Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Ağustos '10

 
Kategori
İnançlar
Okunma Sayısı
400
 

Çocuğa din öğretmenin yaşı nedir?

Bu soruya, bir dinin içinden cevap verilmesi beklenmiyor.  

Bu soruya, dinsel bir temellendirmeden hareketle cevap verilmesi beklenmiyor.  

Bu soruya, din dışı bir kavramsal çerçeve içinde cevap verilmesi bekleniyor.  

Örneğin bir din içinde kimi sekiz yaşında kimi on yaşında din eğitiminin başladığını savunabilir.  

Örneğin dinsel bir temellendirme olarak, evreni tanrı yaratmıştır, o nedenle, bir çocuğu, en kısa sürede bununla tanıştırmak, o kişi için, toplum için, ahlak için en iyi olandır denebilir.  

Ama bunlar konu dışı. Çünkü bunlar, kanıtlama için, kanıtlanmak istenenen kendisine başvurmayı içerir.  

Yazının savı: Bir çocuğa akıl yaşına ulaşmadıkça, yani reşit olmadıkça, dinsel eğitim verilmesi, dinsel bir inancın dikte edilmesi, pek çok başka şeyin dikte edilmesi gibi, yanlıştır.  

Ama bu yazıda neden böyle olması gerektiği üzerinde düşünebiliriz.  

Öncelikle, dinsel eğitim ile din eğitimini ayırmak lazım.  

Dinsel eğitim, belli bir dinin, bir eğitim unsuru olarak, öğrenen kişinin, onun uygulayıcısı olarak eğitilmesini içerir.  

Din eğitimi ise dinin, bu dünyanın bir olgusu olarak, dinin ne olduğunu, türlerini, tarihlerini vs. içeren bilgisel öğretimi içerir.  

Din eğitimi, bu açıdan bakıldığında, bana pek ilköğretim seviyesine uygun gelmiyor. Lisede olabilir. Çünkü, daha çocuk, kendi aklını kendi başına kullanmaya başladığı zamanlar teenage zamanları. Somutluktan soyuta geçiş, çocukluktan çıkışla başlıyor. İlköğretim çağındaki çocuklarda, hayata dair pek çok sorular daha zemin bulmamıştır. Bu nedenle, kafasında problem edecek hale gelmemiş konuları ona öğretmenin de bir anlamı olamaz.  

Dinsel eğitim de, benzer görünüyor. Dine inanç, toplumlarda büyük ölçüde kültürel bir öğe olarak algılanıyor. Ve yaşanışı da öyle. Kültürler, gelenekler ise onların altındaki rasyonel ya da irrasyonel yapılar sorgulanmaksızın kuşaktan kuşağa aktarılıyor.  

Bu açıdan bakıldığında, bir çocuğa, kültürel öğelerin aktarılması için, reşit yaşa gelmesini beklemek gibi bir durum sözkonusu olamaz. Çünkü zaten, çocuk, ebeveynleriyle birlikte bu kültürün içinde yaşıyor.  

Örneğin, ebeveynler namaz kılıyorsa, çocuk bunu kaç yaşında olduğuna, onun neliğine bakmaksızın, içselleştiriyor.  

Bütün bunlar kaçınılmaz. Burada aydın bir ebeveynin, bunlar ister dindar olsun isterse olmasın, çocuğa bu kültürelliği verirken, bunun bilgisel boyutunu mutlaka çocuğun kişisel gelişiminin oluşmasına ertelemesi gerekir.  

Yani diyelim, ebeveyn namaz kılmıyorsa ve çocuk başka yerden etkilenmelerle, bunu soru konusu ediyorsa, ebeveyn, bunun bir inanç olduğunu, ama bu inancın altında bilgisel konular yattığını, bu bilgisel konulara ancak kendisinin vakıf olacağını ve kişisel seçimini ancak kendisinin o zaman yapacağını ve yapması gerektiğini söylemesi gerekir. Aynı mantığı, namaz kılan ebeveynnin de yapması gerekir.  

Eğer ki, ebeveyn dinin saçma argümanlara dayandığını çocuğuna dikte ediyorsa, ya da ebeveyn, çocuğa, bir yetişkin gibi inançlı olmasını ve bunun gereğini yerine getirmesini dikte ediyorsa, her ikisi de, kişisel hakkın gaspıdır. Her iki halde de bu tarz yetişen insan yobazdır.  

Çünkü, çocuk çocuktur. Genç gençtir. Çocuk hakkı ile genç hakkı birbirine yakındır. Bu kimseler, dünyaya karşı, tamamiyle, savunmasızdır, başkalarına karşı zararsız, silahsızlardır ve yaşamlarında saf iyi niyet içindedirler. Çocuklara yönelik her türlü sömürü, bu imkanlardan yararlanır, onun savunmasızlığını bir zaaf olarak kullanır, bu nedenle bunlara çocuk istismarı denir.  

Çocukların özgürce kendi kişisel seçimlerini yapabilmeleri için onları bilgilendirmek, bilgilenmeleri için uygun ortamlar sağlamak, yani yönlendirmemek, belletmemek, dikte etmemek vs. insan olmanın, insanlığı yüceltmenin, ki bu dinin de için de vardır, ve aslında dine karşı hümanizmin de içinde vardır, şartıdır.  

Bu tip eğitim süreçlerinden geçmiş kişiler, ister dindar olsun isterse rasyonalist mutlaka ve mutlaka ötekine saygı duyacaklardır. Kendi tinsel varlıklarını, ötekini içine alacak değil, ötekinin varlığının kavramsal komşusu olduğunu bileceklerdir.  

Rasyonalist, dinin olgusal bir gerçeklik olduğunu, nesnel olmasa da, öznel ve psikolojik ve tinsel bir değerlendirme sistemi olduğunu kabul edecektir. Dindar ise, Tanrının, dinin, peygamberin varlığının bir bilgi olmadığını, bir varsayım olduğunu ve bu nedenle bir inanç olduğunu bilecektir.  

Bu iki kesim, ancak bu koşulda ortak zeminde durabilir. Ama bahsettiğim eğitim süreçlerini yanlış yaşamış kişiler için, bu ikisi, birbirinin alternatifi olarak ortaya çıkacaktır. Yani, ya o ya diğeri anlayışı.  

İşte bu her iki açıdan da dinin siyasallaşmasıdır.  

Laiklik, bu soruya verilecek cevapta yatar. Biz bir çocuğa 8-10 yaşında dinsel eğitim vermeli miyiz vermeli miyiz? Şu an iktidarda olan parti buna ne cevap verir? Gerçek bir laik parti bu soruya ne cevap verir? Ve şu anki hükümet, böyle bir partiye ne der, nasıl yaklaşır? Örneğin böyle düşünen bir ülkenin AYM kurulunu kendisi tesis etmek istiyorsa, bunu niye, milat, büyük tarihi bir olay olarak betimler?  

&  

Geçenlerde CHP başkanından duydum, onlar Kuran kurslarına karşı değillermiş, ama kaçak Kuran kurslarına karşılarmış.  

E tabi Türkiye gibi bir ülkede, hele ki, şu an içinde bulunduğu zeminin nereye doğru eğildiğine bakılırsa, bunun tersini söylemek epey zor iş.  

Ama, bilimsellik açısından, her türlü dinsel dikteden çocukları ve gençleri korumak bir hak ve özgürlüğü korumaktır.  

Mesela deniyor ki, kızlar başörtüsü taksın. İyi de kardeşim, sen bunun toplumsal sonuçlarını araştırdın mı?  

Şu an kaç kızın, aile zoru ile taktığını, istemeden çevre etkisi ile taktığını araştırdın mı?  

Aldığın bu kararla, toplumda ne tür zorlamaların oluşacağını, ebeveynlerin tutumlarını bilimsel olarak analiz ettin mi?  

Hangi hakla, başörtü serbestisinin getirilmesini, bütün bunların ortaya konulmasından öncelikle savunabilirsin?  

Bu sorular, basit giyim tercihi hakkını kısıtlanmasını getirmez, bütüncül ve bağlantılı çözümler üretmeyi sağlar. Ama belki bu çözümler sağlandığı zaman ancak, bu basit bir giyim tercihi haline gelecektir. Ama sen, diğer tarafa gözünü kapa, zamanın ruhu öyle söylemeni gerektiriyor diye, öteki tarafı savun, bu tamamiyle günoğlancılığıdır.  

Sonuç olarak, yazının başlığındaki sorunun cevabı şudur: Dinsel eğitim için çocuk olmamak gerekir.
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ülkemizde büyük bir bilgi kirliliği bulunmaktadır. Bazı olgular yabancı kelimeler arkasında değiştirilip insanlara sunulmaktadır DİN=YAŞAM TARZI dır yani sizin beğenerek kabullendiğiniz hareket ve düşünce tarzı dininiz olmaktadır. Çocuğunu hayata hazırlamak her sorumluluğunu bilen ebeveynin görevidir.Yararına inanmadığınız bir bilgiyi kabullenmek ve çocuğunuza yüklemek zorunda değilsiniz. Fakat unutmayınki çocuğunuza yükledğiğniz bilgiler Sizin ve çocuğunuzun geleceğini belirler. Saygılarımla.

mersinli kamil 
 16.08.2010 19:22
Cevap :
İşte bu geleceği belirlemede, din konusunda, mutlak bir şekilde, çocuğu yönlendirme ve onu belirleme hakkımız yok. Söylediklerinizden sizin de buna katılıyor olabileceğinizi çıkardım.  17.08.2010 14:26
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 466
Toplam yorum
: 945
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 975
Kayıt tarihi
: 21.10.07
 
 

Ankara'da yaşıyorum. Çeşitli güncel konularda, zaman zaman "Neden olaya böyle bakılmıyor?" diye d..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster