Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Mayıs '11

 
Kategori
Anne-Babalar
Okunma Sayısı
786
 

Çocuğumla arkadaş…

Çocuğumla arkadaş…
 

Gençlerimizle yeterince konuşabiliyor muyuz? Her şeyi açık açık dile getirip düşüncelerini, hislerini paylaşabiliyor muyuz dersiniz? 

Ne yazık ki hayır! Elbette istisnalar olacaktır ama, sadece köylerde kasabalarda, eğitim düzeyinin çok düşük olduğu yerlerde değil; kültürlü, okumuş, aydın kesimlerde de sıkça rastladığımız bir durum bu. 

Konu her ne olursa olsun; sosyal ve kültürel konular, müzik, spor, dersler, arkadaşlık, sevgi, aşk, cinsellik, … aklımıza gelebilecek her ne varsa her şeyi çocuklarımızla, gençlerimizle açık ve net olarak konuşmamız gerektiğine inanıyorum ben. 

Ama maalesef bizler toplum olarak genelde birbirimizle konuşamıyor, sinirlenmeden, agresifleşmeden bir şeyleri kolay kolay tartışamıyoruz. Bir şekilde hepimiz karşımızdakini dinlemek yerine susturmaya çabalıyoruz. Söz gümüşse sükutun altın olduğunu unutuyoruz. 

Bu durum ise gençlerimizin kendilerini yalnız hissetmelerine neden oluyor, ister istemez dışarıya yönlendiriyor; bizlerden yavaş yavaş koparıyor. Bilmek istediklerini, kafalarındaki soru işaretlerini çevrelerinden, arkadaşlarından öğrenmeyi deniyor; yalan yanlış pek çok şeyle karşılaşıyorlar. Doğruları, onlar için en iyisini bizlerden yine en sağlıklı şekliyle öğreneceklerken, sadece konuşamamak paylaşamamak yüzünden birçok farklı öneri ile kafaları karışan gençlerimizin yanlış tercihler yapması kolaylaşıyor. 

İşte bunun için gençlerimizin her zaman arkalarında olduğumuzu, her yapacakları işte en büyük destekçilerinin yine bizler olduğunu anlatabilmemiz, aramızdaki buzdan dağları bir an önce eritmemiz lazım. Böylelikle ortada yanlış giden bir şeyler varsa da en kısa yoldan elbirliği ile düzeltmenin çarelerine daha kolay yoldan ulaşılabilir. 

Anne baba olmanın sorumluluğuna sahip birer birey olarak çocuklarımızı doğru dürüst yetiştirmeyip, sonrasında beğenmeme ve değiştirme lüksümüz yok ki bizlerin. Üstelik dünyaya getirdiğimiz çocuklarımıza insanlığı ve sevgiyi öğretip, doğruyu yanlışı anlattığımız; sağlam bir karakterin oluşması için elimizden geleni fazlası ile yaptığımız halde yine de yanlış giden bir şeyler varsa ortada, biz ebeveynlerin yapacağı tek şey yine onlara sahip çıkmak olmalı, sokağa fırlatıp atmak değil. 

Başlarına her ne gelirse gelsin, tercihleri her ne olursa olsun yine de onlar bizim çocuklarımız, yavrularımız, kanımız, canımız. Onları hayatımızda yok saymaya, kaderlerine terk edip daha da kötü durumlara düşmelerine izin verme hakkımız yok. Yine kol kanat germemiz, yine elimizden geleni yapıp onları topluma yeniden kazandırmalıyız. Öyle değil mi? 

Anne baba olduğumuz ilk günler… her şey ne kadar kolaymış aslında; acımasızca geçen yıllar bizim hayatımızdan çalıp onların yaşlarına ekledikçe istekleri, sorunları, dertleri de büyüdü. Bizler tecrübelerle olgunlaşırken çocuklarımız boyumuzu geçti, genç kızlığa delikanlılığa geçiş yaptı. İşte tam bu noktada birbirimizi anlamakta zorlanmaya ve eskilerin deyimiyle kuşak farkı dedikleri şeyi bizler de bir şekilde yaşamaya başladık. Onları ya kendi zamanımızla ve gençliğimizle kıyasladık ya da en yapılmaması gerekeni yapıp yaşıtlarından örnekler vererek kalplerini kırdık. 

Ne kadar yanlış… 

Oysa ki her genç kendisine özgü ruhu ile benliği ile birbirinden o kadar farklı ki… istekleri, gelecekle ilgili düşünceleri, bunları yansıtma biçimleri de. Gün geliyor her birinin içinde fırtınalar kopuyor, volkanlar patlıyor. Kimi suskun, kimi agresif bir ruh haline bürünüyor, her biri farklı şekillerde tepkilerini ortaya koyuyor. 

O anlarda istedikleri tek şey var aslında sadece anlaşılmak… konuştuklarında karşılarında içten bir dinleyici bulmak… ağladıklarında yaslanacak güvenli bir omuz… 

Gençlerimizi bu zorlu süreçlerinde dinlemeyi, onlarla konuşmayı, onların yeşermeye henüz başlamış filizlerini koparmadan serpilmelerine olanak tanımayı başarmamız gerek. 

Çok yakın çevremde kültürlü birçok anne babanın çocukları ile açık açık konuşamadıklarını, iletişim kurmakta zorlandıklarını gözlemliyorum. Yeterince bilgisel donanıma sahip oldukları, çevrelerine hemen her konuda yardım ettikleri halde kendi çocuklarına ulaşamıyorlar. Bir kısmı ise hiç kafa yormaya bile gerek duymadan topu partnerine atıp, onun daha iyi iletişim kurabileceğinden dem vuruyor. Peki ya beklenen oluyor mu? Kimi zaman evet ama çoğu zaman hayır… Yani yine istisnalar kaideyi bozmuyor. Sonuçta bocalayan, hislerini baskı altına almak zorunda kalan, kendi iç dünyasında kopan fırtınalarla tek başına mücadele eden gençlerimizin sayısı hızla artıyor. Çoğunun yüzü gülmüyor, çoğu hayattan zevk alamıyor ve o gencecik yaşlarında mutluluğu farklı kulvarlarda aramaya başlıyor. Ve maalesef anne baba ilgisizliği, çevre şartlarının uygun olmayışı, iyi eğitim verilememesi çocuklarımızı gençlerimizi giderek sosyal hayattan soyutluyor. 

Gençler kendilerini yeterince tanıyamadıkları ve tanıtamadıkları için yaşamlarını idare ederken zorlanıyor, kendi iç dünyalarına kapanıyorlar. 

Oysa ki gençlerimizi sosyal yaşamda başarılı yapan unsurların başında insan ilişkisinin temeli sayılan empati yapma yeteneği ile ilişkileri yürütebilme becerisinin geldiğini söylüyor uzmanlar. Bunu kazandırmak içinse önce gençlerimizi dinlemeli, anlamaya çalışmalı, sonra da onlara ayakları üstünde duracak güveni aşılamalıyız. Bu her işlerini bizim yapmamız anlamına gelmiyor elbette, tam tersine küçük yaşlardan itibaren sorumluluk vererek, başarılarını alkışlayıp, yanlışlarının nedenini göstererek olmalı. 

Pek çoğumuz çocuklarımıza kıyamıyoruz biliyorum, aşırı koruma iç güdüsüyle hareket ediyoruz ve büyüdüklerini bir türlü kabullenemiyoruz, tıpkı benim gibi… Oysa ki gençlerimiz hızla büyüyor ve bizler fark edemeden olgunlaşıyor. 

O halde gelin bizler de soluk almadan geçip giden zamana ayak uyduralım ve çocuklarımızla, gençlerimizle olan iletişimlerimizde sevgimizin gücünü gösterip, onların en yakın arkadaşları olmanın yollarını arayıp bulalım ve hayatla arlarındaki en güvenli mutluluk köprüleri olalım. 

Sevgiyle kalın. 

Belgin ERYAVUZ 

21.12.2006 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Gençleri anlayabilmek yada bizler açısından büyükleri anlamak. Bir genç olarak öncelikle bir büyüğümün böyle bir yazıyı kaleme almış olması beni çok sevindirdi. İnsan en ufak bir sorunu bile ailesinle paylaşamadıktan sonra aile olmanın anlamını ve önemini ne kadar anlayabilir? Çevremizde yaşıyoruz okulu kırıp kafelerde akşamı yapan arkadaşlarımız var eve gidemiyor neden ailesinden çekinmesinden... Ben bu konuda rahatım ailem beni dinliyor bende onları dinliyorum. En azından rahatsızsam veya yapacak başka bir işim varsa ve ben o gün okula gitmeyeceksem bu sebepten okula gitmeyeceğim veya ben şuraya gideceğim diyebiliyorum. Kaleminize sağlık sevgi ve saygılarımla.

BURÇAK YAZICI 
 04.05.2011 18:02
Cevap :
Güzel yorumunuz için ben teşekkür ederim. Siz şanslı gençlerdensiniz, ne kadar güzel. Dilerim bu sıcaklığı önce ailelerinde bulan gençlerimizin sayısı hızla artar. Başarılarınız daim olsun. Sevgiyle kalın.  04.05.2011 19:42
 

öncelikle (MB) hoş geldiniz, yazınız çok güzel ve eğiticiydi. Malum toplumumuzda ebeveynler genel olarak çocuklarını, gözlerinde büyümemiş şevkata muhtaç bebeler olarak görmektedirler. Onların büyüdüklerini görmek istememeleri hatalarıda beraberinde getirdiğinin farkında olamıyorlar. Sevgi ve saygılarımla..

Hasan Göksu PBahçe 
 04.05.2011 17:20
Cevap :
Öyle haklısınız ki... Yorumunuz için çok teşekkürler. Sevgiyle kalın.  04.05.2011 19:43
 

Çok doğru, çok güzel yazmışsınız. Sizi kutlarım. ancak sadece gençlerle değil, kaç yaşında olursa olsun çocuklarımızla ilgilenmeli, onları dinlemeli ve geribildirim de bulunmalıyız. Onların arkadaşı değil ebeveyni olmalıyız... Elinize ve yüreğinize sağlık...

Dr Atanur Yıldız 
 04.05.2011 6:10
Cevap :
Elbette hem çocuklarımız, hem de gençlerimiz için hep sıcacık bir yürek olmak öyle güzel ve anlamlı ki... Güzel desteğiniz için sonsuz teşekkürlerimle... Sevgiyle kalın  04.05.2011 11:06
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 437
Toplam yorum
: 256
Toplam mesaj
: 16
Ort. okunma sayısı
: 545
Kayıt tarihi
: 09.04.11
 
 

Makine mühendisiyim, bir kız annesiyim. Okumayı, yazı yazmayı, yazarak paylaşımlarda bulunmayı, insa..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster