Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Haziran '20

 
Kategori
İş Yaşamı - Kariyer
Okunma Sayısı
54
 

Çocuğunuz Neden Topçu Olmasın?

Başlığı gören belki pek çok kişi, yazının da meşin yuvarlakla ilgili olduğunu düşünecek muhtemelen. Ancak bu yazıda konu futbol değil.

Eğitim düzeyimiz ne olursa olsun, hatta üniversitede hangi alan üzerine eğitim alırsak alalım; ezelden beri hayallerimizde yer edinmiş bir meslek mutlaka vardır. Örneğin üniversitede bilgisayar mühendisliği alanında eğitim almış olsak da; aslında hayallerimizde olan, günün birinde çok iyi bir müzisyen, bir yazar hatta çok iyi bir futbolcu... filân olmaktır. Ve olmayı hayal ettiğimiz mesleklerde de birikimlerimiz, yeteneklerimiz vardır.

Ama en başta ailemiz olmak üzere, yakın çevremizin bizden beklentileri ve bu beklentilerinin üzerine uyguladıkları yoğun duygusal baskı; hayalimizdeki mesleği belki de bir ömür boyu içimizde bir ukde olarak bırakır. Geçmiş kuşaktan büyüklerin hayallerinde; günün birinde ya Atatürkçü, idealist bir Cumhuriyet öğretmeni ya da bir doktor, mühendis, memur... olmamız ülküsü yatar hep. Ama oysaki, bizde hayaller çok başkadır. Örneğin sol ayağınız çok iyidir. Üniversiteden arkadaşlarınızla gittiğiniz halı saha futbol maçlarında, oynadığınız her maçta bir golünüz mutlaka olur ve halı sahadaki bu yüksek performansınız sizi bir anda üniversitenin futbol takımına bile taşır. Ve okul takımınız, katıldığı en prestijli turnuvanın final karşılaşmasında "üniversiteler şampiyonluğu"nu elde eder, yine attığınız gollerle.

Ama okulunuzun futbol takımındaki yüksek performansınızdan yine de memnuniyet duymayan, futboldaki yeteneğinizi ve başarınızı önemsemeyen ve bütün ilginizi, çabanızı haziran ayındaki Bilgisayar Mühendisliği Bölümü son dönem finallerine vermeniz yönünde sizi âdeta sıkboğaz eden bir karşı cephe de mutlaka olmuştur hayatınızda. "Top oynayıp, hayta olacağına; Bilgisayar Mühendisliği'ni bitir de, en azından altın bilezik bir mesleğin olsun", düşüncesiyle hayallerinizi, bir türlü değişmek bilmeyen tekdüze dünya görüşleriyle örselemeye ve sizi yolunuzdan döndürmeye çaba gösteren ceberrut, anlayışsız bir baba ve "baban karşı çıktığına göre elbet bir bildiği vardır; onunla daha fazla çatışmamalısın" deyip, sizi daha da savunmasız bırakan çaresiz bir anne bulursunuz birden karşınızda. 

Şarkıcılık, futbolculuk hatta oyunculuk... belki meslekten dahi sayılmaz böylesi anlayış ve görüşe sahip bir kuşak için. 

Oysa beyaz camın ardındaki sanal dünyada, kötü, olumsuz örnekleriyle milyonlara görünen suretlerdir; anne ve babaların zihninde yer eden o değişmek bilmez olumsuz algıyı yaratan.Futbolda şiddetin tavan yaptığı, futbolcuların saha ortasında rakip takım oyuncularıyla neredeyse gırtlak gırtlağa olduğu bir dönemde birçok anne ve babanın, ne oğlunun futbolcu; şarkıcıların ve oyuncuların birer magazin figürü haline geldiği dönemde ise, onca müzik ve tiyatro yeteneğine karşın ne de kız evladının bir müzisyen ya da başarılı bir oyuncu olmasına gönlü razı gelir. Arkadaşlarıyla yaptığı bir halı saha futbol maçında, attığı goller ve yaptığı usta hareketlerle, orada tesadüf eseri bulunan kulüp yöneticilerinin dikkatini çeken gencin, zar zor adresi bulunarak, irtibat sağlanan babası; ziyaretine gelen kulüp yetkililerine, oğlunun tamamlanacak bir eğitimi ve sonrasında kuracağı bir düzeni olduğunu söyleyip, belki de gelecek yıllarda Fenerbahçe'de başarılı bir çizgide devam edebilecek futbol hayatının kapılarını, elinin tersiyle böylece sonsuza dek kapatmış olur. Zira anne ve babalarının takdiriyle ne mutlu bir evlilik yapabilen ne de başarılı bir iş hayatı sürdürebilen öyle çok sayıda "mutsuz" genç var ki şu hayatta.

Bu yazıda işlenmek istenen ana tema; ne sporun en gözde branşı olan futbol ne de herhangi bir sanat dalı. Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün; "Ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlâklı olanını severim", sözüyle sporun, "Hepiniz milletvekili olabilirsiniz, bakan olabilirsiniz hatta cumhurbaşkanı da olabilirsiniz. Fakat sanatkâr olamazsınız." ve "Sanatsız kalan bir milletin, hayat damarlarından biri kopmuş demektir." sözleriyle de sanatın, bir milletin, modern ve sağlıklı toplumlar seviyesine ulaşabilmesindeki rolünü ve önemini vurguladığı bir ülkede, ne var ki bu devirde bile, profesyonel düzeyde top koşturup, futboldan yüksek meblağlar kazanmak veya herhangi bir sanat dalında tanınmış ve sevilen eserlerin altına imza atıp, başarılı bir sanatçı, bir yazar ve bir ressam olmak; kimi çevrelerce hâlâ tabu olarak görülüp, yanlış algılara kurban gitmekte. Böyle yetenekleri olanların, toplumumuzun önemli bir kesiminde hâkim sıfatları da ya topçu olmakta, ya artist ya da şarkıcı, çalgıcı...

Pek çok anne, baba, belki kendi mutsuz geçmişinin pişmanlığıyla, gerçekleştiremedikleri ideallere, elde edemedikleri başarılara çocuklarının ulaşmasını arzu eder. Onların hayalleri ve istekleri; hep uçuk fikirler, ütopyalar gibi görünür kendi ideallerinin yanında. Bırakın gençleri bu yüzden, hayal ettikleri gibi yaşasınlar. Hem topçuluk (futbolculuk) ve müzisyenlik de, fena meslekler sayılmazlar sonuçta.

jale kasap bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 246
Toplam yorum
: 371
Toplam mesaj
: 100
Ort. okunma sayısı
: 1379
Kayıt tarihi
: 22.06.06
 
 

1982 yılında İstanbul'da doğdum. Açık Öğretim Fakültesi İşletme Lisans eğitimimi 2005 yılında tam..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster