Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Temmuz '13

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
320
 

Çocuk gözüyle 1960 ilkbaharı

Çocuk gözüyle 1960 ilkbaharı
 

Üsseen Usta, Şermin Hanım, Ö.Ç. ve Dr. Oğlu (1960).


ÖNSÖZ

Bu yazıda anlatılanları, belki ‘’SIRADAN BİR ÖYKÜ’’, belki ‘’ 1960 YILI İLK BAHARINDA, 11 YAŞINDA BİR ÇOCUĞUN ÜLKEDE YAŞANANLARA İLİŞKİN GÖZLEMLERİ’’ olarak algılayacak, unutup gideceksiniz ama TÜMÜYLE YAŞANMIŞTIR, YAŞANMAKTA OLANLARLA BENZERLİĞİ VARDIR, SANKİ YARINLARDA YAŞANABİLECEKLERİN DE İPUÇLARINI TAŞIMAKTADIR.

Adı; Ö. Çocuk… Ona burada ‘’Ö.Ç.’’ diyeceğiz…

Bu güne göre, değil başkente, komşu kente bile çok uzak sayılan, 50 000 nüfuslu Antalya’ sındaki gözlemlerini değerlendirebilmek için, ÖNCE O GÜNLERİN OLAYLARINI ANIMSAMALIYIZ…

* * *

ANLATININ YAŞANDIĞI GÜNLERDEKİ

BAZI SİYASAL VE SOSYAL OLAYLAR

Evet, Yıl 1960…

- 18 Nisan;CHP' yi ve basını soruşturmak üzere TBMM'de TAHKİKAT KOMİSYONU kuruldu. İNÖNÜ, "BU DEMOKRATİK REJİM İSTİKAMETİNDEN AYRILIP, ONU BASKI REJİMİ HALİNE GÖTÜRMEK TEHLİKELİ BİR ŞEYDİR. BU YOLDA DEVAM EDERSENİZ BEN DE SİZİ KURTARAMAM!" dedi.

-  27 Nisan; Meclis Tahkikat Komisyonu' na çok geniş yetki tanıyan TAHKİKAT ENCÜMENİ SELÂHİYET KANUNU Türkiye Büyük Millet Meclisi' nde kabul edildi.(Komisyon mahkeme ve davalara bakma yetkisine sahip olup, istediği kişiyi tutuklayabiliyor, gazetelere ve matbaalara el koyup, gazeteleri kapatabiliyor, meclis müzakerelerinin yayımlanmasını yasaklayabiliyordu. Komisyonun aldığı kararlar kesindi, başka hiçbir mahkeme ve merciin de itiraz hakkı yoktu.)

- 28 Nisan;İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ ÖĞRENCİLERİ, üniversite merkez binasında hükümet aleyhine gösteri yaptı. Güvenlik güçleri, gösterilere müdahale etti. Güvenlik güçlerinin üniversiteden ayrılmasını isteyen rektör Sıddık Sami ONAR, tartaklanarak Emniyet Müdürlüğü' ne götürüldü. Gösterilerde, ORMAN FAKÜLTESİ ÖĞRENCİSİ 22 YAŞINDAKİ TURAN EMEKSİZ BİR POLİS KURŞUNU İLE CAN VERDİ. Bu durum gençler arasında büyük bir galeyan yarattı, olaylar sırasında yüzlerce üniversite öğrencisi yaralandı. Ankara ve İstanbul' da öğleden sonra ÖRFİ İDARE ilan edildi. Üniversite subay ve askerler tarafından sarıldı. Gençler bir anda polis baskısından kurtulmuş, askere yoğun sevgi gösterileri yapıyorlardı.

- 29 Nisan;GENÇLİK OLAYLARI ANKARA’ YA SIÇRADI. Siyasal Bilgiler Fakültesi öğrencileri idareye karşı direniyorlardı ancak fakülte binası kurşunlarla tarandı.ANKARA VE İSTANBUL' DA ÜNİVERSİTELER 1 AY SÜREYLE KAPATILDI.

- 30 Nisan;İSTANBUL' DA BİR GÜNLÜK SOKAĞA ÇIKMA YASAĞI İLAN EDİLDİ. Aynı gün, Ali ULVİ' nin karikatürü nedeniyle CUMHURİYET GAZETESİ 10 gün süreyle kapatıldı.

- 04 Mayıs;YENİ SABAH GAZETESİ 10 GÜN SÜREYLE KAPATILDI. DEMOKRAT İZMİR GAZETESİNDEN 16 KİŞİ MAHKUM OLDU.

- 05 Mayıs;DEMOKRAT PARTİLİ’ LER HÜKÜMETE DESTEK İÇİN ANKARA KIZILAY' DA BİR GÖSTERİ DÜZENLEMEYE KARAR VERDİLER. İktidara karşı gençler de aynı gün, aynı saat, aynı yerde gösteri yaptılar. Cumhurbaşkanı Celal BAYAR ve Başbakan Adnan MENDERES, alanda protestolarla karşılandı. DEMOKRAT PARTİ ALEYHTARI ÖĞRENCİLERİN YAPTIĞI PROTESTO EYLEMİNİN PAROLASI 555K İDİ. (5. Ayın 5. Günü, saat 5’ te Kızılay; Eylem, cumhuriyet tarihinin ilk “sivil itaatsizlik” eylemidir. Cemal SÜREYYA o gün için şöyle yazıyor;’’O GÜN, 5 MAYIS GÜNÜ, SAAT 5’TE, KIZILAY’DA, KÜÇÜK BİR OLAYIN NASIL BÜYÜYEBİLDİĞİNİ, TAŞIRAN BİR DAMLA OLABİLDİĞİNİ GÖRDÜM.’’)

- 06 Mayıs; Ankara' da hükümet karşıtı 555K gösterilerinin fotoğraflarını ve haberini yayımladığı gerekçesiyle ZAFER GAZETESİ 1 hafta kapatıldı.

- 09 Mayıs; HÜR ADAM GAZETESİ 10 hafta kapatıldı.

- 16 Mayıs;MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI 19 MAYIS GÖSTERİLERİNİ YASAKLADIĞINI AÇIKLADI.

- 18 Mayıs;AKŞAM GAZETESİ 20 gün süreyle kapatıldı. Gerekçesi;

‘’Sıkıyönetim bildirilerine uymamak.’’

- 21 Mayıs;HARP OKULU ÖĞRENCİLERİ, HÜKÜMET ALEYHİNE SESSİZ YÜRÜYÜŞ YAPTI.

- 22 Mayıs;ANKARA'DA MEKTUP VE TELGRAFA SANSÜR KONDU, BEŞ KİŞİNİN BİR ARAYA GELEREK DOLAŞMASI YASAKLANDI.

- 27 Mayıs;TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ YÖNETİME EL KOYDU. Silahlı Kuvvetler adına ülke yönetimini MİLLİ BİRLİK KOMİTESİ üstlendi. Orgeneral Cemal GÜRSEL Milli Birlik Komitesi' nin başına getirildi. MİLLİ BİRLİK KOMİTESİ İLK İŞ OLARAK TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ' Nİ VE HÜKÜMETİ FESHETTİ VE HER TÜRLÜ SİYASİ FAALİYETİ YASAKLADI.

- 28 Mayıs;Milli Birlik Komitesi, Orgeneral Cemal GÜRSEL' e Milli Birlik Komitesi başkanlığı’ nın yanı sıra, başbakanlık, milli savunma bakanlığı ve başkomutanlık görevlerini de verdi. Orgeneral GÜRSEL aynı gün asker ve sivil üyelerden oluşan bakanlar kurulunu açıkladı. BAŞBAKAN ADNAN MENDERES KÜTAHYA YOLUNDA TUTUKLANDI. CUMHURBAŞKANI CELAL BAYAR VE 7 BAKANIN SİLAHLI KUVVETLER GÖZETİMİNDE OLDUĞU AÇIKLANDI.

- 29 Mayıs;Silahlı Kuvvetler’ in yönetime el koymasının ardından 29 Mayıs günü gözaltına alınan eski İçişleri Bakanı Namık GEDİK intihar etti. Aynı gün gözaltına alınan 150 kişi YASSIADA' ya götürüldü.

-31 Mayıs;DARBENİN ARDINDAN 31 MAYIS 1960'DA AYDIN, MALATYA, NAZİLLİ, ADANA, MERSİN VE ADAPAZARI' NDA HALK SİLAHLI KUVVETLERE DESTEK MİTİNGLERİ YAPTI.

* * *

ANLATI

Ö.Ç. 11 YAŞINDA… BÜYÜKBABA VE ANNEANNESİNİN YANINDA YAŞIYOR.

ÜSSEEN (HÜSEYİN) USTA… BÜYÜKBABA…Ellili yaşlarında… YENİKAPI’ da, Atatürk Caddesi’ nin bitip, üçe ayrıldığı meydandan, Kaleiçi’ ne giden sokağın başındaki ‘’CAVIR (GAVUR) HAMAMI’’ denen eski yapının tam önünde, toplamı 35-36 m2 olan ikiz dükkanın sahibi ve onun birisinde kunduracılık yapıyor.

Övünmeyi seven ve buna da çok hakkı olan, duyguları ve buna dayalı tepkileri etkin bir adam. O hafta iskarpin yapmak için yeni bir sipariş almışsa, ya da ayakkabı tamiri için gelen müşteri sayısı günlük ortalamanın üstündeyse çok keyifli olur, attığı kahkahalar tüm çevreden duyulurdu. Ama öfkelendiğinde, hasır iş sandalyesinden fırlayıp, kavrayıverdiği çekiciyle saldırıya geçmesinden herkes çekinirdi…  

Övünmeye çok hakkı vardı, evet… Lise mezunu olmanın bile çok önemli olduğu yıllardı; Kamuda iş bulmak, bankalarda memur olmak, yükselmek, öğretmenlik bile yapmak mümkündü ve bu durum tamamına yakını esnaf ya da bahçıvan olan Antalyalı’ lar için sıra dışı sayılırken, onun OĞLU DOKTOR OLMUŞTU, üstelik ‘’Mütehassıs’’ dı. O sıralar doğuda çalışmakta olan oğluyla çok övünürdü. Falçata kesikleri, çekiç bereleriyle, işlediği köselelere dönmüş ellerini herkese gösterir, ‘’Bu ellerle okuttum!’’ derdi…

ONUN KÜÇÜĞÜ KIZ ENSTİTÜSÜNDE OKUMUŞTU, BİR ASTSUBAYLA EVLENMİŞ, UZAK İLLERE ÇEKİP GİTMİŞTİ. Ö.Ç. ONUN OĞLUYDU, ‘’Sen kendin daha küçüksün, el alemin kar-buz içindeki memleketlerinde bu çocuğa bakamazsın, ölür gider. Bize bırak…’’ demiş, torununu daha dokuz aylıkken almıştı yanına.

VE KÜÇÜK KIZI ANKARA’ DA, DİL TARİH VE COĞRAFYA FAKÜLTESİ’ NDE OKUYORDU, SENEYE LİSE ÖĞRETMENİ ÇIKACAKTI.

Rüştiye’ den okuma yazma öğrenmiş olan kunduracı Üsseen Usta, artık, dükkanının önünden her gün gelip gidişini gözettiği, Dumlupınar İlkokulu’ nun son sınıfındaki torunuyla haşır neşirdi… Öylesine titizleniyordu ki, çocukları bir yana, torun Ö.Ç. bir yana… Dünyasının tek merkezi o…

ŞERMİN HANIM… ANNEANNE…Okur-yazar değilken, gurbetteki çocuklarından gelen mektupları okuyabilmek, onlara kendi eliyle yazabilmek için mahalle kurslarında okuma-yazma öğrenmişti.

Üsseen Usta’ nın az kazançlı haftalardaki huysuzluklarında basılır kalır,  sessiz sedasız ağlardı ama zeki, aslında evi çekip çeviren, ciddi konularda eşine hükmedebilen, her şeyi ince ince kuran, planlayan, takip eden bir ev kadını...

Yenikapı’ dan Vali Konağı’ na (Şimdilerde öğretmenevi) doğru yürü, konaktan sola dön, sonra ilk sağa, ardından yine ilk sağa dön… Toplam beş-altı dakikalık bir yürüyüş… İŞTE BALIKÇI SOKAĞI…

Bu sokak ve yöresinde oturanlar neredeyse tümüyle, uzak ya da yakın hısım-akraba… Hısım- akraba olmayanlar da mahallenin kuruluşundan bu yana birlikte yaşayan insanlar… Bu nedenle de herkes birbirini aynı ailenin bireyleriymiş gibi tanıyor…

* * *

Okuldan çıkmış, yolu üstündeki dükkana bakarak geçiyordu ki büyükbabası gördü, seslendi. Kapıda durdu. Üssen Usta müşteri sandalyesinde oturan memur kılıklı adama gösterdi…

- Benim torun… Doktor oolumdan değil emme… Gızımdan… Öbür gızım da öğretmen çıkıyo… Gel oolum bakem, bi öpüverem!

Bundan sıkılıyordu işte… Aileyi her ortamda, herkese anlatması, övünmesi canını sıkıyordu Ö.Ç. nin. İçine derin derin çekerek, şapırtıyla öptü büyükbabası, ayrıldı oradan.

Vali konağının önündeki betonla kaplı, şebek (Topaç) çevirme yarışları yaptıkları, bisiklete bindikleri alandan geçerken, yan sokaktan çıkıverdi o kadın… Arada bir görüyordu… Sağa sola devrilerek, sol elinde taşıdığı bastona abanarak yürüyüşü, çenesinin altından çözülüp sarkan yaşmağını şöyle bir doğrularak savurması, duralayıp bağlamaya çalışması, gelen geçene büyüklenerek sırıtması, o sırıtma sırasında görünen altın dişleri hep içini ürpertiyordu…

İlk kez göz göze geldiler… Durdu kadın, gözünü ayırmadan, o pis gülümsemesiyle Ö.Ç. nin yaklaşmasını bekledi… Uzaklaşacak bir yan, yön de kestiremeyince, elindeki ahşap okul çantasına bakarak geçip gitmeyi düşündü…

- Dur len bakem!

Duraladı, bir-iki adım yanladı, yürümeye devam etti…

- . . .      

- Dur, dur… Korkma!

- Neye korkcem be?

Bu yanıt gülümsemesini daralttı ama bozulduğunu belli etmemeye çalıştı…

- Sen Üssen Usta’ nın oolusun deemi?

- Torunuyum…

- Eyi, eyi… SÖÖLE ONA, BEKLEEYOZ!

- Get kendin sööle! Daa orda!

Yürüdü gitti… Aslında ürkmüştü, yüzünün kızardığını hissediyordu… Ne bekliyordu, nereye bekliyordu ki bu kadın?

Eve ulaştığında davranışlarının yavaşlığı, önlüğünü aceleyle çıkarmayışı, suratının asıklığı anneannesinin gözünden kaçmamıştı.

- Nooldu oolum sana? Gavga mı ettin biriile?

- Garşımdan bi gadın geldi. Bastonlu, yıkıla yıkıla yürüyen, bir golu garnına gıvrık… Çok bilezikli… Beni durdurdu…

- Eee? ÇOLAK MELEK… Ne işi varımış senle?

Sesinin yükselmesi, dönüverip durması gözünden kaçmamıştı Ö. Ç.’ nin…

- Anlamadım. ‘’ Sen Üssen Usta’ nın oolusun deemi? Sööle ona, bekleeyoz…’’ dedi. ‘’ Get kendin sööle!’’ dedim geçtim…

- Abu gahrolasıca! Abu yer çekesice! Abu afad ölümü gelesice!

- N’ oldu ki?

- Bi daa sakın yaklaşma ona…

AKŞAM büyükbaba eve gelince konu açılmadı ama tüm gün anneannesinin kendi kendine bıdırdadığını izlemişti. İçin için konuşuyor, beddualar ediyordu besbelli.

Sedire yattı, yarı uyur, yarı uyanıktı, uyuduğunu sanan anneannenin Hüseyin Usta’ ya konuyu fısıltıyla aktarmasını dinledi…

- Nere bekleeyomuş seni? Nere? VATAN CEPESİ’ ne deemi? Bak herif! Bi öörenirsem gaydolduğunu, gıyameti goparırım! Senin damadın asker, gızın üniversitede… Bizim heç kimseyle, cepeyle mepeyle işimiz yok…

- Emme herkes gaydoluyo!?

- Olsun! Biz olmeecez! Viire İNÖNÜ’ ye sövüyolar…

Yer yatağı yapılmıştı. Anneannesi saçlarını okşadı, yatağa indirdi… Bir yanına anneanne, diğer yanına büyükbaba yattı. Burnunu deri kokan göğsüne dayadı büyükbabasının. Bildiği bileli, öyle uyuyordu…

* * *

Kimdi ÇOLAK MELEK? Kimdi? ‘’VATAN CEPHESİ’’ neydi? Okulunda, tarih dersinde cepheleri öğrenmişti; Osmanlı’ nın yıkılış döneminde savaşılan, İSTİKLAL SAVAŞI’ nda, doğudaki, batıdaki, asker gönderilen, çarpışılan alanlar… ŞİMDİ NEREDE SAVAŞ VARDI, YA DA OLACAKTI? İNÖNÜ’ YE NEDEN KÜFÜR EDİYORLARDI? İSTİKLAL SAVAŞINDA ZAFERLER KAZANMIŞTI, DÜNYA SAVAŞINA TÜRKİYE’ Yİ SOKMAMIŞ, TÜRKİYE’ Yİ KORUMUŞTU…

Kimdi Çolak Melek? Vatan Cephesi neydi? Neredeydi?

* * *

GÜNLERDEN CUMA… Öğlen yemeği için evdelerdi. Büyükbaba aceleyle bitirdi yemeği, anneanne güneşte ısıtılan suyu hamamlığa koydu bu arada. Ö.Ç. de bitirdi yemeğini, büyükbabanın abdest alırken çıkardığı mırıltıları dinleyerek bekledi. O giyinirken, beyaz, naylon okul yakasını da taktı…

- Nerde gılcen Cuma’ yı? Gene ora mı getçen?

- Sana ne be?

- İlle o OSMAN HAFIZ’ ın camisine getcen de mi? Şurda, mahallemizin camisi var, buz gibi… YUSUF HOCA bildiimiz adam… İlle zehirletcen kendini…

- Söölenme avrat! Ordan çıkınca dükkan yanıbaşında… Hem oolanı da götürüyom ya okula…

- Oolan seni götürür-getirir okula! Onu mahana (Bahane) etme! Böyüdü gaari… Bak herif, adam gibi namazını gıl, o herifin vaazını dinleyip, bana getirme! HOCA DEDİĞİN ALLAH’ IN YOLUNU ÖÖRETİR, DEVLETİN İŞİNİ DEĞİL…

Anneanne kendi kendine söylenirken çıktılar…

Kimdi bu Osman Hafız? Kimdi?

* * *

ŞERMİN HANIM herkesi gözler, herkesi dikkatle dinler, kendi mantığıyla değerlendirir, kendi görüşünü oluşturur ama başkalarının yanında asla devlet işleriyle ilgili konulara katılmazdı.

Her ayın 09 u, ve 29 u onun günüydü. Hısım, akraba, mahalleli kadınlar onun evinde toplanırdı.

29 NİSAN CUMA… Birer ikişer geldiler, misafir odası doldu, HAYAT denen evin orta odasına da oturdular. Okul çıkışı eve gelmiş, önlüğünü çıkarmış, üç-beş kurabiye almış, girişteki taştan örülmüş dört basamaklı merdivene oturmuş, arkadaşlarının sokağa dökülmesini beklerken, içerden gelen konuşmaları dinliyordu Ö.Ç…

- Şermin Deeze (Teyze) neden durgunsun bugün?

- Bişee yok be gızım…

-Radyodan olayları dinlemiştir gene…

- Ne olmuş ki?

- DÜN İSTANBUL’ DA OLAYLAR VARDI, BUGÜN ANGARA’ DA DA BAŞLAMIŞ… Talebeler ayaklanıyo… Bok yeecekler! Nedir bu hökümet düşmanlığı, nedir bu isyan bilmeeyom ben…

- Ahretlik, haklı olmasınlar? Çocukları götürüyolarmış, sabun fabrikasına atıyolarmış, sabun yapıyolarmış…

-Hadi be! Sen de bunlara inanıyon…

- Valla, Bişey komisyonu gurulcekmiş… Tahkikat mı ne… Hukuk talebeleri toplanmış, olmaz demiş, mitik yapıyolarmış, polis bunlara dalmış, bi de talebe ölmüş, olaylar böyümüş… Öölen acansında dinledim.

- Gahrolasıcalar! Devlet bişey yapcekse lazımdır… Sen okumana baksan ya…

- Gardeşim, gominislerin işi bu… Gominislerin...

‘’Sabun yapılması’’ sözü kafasını karıştırmıştı Ö.Ç. nin… Ne demekti o? İçeriden konuşmaları duyulan kadınların neredeyse tamamı hükümetten, Menderes’ ten yana konuşuyordu. Anneannesinin sesi çıkmıyordu… Ama o biliyordu ki içi yanmaktadır… Ankara’ da okuyan kızı için endişelidir…

- Güldali Aba, dün senin adın da okunmuş radyoda, Vatan Cepesine girmişiniz sonunda… Hayırlı olsun bakalım…

- Hııı… Melek Hanım razı etmiş benim herifi…

- Ben bişee anlamıyom…  Herkes giriyo, tamam… Bütün halk girdi diyelim… Ne olcek?

- DEVLET İSTİYOSA, NE YAPCEENİ DE BİLİYODUR.

Sıkıldı duymaktan, kalktı, sokağın başına doğru yürüdü… Şu ‘’CEPHE’’ yi öğrenmeli, Çolak Melek’ in, Osman Hafız’ ın kimler olduğunu öğrenmeliydi. Karşıdan gelen GÜLDEREN ABLA kurtarıcı gibi göründü gözüne… Liseyi bitiriyordu, kendisini de çok sevdiğini biliyordu.

- Aba, ben bişey öörenmek istiyom…

- Canıım! Sor bakalım… Bitiyo deemi ilkokul… Bitirme imtihanına az galdı… Hangi dersten korkuyon?

- Korkmeyom. Başka şey sorcem… Vatan Cepesi nedir?

- Enee, delimin len sen? Sana ne bööle şeylerden?

-…

- Tamam. Tamam… Küsme… HÜKÜMETİ SEVENLER, HÜKÜMETTEN YANA OLANLAR BİR ARAYA GELİYO İŞTE… Seninkiler de girdi mi?

- Haayır. Benim babam asker… Anenem ‘’Olmaz’’ diyo… Çolak Melek kimdir? Osman Hafız kimdir?

- Ooo!... Sen bayaa siyasetçi olcen galiba… Annatcem ama kimseye benden gonuşmeecen…

- Tamam…

- Çolak Melek hükümeti çok seviyo, insanları Vatan Cephesi’ ne topluyo, tersine gonuşanları da polislere duyuruyomuş. Osman Hafız da camiye gelenlere goministlerin kötülüklerini anlatıyo, hükümeti övüyo… Bak Ö.Ç., bunları başka yerde gonuşursan beni maafederler… Deezen gibi büyük okullara gitcem, engel olurlar…

- Gonuşmam aba, gonuşmam…

* * *

Akşam anneannesiyle büyükbabasının konuşmalarını dinleyebildi… Konu  bir anda açılmıştı, sakınmayı düşünemediler…

- Nooldu gız? Böön (Bugün) çok yoruldun mu?

- Ruhum yoruldu… Boyna laf çarptılar bana Vatan Cepesi’ ne girmeyoz deye…

- E ben sana deeyom da, garşı geliyon. Bi iş gelcek başımıza… Çolak Melek kaç kere sööledi…

- Gara yere (Kara toprağa) girsin o cadı garı! Hep onun başının altından çıkıyo… Ahretliim, hısım akrabalarım dedikodumuzu ediyo… Hepsini kışkırtmış… Onlar da sanki düşman olmuşlar… İşi yok, gaydı yok, tarlası, tokadı yok, golundaki bilezikler sıra sıra oldu… Her ihbara altın alıyomuş… Ne olcek? Ne? Giren gircek, soona girmeyenleri mapus mu etcekler? Etsinler! Çocuklara işgence ediyolarmış. Bazılarını gaybediyolarmış, sabun ediyolarmış…

-Get gız! Olur mu heç ööle şey!

- Çolak Melek Vatan Cepesi’ ne girmeyenleri polise bildiriyomuş…

Boş bulunup lafa giren Ö.Ç.’ ye hayretle baktılar… Anneanne haykırarak azarladı…

- Senden duymeecem bi daa bunları’ Sakın! Sakın! Seni yüklee (Yüklüğe) kapatırım bak çocuk!

- Tamam be!

* * *

Telgraf geldi… Aceleyle saatini okuttu Ö.Ç.’ ye anneanne… Kızı yoldaydı, Ankara’ dan çoktan çıkmıştı… Yaşmağını atıp, yabanlık başörtüsünü aldı başına, çenesinin altında bağlarken bağırdı…

- Yörü! Yörü, garaca gediyoz!

Tam yedi saat oturdular Hamdi Boru’ nun yazıhanesi önünde… Su bile içmeden sürekli bıdırdadı Şermin Hanım… Arada bir avuçlarını açıp yüzüne sürüyordu… Kimbilir kaç dua biliyordu ve kaçar kez okumuştu…

Kocaman burnuyla stabilize girişte göründü otobüs… Doğruldular…

Hırlayarak geldi, durdu, ön kapısı açıldı, incecik, saz gibi bedeniyle göründü ZEYHAN TEYZE’ si… Göründü ama ‘’Abu yavrııım!’’ çığlığıyla sendeleyen anneannesine sarılmak zorunda kaldı Ö.Ç.

Zeyhan da koştu, sarılıp tuttular… Sendelemeyi çabuk atlattı…

-N’ooldu sana?

- Bir şey yok annacım. Elim otobüsün kapısına sıkıştı, biraz ezildi, onun için sarılı… Bir şey yok…

Olaylarda yaralandığını sanmıştı…

- Okullar bir ay için kapatıldı. Yurdu da kapattılar. Ben de bilet aldım hemen…

- Çok şükür! Çok şükür Allah’ ım!

Valizini sürüklemeye çalışan yeğenine sarıldı…

- Bi öpüverem gaari! Mmmm, oooh! Canım benim!

Faytona bindiler…

- Zerdallik’ e… (Zerdalilik)

- Biliyom! Sen Üssen Ustanın gızısın deemi? Hoş geldin gızım!

* * *

Evde her haber ajansı dikkatle dinleniyordu radyodan. Cahil kunduracı ile ‘’Bahçe Arası’’ kadınının evi değildi sanki de vekil eviydi…

Gazeteler kapatılıyordu peş peşe…

19 Mayıs törenleri yasaklandı…

- Geçen gün Harp Okulu talebeleri yörümüş Angara’ da… Demek ki askerler garşı bu hökümete… BEŞ GİŞİNİN YAN YANA GELMESİ YASAKLANMIŞ, MEKTUPLAR, TELGRAFLAR KONTUROL ALTINA ALINMIŞ… Çocuklar ‘’HÜRRİYET İSTEEYOZ!’’ diye isyan ediyomuş…

- Sen bunları nerden ööreniyon avrat?

- Radyodan… Haberler, hökümetin ilanları… Abu gızım, sen eyi ki geldin…

* * *

- Herif, o cehendem olasıca Çolak Melek’ le gonuş da Vatan Cepesi’ ne gaydol bari… Beni okumasınlar emme! Bi seni gaydetsinler…

- N’ oldu? Hayırdır…

- Akrep sokasıca akrabalar eyice söylenir oldu; ‘’ Bir ay doluyo, gızın da Angara’ ya getcek gene…’’ deyolar…

- Eyi olur, eyi olur…

Büyükbaba çok keyiflenmişti. Aynada saçlarını düzeltti, daha bir kabarttı göğsünü… Kendi fiyakasını sevdi… Ö.Ç. yle şakalaştı, o özel kahkahasını patlattı… Birlikte çıktılar… Arkalarından ‘’Osman Hafız’ ın oyuncağı!’’ diye söylendiğini duydu anneannesinin…

* * *

MAYISIN 27. GÜNÜ…

Her şey olağan görünüyordu… Sınıflarına girmişler, sıralarına oturmuşlardı. Kır saçlı, saçları her zaman limonlanarak taranmış, her gün sınıfına gülümseyerek giren Ziya HOCA biraz gecikerek ve dalgın bir yüzle girdi sınıfa…

- Ders yok bugün çocuklarım; Çantalarınızı toplayın, evlerinize gidin güzelce… Sağda-solda da dolanmayın…

Ö.Ç. sıra arkadaşı İSLAM’ a baktı hayretle… İslam, kulağına doğru uzandı…

- ÖRFİ İDARE ilan edildi ya len! Haberin yok mu?

- Örfi İdare de ne demek?

- Sus len! Yavaş… Sen de bi bok bilmeyon!

İçerledi… ‘’Örf’’ nedir biliyordu… Biliyordu ama idaresi ne oluyordu, nasıl oluyordu, bilmiyordu… Teyzesi bilirdi belki… Çantasına koydu sıra üstündeki dergisini, defterini… Dükkanın önünden geçerken büyükbabasının yanına komşu esnafın toplandığını gördü…

- Dooru eve get oolum! Sağda-solda gezeleme…

Eve ulaştığında radyo son sesine kadar açıktı…

‘’RADYOLARINIZIN BAŞINDAN AYRILMAYINIZ!’’

Ardından Milli Birlik Komitesi’ nin bilmem kaç numaralı bildirisi okunuyordu. Anneannesi coşkuluydu… Hısım akraba kadınları da toplanmıştı, mahallenin tek muhalifinin, damadı asker olan tek muhalifinin evine… Çay demlemeyi bile ona bırakmıyorlardı. Her biri nasıl da aldatıldığını anlatma yarışındaydı.

- Duydunuz mu, ÇOLAK MELEK’ i sabahın erinde alıp götürmüşler…

- Ben bidaa elimi sabunla yıkamam gari…

- Neden?

- Ondan yapılcek sabun denk gelir falan, eyice kirlenirim…

- DEVLET ÖYLE ŞEYLER YAPMAZ AHRETLİK! DEVLET ÖYLE ŞEYLER YAPMAZ…

* * *

ÇOLAK MELEK GÜNLER SONRA GÖRÜNDÜ YENİKAPI’ DA… DAHA ÇOK YALPALIYORDU YÜRÜRKEN, YÜZÜ DAHA DA YAŞLANMIŞTI SANKİ, ELİNDE, KOLUNDA ALTINLARIN IŞILTISI YOKTU… HEPSİNİ DEVLETE BAĞIŞLADIĞI SÖYLENİYORDU.

Ö.Ç. göz göze gelmeye çalıştı ama yüzünü yerden kaldırmıyordu ki…

NOT; İsimler ve olaylar gerçek yaşamdan aktarılmıştır.

Özcan ÇELTİK

30.06.2013

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Merhaba Özcan Bey, Yenikapı,Dumlupınar Okulu,eski vali konağı...Beni çocukluğuma götürdünüz.Sanırım sizinle aynı mahalleyi paylaşmışız çocukluğumuzda.Ben 60'da birinci sınıftaydım ,DUMLUPINAR'da;öğretmenim Hüseyin Bey'di.Kör İzzet Amca(öyle anılıyordu,rahmetli)nın evinde yani okul bahçesinin içinde sayılan evde oturduk iki yıl.Dayım köşe başındaki Antalya'nın ilk fotoğrafçılarından (Foto Fenni amca'dan sonra)Foto İstanbul...Şimdi Tatlıses büfe mi,ne tam bilmiyorum...Öykünüzle o yılları,ne güzel analiz etmişsiniz.Ah bizim saf, saflığı ile de, ülkenin geleceğini karartan halkımız...Bugünün sıkıntıları, o günlerin "MELEK" lerinin eseri...Kominizm geliyor safsatalarıyla,asıl tehlike, emperyalistlerin içimize girmesine vesile oldular.Bu güzel öyküyü tüm Antalyalı'ların okumasını dilerim.Saygılarımla...

Nur Eşmeli 
 29.07.2013 15:13
Cevap :
Foto İstanbul' u anımsıyorum. Üsseen Usta sizin de ayakkabılarınızı onarmış olmalı... Sevgiler, selamlar...  29.07.2013 15:45
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 237
Toplam yorum
: 62
Toplam mesaj
: 27
Ort. okunma sayısı
: 339
Kayıt tarihi
: 22.11.06
 
 

1949 Antalya doğumlu, ANSAN üyesi Orman Yüksek Mühendisi, ressam ve öykü yazarıyım. KAKTÜS MEDYA ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster