Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Aralık '11

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
185
 

Çocuk olmak varmış

Çocuk olmak varmış
 

Klasik bir İstanbul havası hakim etrafta. Kalabalık, trafik, yol çilesi de cabası… Kadını, erkeği, yaşlısı, genci, çocuğu, bebesi herkes yollarda. Kimisi iş için çıkıyor yollara, kimisi okul, kimisi gezmek için. Ama her zaman hatırı sayılı bir kalabalık var İstanbul’da. Günlerin, saatlerin, hafta içi ya da hafta sonu olmasının hiçbir önemi yok sanki bu şehirde. Kalabalık, her zaman, her yerde kalabalık.

İşte yine öylesi hareketli günlerden birinde rastladık şeker mi şeker bir kız çocuğuna. Kızımla karşı yakadaki randevumuza yetişme telaşımızın arasında renkli bir çiçek gibi açtı aniden. Metrobüsteyiz. İstanbul’da Anadolu yakasından Avrupa yakasına doğru geçmekteyiz. Karşıya geçmek için metrobüsü tercih edenler bilirler; şoför koltuğunun hemen arkasındaki yolcu koltuğundan sonra dar bir yükseklik vardır, teker üstü. İşte sözünü ettiğim kız çocuğunu oraya oturttu annesi. Kısa dağınık saçları, pembe elbisesi, beyaz çorapları ve yine beyaz sandaletleri ile tam karşımızda. Önce biraz yadırgadı yerini, ama kısa sürdü alışması. Hepimizdeki telaşa inat o son derece sakin. Dünya umurunda değil. Pembe elbisesinin üzerinde böldüğü kocaman bir simiti yiyor iştahla. Etrafa döküp saçmadan. Son derece kibar ve düzenli hareketleri. Annesinin gözü ise her an üzerinde.

Ön dişleri ile değil de arka dişlerinden güç alıyor simiti ısırırken. Kopardığı minicik lokmaları iştahla çiğniyor; ardından kucağına koyduğu diğer parçayı düzeltip elindekinden bir ısırık daha alıyor. Öyle sevimli ki… Kocaman iri gözleri var. Ayaklarını sürekli sallıyor ve arada bacaklarımıza değiyor ama ne o, ne de biz bu durumu hiç önemsemiyoruz. Bizim tebessüm dolu bakışlarımıza arada sırada kaçamak bakışlar atıyor ama, belli ki aklı fikri simitinde.

Bir süre sonra susadı ve annesinden su istedi. O kalabalıkta ve düşmemek için birbirimizden güç aldığımız o esnada, annesi anneliğini gösterdi. Çantasını usulca açtı, naylon torbaya koyduğu suyu çıkardı, şişenin ağzını açarak kızına uzattı. O sırada metrobüs sallanıyormuş, viraj alıyormuş kimin umurunda. Annesi bir cambaz edasıyla orta yerde hiç tutunmadan ve sallanmadan duruyor. Sabırla kızının suyunu içmesini bekliyor. Sonra aynı hamaratlıkla şişeyi alıp kapağını kapadı, naylona sarıp çantasına usulca yerleştirdi. Annelik işte…

Bu arada tam boğaz köprüsünden geçiyorduk ki annesi kızına seslendi; “Bak denizi gördün mü kocaman?”. Bizim sevimli kızımız şöyle bir arkasına döndü denize baktı, evet der gibi başını salladı. Sonra yeniden iştahla simidini yemeye devam etti. O anda sadece simitine konsantre olmuştu o kadar.

Belki bir yerleri gezmeye ya da bir akrabalarını ziyarete gidiyorlardı. Ama o küçük sevimli kız için trafikmiş, boğaz köprüsüymüş, denizmiş hepsi bir yana kucağındaki simit bir yanaydı. Annesi yanındaydı ve karnı doyuyordu ya, daha ne isterdi?

Çocuk yaşlarımızda hep bir an önce büyüme telaşımız vardır. Ama büyüyünce de insanın içinden yeniden çocukluk yıllarına geri dönme isteği oluşur nedense. Çocuk olup minicik şeylerle sevinmenin; dünyayı umursamadan o anın keyfini çıkarmanın hayattaki en basit ama en güzel şeylerden birisi olduğunu çoktan unuttuğumuz için olsa gerek.

Hepimize içimizdeki çocuk yanımızın sesini duymaya ve onu daha çok yaşatmaya çağırıyorum desem ne dersiniz? Haydi durup düşünme zamanı değil bu, içinizdeki çocuk sizden sadece tek bir hareket bekliyor. Bir an için bırakalım telaşı, koşturmaları, yetişecek işleri. Ve bir simiti yemenin, bir bardak sıcacık çayı içmenin, bir avuç çekirdeği paylaşmanın keyfine varalım. Bu kısacık anların hayatımızı daha yaşanabilir hale getirdiğini unutmadan ve ertelemeden.

Şansın bol olsun küçük kız. Çocukluğunu hiç unutma ve hep içinde bir yerlerde yaşat.

Sevgiyle kalın.

Belgin ERYAVUZ

07.10.2011


 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sevgili BELGİN ERYAVUZ; Çocuk olmak varmış öyle mi?!.. Hem de bu dünyada ve hele de şu zamanda?!.. Gene kızacaksınız bana... Yazı,gözleme dayalı.Anneliği mükemmel bir anne,elbette bu satırları yazacak.Betimlediğiniz küçük kızın,annesi de mükemmel bir anne.O bölüm iyi ifade edilmiş.En yakınımdan,uzağıma hiçbir anneyi eleştirmiş değilim.Sadece üzülürüm.İyi bir hayat standardı elde etmiş biri,ezginleri lafla düşürmeye çalışır;başka şeylerle de yapar.Bizim bakma ve görme yanımız farklı olabilse de;anne ve baba birliğinin bozulduğu bu dünyada çocukların mutlu olabilme şansları kalmadı.Daha çok bu fotoğraflara bakarım.Sizin bakışınız da güzel;ama benim fotoğraflarımda geriden gelenler var daha çok.10-15 simit alıp sınıfıma girsem;hepsine de adilce paylaştıracağımı bilseler de,gene de bir arbede olur.Hemen hepsi ve fazlaca fukaralar.Anneler de mükemmeller,dert yüklü olsalar da.Dileğim odur ki betimlediğiniz bu çocuk hep mutlu kalsın.İlham perinize yaklaşmaya çalıştım biraz.Sevgilerimle...

Cemal Hüseyin Çağlar 
 07.12.2011 18:03
Cevap :
Cemal bey yorum yazan elleriniz dert görmesin, kızmak ne demek. Siz bir öğretmen olarak hergün çocukların neredeyse nabzını tutuyorsunuz, onlar üzerindeki emeğiniz tartışılmaz. Dileğinize katılmamak elde mi? Tüm çocuklar mutlu olsunlar, zaten biz yetişkinlerin tek gayesi de bu. Teşekkürler yorumunuz için. Sevgiyle kalın ve hep çocuklarınızla mutlu))  08.12.2011 8:24
 

Yazınızı okurken yüzümdeki tatlı gülümsemeye engel olamadım. Aslında büyüklerinde hayata çocuk gözüyle bakması gerekmez mi öylesine umursamaz ve görmek istedikleri gibi. pembe mor yeşil hangi renkte olursa olsun. Yüreginize sağlık.

umutheart 
 04.12.2011 11:52
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 437
Toplam yorum
: 256
Toplam mesaj
: 16
Ort. okunma sayısı
: 525
Kayıt tarihi
: 09.04.11
 
 

Makine mühendisiyim, bir kız annesiyim. Okumayı, yazı yazmayı, yazarak paylaşımlarda bulunmayı, insa..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster