Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Ocak '18

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
113
 

Çizgilerim

Çizgilerim
 

Her sabah yüzümü yıkamadan önce usulca eğilip aynaya tedirgin ve mutsuz bakmakta niye ısrarcıyım ki. Üstelik her geçen gün hoşnutsuzluğum katlanırken. Uyku mahmurluğunda bile çizgilerimi düşünmekten, onların daha ne kadar derinleşeceğinin kaygısını yaşamaktan yoruldum sahiden de. Aslında soğuk bir su çarpsam şöyle kalkar kalkmaz, bir silkelensem, bu kadar takıntılı olmayacaktım kim bilir. Çünkü her sabah ve her seferinde burnumu aynanın camına, gözlerimin dibine doğru sokulmaktan dolayı gereğinden fazla küstüm kendime.

Galiba ben, takıntılı biri olmaya doğru hızla gidiyorum, yoksa sahiden de öyle biri oldum mu? Gözlerim eskisi gibi net görmüyor, yazılanı çizileni okumakta algılamakta güçlük çekiyorum buna rağmen çizgilerimi daha iyi görmek için gözlük takıyorum.. Sadistçe gelebilir ve galiba da öyle, hem ne kadar derin çizgilerim olduğunu görmek isteğim, hem de o derin çizgilerimin üzüntüsüyle kaşlarımı daha sert çatışlarım kaçınılmaz oluyor. Bunalımlı orta yaş dönemi de denilebilir bu ruh halinin karamsarlığına.

Bunu galiba yaşlanma psikolojisine giren herkes yapıyordur, yani öyle umuyorum, zira aksi halde kendi ruh halimden şüphe duymakta haklı olduğumu görmüş olacağım açıkçası bundan tırsıyorum. Şu ekranlarda on sekizlik gibi duran ellilikler, altmışlıklar yüzünden de olabilir, bakın bunu da es geçmemek lazım. Tıbbın ve estetik dünyasının nimetlerinden yararlanıp fabrikasyon gibi dursalar da yaşlılık bunalımına girenlere hiç iyi gelmiyorlar. Paranın gücü yine zirve yapıyor ama o da bir yere kadar!!!

Biz insanların bitmez tükenmez istekleri, hayattan ve kendinden beklentileri çok daha fazlasıyla, çevresinde olanlardan bir mucize yaratmaları konusundaki şuursuzlukları hep vardı ve hep var olacak. Kendimize emanet edilen bedeni ve ruhu ne kadar çok yorduğumuzu birçoğumuz, iş işten geçtikten sonra anlıyoruz. Hiç bir şeyin azıyla yetinemeyen bizler, yaradılışından olsa gerek, daha fazlasına erişebilmek için “buna aç gözlülük de diyebiliriz” sürekli didişen koşuşturan ve hırsına yenilen yaratıklar oluyoruz resmen.

Ya da zamanla yaratığa dönüştürüldük. Rekabet ortamlarında boy gösterme gafletinden harcadık canım gençliği, gerçi ne yaparsak yapalım nasılsa vakti geldiğinde zaten sorgusuz sualsiz gidiyor gençlik, sen yakasına sarılsan da nafile. Yine de mitolojilerde boy gösteren, dünya var olduğundan beri ballandırıla ballandırıla anlatılan Tanrıçalara özenmiyoruz, özenmedik dersek yalan olur.

Günümüzde güzellik tanrıçaları çağımızın gereği olmaya aday estetik mucizeleri olanlardan çıkıyor. Hayır, karşı değilim sakın yanlış anlaşılmasın, yapan var yapamayan var, hesap kitap işi netice de bel ki birazda cesaret.. Özendiriyorlar ona takılıyorum birazcık! Kıyısından köşesinden niyetleniyorum, hemen bir duygu sömürüsüdür gırla gidiyor ruhumda.

Yetmezmiş gibi birde şu yüzüme oturan çizgiler kendi hikâyelerini anlatmıyorlar mı kaşla göz arası acıklı acıklı. Hepsinin altında gizlenmiş, hatta nasırlaşmış yaşam izleri, öyküleri yok mu? Kıyamıyorsun vallahi, oradan gidebilme ihtimalleri olsalar da kıyamıyorsun göndermeye.

Her gün başka bir hikâyeye gebe ve bir birine zincirleme sorunlarla sıkıntılarla boğuşmaktan, ara sıra atılan kahkahaların ikramiye gibi gelen gevşemesiyle ve geride kalan yılların ağırlığıyla bu günlere gelindi.

Yüzümde göz çevrelerimde bedenimde ve elbette ruhumda üst üste katlanan kırışıklarla dertleşmeye başlıyoruz ufak ufak, şimdilik kabul konusunda ki samimiyetsizlikle bir iki kelime sadece, belki yıllar içinde dost da olabiliriz kendileriyle. Çünkü henüz başka çaresi yok. Hepsinin bir gerçeği var bunu biliyorum. Her iki taraf da biliyor aslında gerçeği, hayattan istediklerimiz ve onlara ulaşabilmek için verdiğimiz savaşın acımasızlığı bizi zaman zaman kendimize dahası bir birimize küstüren. Kazandıklarımızın,  çoğalttıklarımızın, azalttıkları görselimizde göze çarpan. Kırışan derimiz, ak düşen saçlarımız, ama içimizde gizlenen bütün bunlara karşı durmaya çalışan yaşama arzusu. 

Yaşamın izleri çok şey yaşadığımızla orantılı yerleşiyor bedenimize. Yer çekimi denilen gerçek ise ayan beyan ortada. Bir o kadarda ruhtaki yaşlılık da gösteriyor kendini. Örneğin eskiden olduğu gibi çarpmıyor kalbi insanın. Her baharda, her şarkıda, her şiirde düşmüyor aşkın peşine şuursuzca. Çünkü her defasında yüreğini yakan ateşlerden tırsıyor artık, mecali kalmayan bir ruhun dermansız yorgunluğu baş gösteriyor an be an. Daha temkinli davranıyorsunuz ister istemez.

Gözü kara değilsiniz, düşünerek konuşuyor, düşünerek yazıyor, düşünerek seviyorsunuz her şeyi. Eskiden kelimesi daha çok dökülüyor dilden, zira eskiyen bir bedenden, eskiyen bir ruhtan ibaret olduğunuzu gösteriyor yüze gönlünüze düşen izler. Hepimizin kendimize özgü izlerimiz var birazı bizde birazı da ruhumuza değdirdiklerimizde. Onlar ve bunlar, bize dokunan, bizim dokunduklarımız,  çizgilerimiz   bizim izlerimiz.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yine de hafızanın iyilik ve güzellikleri anımsama yeteneğini geliştirmekte yarar vardır.Rahat,canlı ve huzurlu tutar bizleri bu duygumuz...Şiirleriniz de güzeldi!Selam ve saygılarımla.

Abbas Oğuz 
 11.01.2018 17:39
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 111
Toplam yorum
: 33
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 139
Kayıt tarihi
: 24.12.11
 
 

1965 Zonguldak doğumlu ve halen Zonguldak'ta yaşamaktayım.Yazarım ve çeşitli platformlarda sunucu..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster