Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Şubat '21

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
44
 

Çocuk Kadınlar

Bin Muhteşem Güneş Kitap İncelemesi

Evet, bir muhteşem kitabın daha sonuna geldik. Bitti. Uzun zamandır okumak için bekletiyor, ruh halimin uygun hale gelmesini ümit ediyordum. Bulduğum ilk boşlukta hemen başladım ve bir solukta bitti. Beklediğime değdi ve gerçekten güzel bir kitaptı. Başlayalım.

 

Yazar zaten sevdiğim bir yazardı. İlk kitabı olan (k:116235)nı okuduğumda bir hafta kendime gelememiştim. Bu kitap hakkında da öyle bir duruma gireceğimi düşündüm ama beklediğim tahribatı yaratmadı. Ama etkiledi, sarstı. Hatta şunu söyleyeyim, beklediğim tahribatı yaratmamasına bir nebze utandım. Nedenini açıklayacağım. Önce kitap ile ilgili genel birkaç tespitime değineceğim. Konuya sonra giriş yaparım. Evet, kitap kısımlardan oluşuyor ve yazar muhteşem bir şekilde bu kısımları birbirine bağlamış. İlk önce karakterimiz Meryem’e yer veriyor, daha sonra Leyla’ya. Sonra bu iki karakteri muhteşem bir şekilde birleştirip diğer kısımlara devam ediyor.         Buradaki ustalık öyle etkiledi ki beni anlatamam. Bir karakteri anlatırken diğer karakter çıkmıyor aklınızdan. Ve betimleme konusunda sanırım Khaled Hosseini üzerine başka yazar tanımadım. Cengiz Aytmatov’un betimlemelerine bayılırım ama konunun okuyucuya geçmesi ve hissettirilmesi bakımından Khaled Hosseini’de oldukça başarılı. Demem o ki kurgu muhteşem, aynı (k:116235) kitabında olduğu gibi.

 

Gelgelelim konumuza. İki farklı kadının, kadının adının olduğu ama kendinin olmadığı bir ülkede verdiği hayatta kalma, mutlu olma ve var olabilme çabasını anlatıyor. Dostluğun, birliğin ve dayanışmanın dibine dibine vuruyor kitapta. Yukarıda bahsettiğim utanmama neden olan durumu açıklayayım. Uçurtma avcısı kitabında Sohrap Can vardı. Okuyanlar bilir. Üzüldüm, ağladım, haykırdım o çocuk için. Evet bir çocuktu o. Bu kitapta Leyla ve Meryem için ağlayamadım. Onlar da çocuklardı. Sohrap’dan daha ağır şeyler yaşamış çocuklardı elbet. Ama çocuk olarak göremedim onları. Çünkü içinde bulundukları şartlarda çocukluktan çıkmış, kadın olmak zorunda bırakılmışlardı. Ve mutlak gerçek olan o çocukluklarına kendimi ikna edemedim. Biliyordum, hissediyordum ama onları kadın olarak görmekten öteye gidemiyordum. Çünkü çocuk değillerdi, çocukların yaşadıklarını yaşamadılar, çocuk olamadılar. Çocuk yaşta kadın olmak zorunda kaldılar. İşte bu yüzden onları Sohrap Can gibi göremedim. Göremediğim için de utandım.

 

Çok detay vermeyeceğim ancak vakti zamanında bir kadın cinayeti yüzünden erkek olmamdan utanmıştım. Hatta babam beni bu konu üzerine sakinleştirmeye bile çalışmıştı. Utanıyordum çünkü. Bir canlıya bu denli işkenceyi yapan bir canlı ile aynı cins olduğumdan. Kitabı okurken de utandım. Erkekliğimden utandım. Bir erkek olarak, okuduğum erkek karakterlerin beni hayal kırıklığına uğratmasından utandım. Meryem’in gözlerindeki hüznü, Leyla’nın kalbindeki umudu yaşadım. Korkulu gözlerle Raşit’e bakmadan önce ona umut dolu gözlerle baktım. Her iki kadın gibi. Hep umut besledim ama olmadı. Raşit’ten de utandım. Yetmedi ama.  Şimdi bu incelemeyi yazarken aldığım notlara baktım. Bir kadının, erkek ile cinsel birlikteliği kabul etmesi demek, bunu tecavüz olmadığı anlamını doğurmaz. Bolca tecavüz vardı. Sözde Müslüman bir insanın bolca ikiyüzlülüğü, riyakarlığı ve sapıklığı vardı. Acaba insan, en çok güvendiği kişiye kolay mı inanıyor diye düşündüm. Ya da daha kolay mı kanıyor. Nereden bakarsanız bakın zordu. Çok zor.

 

Meryem ve Leyla, Afganistan’ın kadına değer verdiği zamanlarda var olmuş, ve kadının değersizleştirildiği sürece sonuna kadar tanık olmuş iki dost. Ama ne dost. Birbirini tamamlayan, nefret ediyorken can veren iki dost. Bu arkadaşlığın içinde hayatta kalmaya çalışmış ve fedakarlıklar yapmak zorunda kalmış iki dost. Afganistan’ın bir futbol topu gibi oradan oraya vurulduğu bu dönemde yeşil çimlerin altında ezilmiş iki kadın. Aslında söylenecek çok şey olmasına karşın, spoiler vermeden nasıl inceleme yazacağımı bilemediğim için giremiyorum.

 

 

Kesinlikle tavsiye edebileceğim bir kitap. Rafınızda yerini almalı, okumalı, hissetmeli ve hatta yaşamalısınız. Ülkemizde kadına karşı bu denli uygunsuz davranışların olmadığını düşünebilirsiniz. Emin olun fazlası bile var. Sadece oradaki gibi açık açık yapılmıyor ve görünmüyor. Yoksa bu zihniyet, bu davranış içimizde, etrafımızda. Son sözlerim bunlar. Sevgiyle kalın.

ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 21
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 51
Kayıt tarihi
: 29.01.21
 
 

Işığa muhtaç bir gölge ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster