Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Şubat '08

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
1291
 

Çocuğumdan mektup

Çocuğumdan mektup
 

Mektup Var


'Sevgili Anneciğim, Sevgili Babacığım,
Beni dünyaya getiren varlık sebebi olan canlarım. Anne, yeryüzünün meleği; baba, koruyucu muhafızımız. Anne: Ayakları altında cennet olan gül kokulu cananımız. Baba: Kelimeler yetmez anlatmaya değil mi güzellerim?
Bütün duygu ve düşüncelerimi dile getirebilseydim, size şunları söylemek isterdim: Sürekli bir büyüme ve değişme içindeyim. Sizin çocuğunuz olsam da, sizden ayrı bir kişilik geliştiriyorum. Beni tanımaya ve anlamaya çalışın. Deneme ile öğrenirim. Bana ayak uydurmakta güçlük çekebilirsiniz. Oyunda, arkadaşlıkta ve uğraşılarımda özgürlük tanıyın. Beni her zaman her yerde koruyup horlamayın. Davranışlarımın sonuçlarını kendim görürsem daha iyi öğrenirim. Bırakın, kendi işimi kendim göreyim. Büyüdüğümü başka nasıl anlarım yoksa? Büyümeyi çok istiyorsam da ara sıra yaşımdan küçük davranmaktan kendimi alamıyorum. Bunu önemsemeyin, ama beni şımartmayın da. Hep çocuk kalmak isterim sonra.
Her istediğimi elde edemeyeceğimi biliyorum. Ancak siz verdikçe almadan edemiyorum. Bana yerli yersiz söz de vermeyin. Sözünüzü tutmayınca, sizlere güvenim azalıyor. Bana kesin davranmaktan çekinmeyin.

Yoldan saptığımı görünce beni sınırlayın. Sınırlayın! Koyduğunuz kurallar ve yasakların hepsini beğendiğimi söyleyemem. Ancak, hiç kısıtlamayınca ne yapacağımı şaşırıyorum. Tutarsız davrandığınızı görünce hem bocalıyor hem de bundan yararlanmadan yapamıyorum.

Öğütlerinizden çok davranışlarınızdan etkilendiğimi unutmayın. Beni eğitirken ara sıra yanlışlar yapabilirsiniz. Bunları çabuk unuturum. Ancak birbirinize saygı ve sevginizin azaldığını görmek beni yaralar ve sürekli tedirgin eder. Çok konuşup çok bağırmayın. Yüksek sesle söylenenleri ben pek duymam. Yumuşak ve kesin sözler bende daha iyi bir iz bırakır.

"Ben senin yaşındayken" diye başlayan söylevleri hep kulak ardına atarım. Unutmayın, "Hababam Sınıfı" filminde mahcup olan anne ve babaları hatırlayın lütfen (Hatırlatmayı Mektubumun Sonunda Bulacaksınız).
Küçük yanılgılarımı büyük suçmuş gibi başıma kakmayın. Bana yanılma payı bırakın. Beni yaramazlıklarım için kötü çocukmuşum gibi yargılamayın. Yanlış davranışımı, üzerinde durup düzeltin. Ceza vermeden önce beni dinleyin. Suçumu aşmadığı sürece cezama katlanabilirim. Beni dinleyin.
Öğrenmeye en yakın olduğum anlar, soru sorduğum anlardır. Açıklamalarınız kısa ve özlü olsun. Beni yeteneklerimin üstünde işlere zorlamayın. Ama başarabileceğim işleri yapmamı bekleyin. Bana güvendiğinizi belli edin. Beni destekleyin, hiç değilse çabamı övün. Beni başkaları ile karşılaştırmayın. Umutsuzluğa kapılırım. Benden yaşımın üstünde olgunluk beklemeyin.
Bütün kuralları birden öğretmeye kalkmayın. Bana süre tanıyın. Yüzde yüz dürüst davranmadığımı gördüğünüzde ürkmeyin. Beni köşeye sıkıştırmayın. Yalana sığınmak zorunda kalırım. Sizi çok bunaltsam da soğukkanlılığınızı yitirmeyin. Kızgınlığınızı haklı görebilirim; ama beni aşağılamayın. Hele başkalarının yanında onurumu kırmayın.

Unutmayın ki, ben de sizi başkalarının önünde güç durumda bırakabilirim. Bana haksızlık ettiğinizi anlayınca açıklamaktan çekinmeyin. Özür dileyişiniz, size olan sevgimi azaltmaz; tersine, beni size daha çok yaklaştırır. Aslında ben sizleri olduğunuzdan daha iyi görüyorum. Bana kendinizi yanılmaz ve erişilmez göstermeye çabalamayın. Yanıldığınızı görünce üzüntüm büyük olur. Bana verdikleriniz yanında benden istediklerinizin zor olmadığını da biliyorum. Yukarıda sıraladığım istekler size çok geldiyse, birçoğundan vazgeçebilirim, yeter ki beni ben olarak seveceğinize olan inancım sarsılmasın.
Benden "Örnek çocuk" olmamı istemezseniz, ben de sizden kusursuz anne-baba olmanızı beklemem. Severek, anlayışlı olmanız bana yeter. Sizin çocuğunuz olarak doğmak elimde değildi. Ama seçme hakkım olsaydı, sizden başka kimsenin çocuğu olmak istemezdim. Sizi çok seviyorum. Beni anlayın lütfen. Ellerinizden öpen çocuğunuz.

HATIRLATMA: HABABAM SINIFI'NIN VERDİĞİ DERS
Hababam Sınıfı'nın bir bölümünde Mahmut Hoca İle Edebiyat öğretmeninin verdiği ders çok ilgi çekicidir:
Haylaz Hababam Sınıfı öğrencileri, her zamanki gibi, yeni öğretmenleri olan, genç ve güzel olmasının yanında meslekte yeni mezun edebiyat öğretmenlerine 'İnek Şaban' tarafından yazılmışçasına ilan-ı aşk mektubu yazarlar. Mektubu alan İnek Şaban ağaçlarda mektubunu okur. Mektupta belirtildiği gibi edebiyat öğretmeninin aşkını kabul ederse 'Mö mö mö' diye üç defa boynundaki çanı sallayarak derste tüm sınıfa ilan edecektir. Mektuptaki gibi üç defa 'Mö' diyen İnek Şaban öğretmenince tokatlanarak ödüllendirilir.

Hababam, İnek Şaban'ın kırılan onurunu kurtarma çabalarına girer. İntikam için gelecek derste yapılacak olan edebiyat yazılı sınavında, toplu olarak aşk mektubu yazarak yazılı kâğıtlarını verecekler. Böylece genç ve tecrübesiz buldukları öğretmenlerine Hababam'ın ne olduğunu, asla uğraşılmaması gerektiğini anlatacaklardır. Aldıkları kararı tüm sınıf başarıyla uygular. Öğretmen yazılı kâğıtlarını okudukça şaşırır, şaşırdıkça bunalır. Soluğu Mahmut Hoca'nın yanında alır. Mahmut Hoca kâğıtları ve içindekileri öğrenince sakinleşmek için tansiyon düşürücü dilaltı hapına başvurur.

Her neyse, öğretmen sınıfı toplu olarak disiplin kuruluna sevk eder. Disiplin kurulunun cezası tüm sınıfın okuldan uzaklaştırılması yönünde olur. Mahmut Hoca karara saygılı olduğunu belirterek öğretmen arkadaşından şikâyetini kibarca geri almasını ister. "Bu sonuçtan velilerin de sorumlu olduklarının kendilerine hatırlatılması gereklidir" diyen öğretmen, kararından vazgeçmeyeceğini bildirir. Mahmut Hoca bu kararı velilere edebiyat öğretmeninin açıklamasını ister. Veliler karne dağıtımı için ve öğrencileri hakkında görüşmek üzere resmî bir yazıyla okula davet edilirler. Hababam, bu durumdan habersiz, kendilerine acıyarak edebiyat öğretmenlerine kızmaktadırlar. Okula gelen veliler okul bahçesinde çocuklarıyla karşılaşırlar. Veliler burunlarından solumakta, niçin okula çağrıldıklarını bilmediklerini söylemektedirler. Çocuklarını okul bahçesinde bırakıp Hababam Sınıfı'nın dersliğinde toplantıya katılırlar.

Mahmut Hoca, edebiyat öğretmeninin velilere çocukları hakkında gerekli bilgileri vereceğini söyler. O ana dek Mahmut Hoca da, edebiyat öğretmeninin, çocukların atılması yönünde cereyan eden, tüm sınıfın aşk mektuplarını velilere göstererek kararı açıklayacağını düşünmektedir. Edebiyat öğretmeni öğrencilerin mektuplarını Mahmut Hoca'ya bakarak yırtar. Veliler, iki öğretmenin (meslekten olanların anlayıp hissedeceği) gözlerinin içlerinin gülüşmesinden bir şey anlamadıklarını, birbirlerine bakarak, hal diliyle ifade ederler. Öğrencileriyle yakinen ilgilenmediklerini söyleyen öğretmen, velilere, çocuklarının notlarının iyi olmadığını, bundan velilerin de sorumlu olduklarını söyler. Sınıftaki veliler derhal kendilerini klasik savunma yöntemiyle savunurlar. "Saçlarını süpürge ettiklerini, yemeyip yedirdiklerini, içmeyip içirdiklerini, giymeyip giydirdiklerini, kendilerinin maddi imkânsızlıktan dolayı okuyamadıklarını, çocuklarının okumasını can-ı gönülden arzu ettiklerini" ve buna benzer ifadelerle kendilerini savunarak haklı pozisyona geçmek için uğraşırlar.

Öğretmen, haklı olabileceklerini, maddi boyutun halledilmesinin eğitim ve öğretim açısından yeterli olmadığının, biraz sonra dağıtacağı karnelerle desteklendiğini söyler. Velilerin veli toplantılarına katılıp öğretmenleriyle tanışıp görüşmelerinin ileride doğacak tüm olumsuzlukları asgari seviyeye indireceğini belirtir. Veliler öğretmene hak verdiklerini söyledikten sonra, pişmanlık duyguları içinde, çocuklarının karneleri ile sınıftan çıkarlar. Bu arada öğretmen, velilerin okudukları son sınıf karnelerini çocuklarına verir. Velileri okul bahçesinde bekleyen çocukları boyunları bükük karşılarlar.

Velilerin her biri, çocuklarını alarak okulun bir köşesine çekilirler. Çocuklarına kendileriyle yeterli derecede ilgilenmediklerini, ama bundan böyle ilgileneceklerini söylerler. Okuldan atılmadıklarını bu cümlelerle duyan öğrenciler mutlu olurlar. Öğretmenlerine karşı daha başka duygular içinde, velilerini dinlemeye devam ederler. Veliler, karnelerin iyi olmadıklarını, kendilerinin, sınıflarının iyi birer öğrencisi olduklarını söylerler. Fırsat bu fırsat diyen öğrenciler, velilerinin karnelerini kendilerine takdim ederler. Şaşkınlık içinde karneleri alıp kendilerinin olduğunu öğrenince durumlarının çocuklarından daha vahim durumda olmasına üzülürler.
Çocuklar, kendi karneleriyle velilerinin karnelerini karşılaştırmak isterler. Veliler durumu geçiştirerek gelecek yıllarda daha ilgili olacaklarını söylerler.

"Savunma gibi güzel bir metot, yerinde kullanılırsa etkili olur. Hâlbuki kendimizi mükemmel bir varlıkmış gibi göstererek çocuğumuzla olan iletişimi kaybetmiş oluruz. Kaybeden yanlarımız gibi kazanan yanlarımız da biz iletişim köprüsünü kurduğumuzda yer değiştirecektir."

Eğitim sürecinde bireyin kendi yaşantıları esastır. Eğitim; öğretmen, öğrenci ve veli olmak üzere üç ana temele oturtulan süresiz bir uzun yolun adıdır. Bu yolda engeller ve dikenler olsa da yol her zaman iki yanı güllerle süslü gülistana gider. Gülistana varabilmek için seçilecek bazı sistemli ve etkin çalışmalar bize hız ve güç katacaktır. Baş döndüren bir gelişme ve değişme gösteren, artık küçük bir köyden daha da öte küçücük bir mahalleyi andıran koca dünyamızda asrımızın istek ve beklentilerine cevaplar verecek, kendi ulusal ve kültürel değerlerini önemli bir görev sayacak, AKLI, VİCDANI HÜR nesillere ihtiyaç vardır.
Eğitim bir süreçtir. Eğitim sürecinde, bireyin davranışlarının istenilen yönde değiştirilmesi amaçlanmaktadır. Davranışlarındaki değişme kasıtlı olarak gerçekleştirilmektedir.

Kalkınma hamlesinin fazla masraf gerektirmeyen EĞİTİM kısmına gerekli önem verildiği takdirde başlanılan nokta ile gelinen nokta arasının bir hayli fazla olduğu gözden kaçmayacaktır. Daha 100–150 yıl önce eğitime yapılan masraflar ölü yatırım olarak görülürken kapkaçtan yakalanan 12 yaşındaki çocuk bile "EĞİTİM ŞART!"demektedir.

Eğitimi güle benzeterek çıkalım yolumuza gülün dikeni vardır. Bazen elimizi kanatır bazen de burnumuza batar. Hep gül çocuklarımız hatırına.
Biz bize benzeriz. Biz "Aynası iş olan", "Profesyonelce çalışıp, amatörce sevinen" eğitim neferleriyiz. Erdem Toplumu'nun mimarları olmalıyız. HİÇ KIZMAYAN ÖĞRETMEN, HİÇ KIZMAYAN ANNE, HİÇ KIZMAYAN BABA ve HİÇ KIZMAYAN ERDEM TOPLUMU! Gülün dikeni bize batsın kokusu dosta gitsin diyelim.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 51
Toplam yorum
: 4
Toplam mesaj
: 12
Ort. okunma sayısı
: 310
Kayıt tarihi
: 22.02.08
 
 

Eğitimle Geliştir Kendini           Eğitimci-yazar olarak halen Kişisel Gelişim, Liderlik, Beden ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster