Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Ağustos '08

 
Kategori
Çocuk Psikolojisi
Okunma Sayısı
2320
 

Çocuğa bela okuyan zihniyetin....

Çocuğa bela okuyan zihniyetin....
 

unicef'ten bir resim...bir dünya bırakın biz çocuklara diye haykırıyorlar!


Aslında bugün için farklı bir blog yazmak niyetindeydim. Taslağımı ve fotoğrafı oluşturmuş, sabah yazmak üzere hazırlık yapmıştım. Konu çocuklardı. Biraz özgüven, biraz hareketlenmeleri adına uygulamaya çalıştıklarımızdı. Fakat gece yaşanan bir olay tasarladığım blogu ertelememe neden oldu.

Çocuklar, en değerli varlıklarımız, diyoruz. Fakat sadece kendi çocuklarımız, bunu itiraf edelim. Ne yaparsak yapalım çocuklarımız adına yaptığımızı savunuyoruz. Kendi hırslarımızı hayata geçirmeye çalışırken ‘bunu çocuklarımın geleceği için yaptım’ savunması içindeyiz.

Daha fazla para, daha fazla lüks, daha fazla imkan… Yapmaya çalıştığımız sadece daha fazlasına kavuşmak, maddi olarak! Her boş alana konserve kutuları inşa ediyoruz; eskiden bir ailenin yaşadığı bahçeli evleri yıkıp, oralara onlarca aileyi sığdırmaya çalışıyoruz. Kutu kutu dört duvarlar yaratıyoruz, nefes alınacak alanlar bırakmadan. Sonra da çocuklarımızı bu dört duvarlara hapsedip, çevreye saygı baskısıyla susturuyoruz, oturtuyoruz. Aman çocuğum koşma, gürültü yapma; komşular rahatsız olmasın. Birer bilgisayar veriyoruz önlerine, al bununla oyalan diyoruz. Oyalan… Zamanını geçir… İçindeki kaynayan enerjini unut. Çocuk olduğunu unut. Hırsla saldır, cam ekranın arkasındaki oyunlara, al eline sanal silahını önüne geleni devir. Ne kadar çok öldürürsen, o kadar fazla level atlayacaksın. Aynı dışarıdaki dünya gibi. Tüm büyüklerin aynı oyunu oynuyor. Ne kadar çok kişiyi alt ederlerse bu hayatta, o kadar başarılı sayılıyorlar. Hadi şimdiden başla sen de, hayatın kurallarını öğrenmeye; saldır, çığlık at, vur, öldür ve Kazan!

İmkanı olan kırlara bayırlara çıkarıyor çocuğunu. Doğayı öğrensin, bir kelebeğin peşinde koşsun incitmemeye çalışarak, bir tohumun çiçeğe çiçeğin meyveye dönüştüğünü gözlemlesin. Var olmanın muhteşem dengesini yaşayarak öğrensin. Dört duvar hapsinden kurtulsun, çıplak ayakları toprağa değsin ki biraz olsun atabilsin bilgisayardan minicik bedene yüklediği elektriği, rahatlayabilsin… Hepsi imkan dahilinde tabi. Ha bir de, biz akıllı büyükler çocuklarımızı hafta sonu dışarı çıkarmayı dev alışveriş merkezlerine götürmekle eş değer tutmazsak. Dev florasan ışıklarının aydınlattığı, yapay havalandırıcılarla doldurulmuş alışveriş merkezlerinde hava alacak çocuklarımız. Dışarı çıktıklarında gözlerine baktığımızda sadece ışıktan kıpkırmızı olmuş gözler de bize mesaj veremez oldu.

Yok ediyoruz; hem dünyamızı, hem değerlerimizi… Çocuklarımızı da adapte ediyoruz sanal olan ne varsa sadece onu yaşamaya….

Akşamları spor parkına çıkarken çocuklarımızı da yanımıza alıyoruz. Hiç olmazsa çimlerin üstünde koşabilsinler, küçük boş alanlarda biraz hareket edebilsinler diye. Dün gece de çıktık parka. Geç saatlerde, kalabalığın azaldığı saatlerde çıktık. Çocuklar boş alanda top oynuyor. Biliyorum ki pek uygun değil burada top oynamaları, sürekli tepki alıyoruz. Ancak tenha bir zamanda, oynayacak başka alanları olmayan çocuklarımıza sürekli uyarılarda bulunarak gözetmenlik yaparak oynamaları için fırsat sunmaya çalışıyoruz. Fakat korktuğumuz başımıza geliyor. Top spor yapan bir bayana çarpıyor. Utanıyorum, aklıma ilk gelen hemen gidip özür dilemek ve çocuğuma diletmek. Fakat bayanın feryadıyla kanım donuyor.

-''Allah hepinizin belasını versin'' diye başlayan; sizi yetiştiren ailenin diye devam eden cümleler bir biri ardına sıralanıyor.

Kulaklarıma inanamıyorum. Sabi sübyan denir küçük çocuklara. Masum anlamında, temiz anlamında, günahsız anlamında. Evet bu çocuklar günahsız…. Biz büyükler yok ettik onlara ait olan her şeyi, biz unuttuk insanlığımızı, biz örnek oluyoruz onlara. Şu an onlar günahsız. Fakat yaşını başını almış, hatta dini simgesini başında taşıyan üstelik de ana olduğu kuvvetle muhtemel bir insan, yapmış olduğu bir hatadan dolayı el kadar çocuklara avazı çıktığı kadar bela okuyabiliyor. Ve özür dilemeyi düşünen ben, çocukların önünde o bayanla ağız dalaşına giriyorum. Bayana çarpan top benim çocuğumun ayağından çıkmadı. Amacım sadece annelik içgüdüsüyle çocuğumu savunmak değil. Tüm çocuklar bizim değil mi? Toplum içinde hepsine aynı oranda sorumlu değil miyiz? Tatsız bitiyor gece, hem de çok tatsız.

Çocuklarımı yaşamak zorunda bıraktığımız koşullara mı yanayım, insanlığımızdan bu kadar uzaklaşmamıza mı, çocuklar önünde kalkıp ta bir tartışmaya girdiğime mi?

Hala içim acıyor, hala elim ayağım titriyor sinirden. Kızamıyorum çocuklara, kızamıyorum gençlere… Onlardan çaldık, hem de o kadar çok şey çaldık ki… Yazmakla bitmeyecek bunlar!

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Zevkle okunan, okuduktan sonra da insanı derin düşüncelere salan bir yazı. Ellerinize sağlık! Tam da duyarlı bir yazarın kaleminden çıkmışçasına, profesyonel bir yazı. O hemen belâ okuyan, çocuklara anlayış göstermeyen kadın aslında acınacak durumda. Onu tutup bizim mahalleye getirmeli. Birkaç hafta yaşasın burada da görsün çocuklar daha neler yapabilirler. Aslında hepimiz çocuktuk. Biraz empati yapabilsek, onların hatalarına karşı tepkilerimiz daha olgun ve tahammülkâr olabilir. Site şeklinde inşa edilen konutlarda çocukların oynayabileceği alanlar mevcut. Ama bunun dışındaki berbat yapılaşmada çocuklar, sizin de belirttiğiniz gibi "Aman evladım, dikkat et, top teyzeye çarpmasın, sonra belâ okur!" korkusuyla yetişiyorlar. Karşımızda pislik bir aile var, adam tam manyak. Her gün küçük oğluna belâ okuyor. Ara sıra da "Ananı, bacını şey edeyim!" deyişi yok mu, işte bu küfür beni çileden çıkarıyor. Bağırmadan, kızmadan, köpüklü kahve gibi taşmadan konuşabilmeliyiz. Saygı ve sevgiler.

Mustafa Mumcu 
 11.08.2008 23:18
Cevap :
Sevgili Mustafa Bey, öncelikle övgülerinize teşekkür ederim. Aslında bizim oturduğumuz yer sitelerden oluşuyor. Fakat site bahçelerinde de otopark ve yeşil alan olarak düzenlenen alanlar dışında oyun parkı yok. Çocuklarımızın bu bahçelerde oynamaları da yasak! Bizim çocukluğumuzdaki sokak araları ve boş arsalar çok daha güzel oyun alanları oluyordu bizlere. Şimdiki şehir planlamacılığında ne kadar özverili davranılsa da çocuklara alanlar yetmiyor. Ve toplumsal hoşgörüsüzlüğümüz, kabaran öfkemiz genellikle çocuklarda patlıyor. Verdiğiniz örnekteki gibi evde ya da dışarda farketmiyor. Burada biraz güçlü/güçsüz kavramı devreye giriyor ki, işte beni en çok çıldırtan bu oldu. Güçlü bir yetişkinin bir çocuğa saldırgan davranışı...Buna asla tahammül edemiyorum ve tüm sakinliğim anında yok oluyor. Çocukları çok seviyorum, onların itilip kakılmasına gönlüm asla razı olmuyor. O zaman kavgadan geri duramıyorum, bu da kötü örnek ama her sabrın da bir sınırı var işte. Bursa'dan selamlar, sevgiler.  12.08.2008 17:08
 

denk geldiğiniz için geçmiş olsun. İşte bunlar hep sizin de bahsettiğiniz gibi hayatlarımızın kücücük kutulara sığdırmak istemimizden kaynaklanıyor. Hepimiz onlara daha iyi imkanlar sağlayacağız diye hayatlarımızı ve hayatlarını bitiriyoruz. Biraz cesaret lazım ya da hayallerimizi bir gözden mi geçirsek acaba... Saygı ve sevgilerimle.

serifsoner 
 10.08.2008 18:56
Cevap :
Teşekkür ederim destek veren yorumunuza. Hem kişisel olarak çocuklarımıza verdiğimiz zararlar hem de toplum olarak yok ettiklerimiz; onların yaşadığı dünyayı şekillendiriyor. Kendi hırslarımız/hayallerimiz peşinde gözü kararmış bir şekilde koşarken, ayaklarımızın altında ezdiklerimizi göremeyecek duruma geldik sanırım. Selam ve sevgiler.  11.08.2008 9:52
 

Ne diyelim o kadıncağıza Allah yardım etsin içinde sevgi eksikliği olmayan bir insan bu tutumu sergileyemez helede bela okumak..Sevgi ve saygıdır yaşamın sırrı...Duyarlılığınız için tebrikler.Saygılar.

ezgi sıla 
 07.08.2008 13:59
Cevap :
Toplumumuz şu anda kendiyle tezat bir durumda...Üzülüyorum gördükçe, çocuklarımıza örnek oldukça.Çok teşekkür ederim yorumunuz ve katkınız için. Yaşamın sırrına erebilenlerle buluşmak iyi geldi dün geceden sonra bana da. Selamlar, saygılar.  07.08.2008 14:45
 

Bende...

yucel evren 
 07.08.2008 13:14
Cevap :
sen...ben...duyarlı olan herkes....  07.08.2008 14:42
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 240
Toplam yorum
: 1379
Toplam mesaj
: 381
Ort. okunma sayısı
: 1566
Kayıt tarihi
: 18.08.06
 
 

Zamandan şikayet ederken, ne kadar hızlı aktığını fark edemeden geçmiş yıllar. Kırklı yıllar, kır..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster