Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Ocak '12

 
Kategori
Anne-Babalar
Okunma Sayısı
4473
 

Çocuğu büyütmeden, yuvayı terketmek

Çocuğu büyütmeden, yuvayı terketmek
 

Ayrılma kararı alabilirsiniz, tıpkı evlenme kararını aldığınız gibi. Ya çocuğunuz? O ayrılabilir mi? Çocuk ayrılamaz; ortasından bölünür, parçalanır, ezilip unufak olur, dağılır, bir daha da toplayamazsınız. Kimin yanında büyürse büyüsün o hep eksiktir, yaralıdır, boynu büküktür, yarım-yamalak büyüyecek ve genellikle istikbali parlak olamayacaktır. Bir gün 'büyük büyük adam' dahi olsa (zayıf ihtimal ama)  kanadı kırık büyümenin izini hep taşıyacaktır. Anneyle, veya babayla büyümesi ''felaket''; dede-ebe, ananne-babanne, büyükbaba-büyükanayla büyümesi ''koyu felaket''; bunların hepsinden kopuk yetişmesi ise çocuğa yaşatılabilecek ''büyük felaket''tir. Yani biri diğerinden biraz daha az veya çok, ama hepsi de evladınıza yaşattığınız ızdıraptır.

Henüz bebekliğinde, bir nedenle ağlarken susmak için gözleri hep anne ile babayı birarada görmek ister; birinin sevgiyle bakışı eksik ise onu susturmanız zor olur. Gece uykusundan ağlayarak uyandığında ikinizi de kendisiyle ilgili bulursa, gördüğü kötü rüyanın etkisinden çabuk kurtulur. Beslenmesine yansır; baba veya anneden birisinin ekonomik katkısı yok olursa. Hele anne terketmiş ise yavruyu, mutfak becerisinden yoksun yetiştirilen erkeklerimiz çocuğa annenin yokluğunu yansıtırlar; iyi besleyemezler çocuğu. Anne sorunlu evlilikten ''kurtulmuştur'' belki, ama aynı zamanda yavrusuna da (babayla birlikte)felaketin kapısını aralamışlardır.

Kreş veya ana okulunda diğer çocukları anne ve babasıyla görmeye başlamış ve o aile birliğini  yaşayamadığı için, bir kanadının kırık oluşunun sızısını yüreğinde, sessizce içine gömerek, belki de kimseyle paylaşamadan içine atarak iliğine kadar hissetmiştir.

Okula başlamıştır, ama o meşhur şiirdeki gibi, babası beslenmesi için hamur işi koyamadığı gibi, ütü ve çamaşırını da tam hak edememektedir. Masa örtüsünü veya sınıfın perdesini annesi yok diye ona vermiyordur öğretmeni. Bu sırada çocuk ''kayıtta''; bunların farkındadır ve onda açtığı yaranın acısı yüreğini burkuyordur içten içe.

Bebekliği hariç sırtı lif veya kese görmemiştir, eli yetişmese bile banyosunu yalnız yapmaktadır, oysa biz o yaştayken sırtımızı annemiz liflerdi ve bundan mutluluk duyardık. Başını omuzuna koyabileceği veya dizine uzatıp da saçını okşatacağı bir annesi yoktur artık, bu duyguyu hiç tatmamıştır, tadamayacaktır da.

Ergendir artık. Anne yok, yani ortada aile diye birşey yok... Sorular var, sorunlar var; babaya da mesafeli ise kiminle dertleşsin, kime içini döküpte derdini hafifletsin, kim moral versin. Velhasıl çocuğa dair, duygularına dair, başına gelen bu felakete dair, geleceğine, işine, kazancına, kuracağı yuvasına, hayatını bütün olarak nasıl olumsuz etkilediğine dair binlerce sayfa yazılacak kadar ciddi bir felakettir, yaşatılan.

En acımasız timsahı izliyorum, Nil Timsahı belgeselini. Yumurtasının yakınında bekliyor, onlardan yavru çıkana kadar özveride bulunuyor, ejderle döğüşüyor. Yavrular tek başına yaşamayı öğreninceye kadar ayrılmıyor. Aslanlar, sırtlanlar, çitalar yani canalıcı hayvanlar bile yavrularını yaşama hazırlamadan ayrılmıyorlar, onlara yiyecek getirebilmek için ölümü göze alıyorlar. Avlanmayı da canlı tatbikat yaptırıp öğrettikten bir süre sonra ayrılıyorlar.

Anne veya baba; bu hayvanlardan da daha duygusuz, içgüdüsüz, sevgisiz, şefkatsiz ve sorumsuz olmalı ki yavrusuna hayatı öğretmeden onu terkedebilsin. Hayvan yaralanıyor, yiyecek bulurken sakat kalıyor, canını bazen zor kurtarıyor yine de yavrusunu hayata hazırlamaktan vazgeçmiyor. Ya İnsan ne yapıyor: daha işveli bir eş buldum, hadi bana eyvallah veya daha çok yiyecekli-giyecekli, lüks bir hayat bulduğunda yavrusunu hiç düşünmeden terkedebiliyor, ya da daha fazla heyecan, şehvet uğruna yuvayı ve yavruyu unutabiliyor, başka bir eş uğruna da terkedebiliyor, veya bırakın yaralanmayı, sakat kalmayı, yavruyu yaşatmak için ölümü göze almayı; bazen atılan bir tokat onun yavrusunu terketme nedeni olabiliyor. İşte en gelişmiş varlık olan  insanın,  yavrusunu hayata hazırlama fedakarlığı ile hayvanın  yavrusunu hayata hazırlama  savaşı.

Yavrusunu büyütüp, iş-güç sahibi yapmadan, onu tam anlamıyla hayata hazırlamadan, çok çok geçerli ve anlamlı, yaşamsal bir neden olmadan ; yuvayı terkeden, yavrusunu bir kanadı kırık, daima boynu bükük, içine kapanık büyüme durumunda bırakan anne veya baba size diyorum ki; bunları düşünemiyorsanız bari, biraz belgesel izleseniz...  

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

yazınızı okuduktan sonra bir kere daha sizi takdir ediyorum, yine de eksik kalmış diyebilirim, yazınızı önerilerime koyuyorum. Ne kadar derseniz deyin bazı beyinlere, kalplere işlemiyor sözler.. Mutlu bir aile olmak ve fertler yetiştirmek zorundayız... Anne baba çocuklarını gezdirmeli, eğlendirmeli vaktinin boş vaktinin çoğunu ona harcamalı ve tv nin kucağına da atmamalı. Sizden bu konularda da yazmanızı beklerim.

İbrahim ARSLAN 
 11.01.2012 9:39
Cevap :
Sağolun. Takdirinizi hak etmiş olmaktan dolayı bahtiyarım. Güzel günler dilerim.  12.01.2012 0:59
 

güzel bir konuya değinmişsiniz (yazınızı henüz okumadım başlık bile yetti)bu çağımızın hastalığıdır ve hastalıklı bireylerin yetişmesine sebebdir.. zira çocuk için anne babadan daha ziyade sevindidirci ne olabilir ki?

İbrahim ARSLAN 
 11.01.2012 9:34
Cevap :
Çok çok haklısınız; büyüklerimizden duyardık, doğan bir çocuk için tek ve yeter bir dilekte bulunurlardı: ''Allah analı-babalı büyütsün''.  12.01.2012 1:03
 

Merhaba, Tümüne olmamakla beraber, yazdıklarınızın bazılarına katılıyorum. Tabii ki bir tarafı yarım kalacaktır bu göz ardı edilemez. Ama anne - babanın ayrılmasına da bu kadar felaket gözüyle bakmayın bence. Daha felaket ortamlarda yetişmesindense huzuru için ayrılık bazen daha iyi olabilir. Sevgiler

Merve Ballı Acar 
 10.01.2012 11:40
Cevap :
Değerlendirme yaparak, konu hakkındaki düşüncenizi paylaşmış olmanızdan duyduğum memnuniyeti saygımla belirtirim.  11.01.2012 1:11
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 30
Toplam yorum
: 51
Toplam mesaj
: 8
Ort. okunma sayısı
: 1222
Kayıt tarihi
: 11.11.11
 
 

İyi-kötü, kendimize göre bir Fırat idik, ama artık okyanusa karıştık, emekli memurum. Dünyada..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster