onun keyfine varmaktan etrafına bakacak fırsatın bile olmaz. Oysa karayolunun üzerindeki taşlar, çukurlar, tümsekler hep fren yapmana sebebiyet verir, o sarsıntıdan miden bulanır. İstifra etmekten çevreye bakamazsın bile. Hız yapmayacaksan başka tabii ama o zaman da yolun anlamı yok. Onun için otoyol her zaman daha iyidir. Bu sözlerimi gerçek trafiğe uygulayıp kaza yapanlardan da kurumumuz sorumlu değildir :)) Sınav notuna gelince, hadi yine iyisin, yaz tatilin eğlenceyle geçecek :)) Sevgilerimle...  03.12.2006 16:34
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 132
Toplam yorum
: 698
Toplam mesaj
: 177
Ort. okunma sayısı
: 2306
Kayıt tarihi
: 24.09.06
 
 

Dünyayı, yaşamayı ama adam gibi yaşamayı, arkadaşlığı, dostluğu ve en önemlisi çocuğumu, müziğimi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster