Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Mayıs '16

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
125
 

Çocuk olmak

Çocuk olmak
 

çocukluğum


Herkesin geçmişinde geri dönmek istediği bir dönemi mutlaka vardır. Geriye dönüp baktığında imrendiği, özlediği keşke dediği… Benim de o dönemim çocukluğum.

Çocukluk, denildiğinde gözlerimin önüne Karacasu’daki evimizin bahçesi gelir hep. Lojmanların kapısından girdiğimiz günü tabii ki hatırlamıyorum 2 yaşındaymışım. Ama dış kapıdan girip kendi evimize kadar yürüdüğümüz yol bana o kadar uzun gelirdi ki eve vardığımızda oyun oynamaya dermanım kalmazdı.

Her gün güneşin doğuşuyla başlardı maceramız. Sabahları en büyük hobim 20 dakikalık kreş yolunda servisle giderken “ hep şoförün arkasında oturuyorum. Ama eve giderken camda farklı şeyler kreşe giderken farklı şeyler görüyorum. Neden ki?” diye düşünerek geçirirdim. Kreşte oyunlar, uyku saati filan derken eve dönme vakti gelirdi. Eve dönmek demek rengarenk tekerlekli kalpli selesi ve 4 tekerleğiyle benim için vazgeçilmez oyun aracıma kavuşmak demekti.

Sinek ilacı arabaları olurdu. Her gün belirli saatlerde büyük bir gürültüyle dolaşırdı küçük mahallemizi. En sevdiğim şeylerden biride onun arkasındaki dumanda önümü görmeden hızla bisiklet sürmekti. Çok hızlı sürerdim ama yine de hep geride kalırdım. Güvenlik olduğu için akşama kadar sokakta durabilirdik bilmediğimiz oyun yoktu. Herkes yorulunca mecbur bende eve girerdim. Erkek çocuğu gibi dizlerim yara bere içinde olurdu hep bide dudağımdan uçuğum hiç eksik olmazdı.

Eve girince yemekten sonraki bulaşıkları yıkarken (yıkamak denirse), çok eğlenirdim mesela her yer köpük olurdu o süngerin köpüklerini çay bardağına doldurup minik elimle sonra onları geri fışkırtmamı annem benim kadar sevmezdi tabii. Her yer sırılsıklam olurdu. Oda benim elime küçük yer masası ve küçük oklavamı verip kandırırdı. Ben orada güya hamur açarken o benim yıkadığım bulaşıkları bir daha yıkardı.

Sonra yere boya kalemlerimi döküp boya kitaplarımın en güzellerini bir güzel boyardım. Öle hırçın hırçın değil he tek hedefim taşırmadan boyamaktı. Öyle özenirdim ki onları boyarken en ufak bir yeri taşsa diğerine geçerdim. Öyle öyle kaç kitap bitirdim sayısını bende bilmem annemde bilmez.

Günde 10 kere durduk yere kıyafetimi değiştirirdim. Biri diğerine uymazsa giymezmişim. Bir de benim dağıttığım dolabı her seferinde toplayan anneannem bana söylenince de bir güzel efelenirmişim; ellerimi belime koyup, kaşlarımı çatıp sarı küt saçlarımı sallaya sallaya “anneanne ben daha küçücük değil miyim, bana niye kızıyorsun?” deyince anneannemin yelkenleri suya inermiş tabii, zavallım kıyamazmış bana.  Okulum tatilse, annemle babam da işteyse; anneannemle onların gelişini beklerken camda, Gölcük’ün olduğu dağa bakardık hep. Orda bir tane evimiz vardı bizim kahverengi, sanırım 2 katlı, kocaman bahçesi olan bir yerdi. Hep söz verirdim anneanneme sana büyüyünce o evi alacağım sonra hep senin yanına gelip gidebilirim diye. Çocukluk dedim ya başlarken, çocukluk işte, çocuktum tabii bende…

Yıllar yıllar sonra gittim aynı sokak mı denir ne denir bilmiyorum. Tek bir yol varmış ve o bana upuzun gelen yolla evimizin arası 2 adımcık yermiş meğer. O otobüste kafama takılan şeyde arabaların sağdan gitmesinden kaynaklanıyormuş, bilimsel açıklamasını öğrenince bütün sihri gitti. Sonradan sinek ilacı arabaları da kalktı zaten. Ben hızlıyım sanıyormuşum, yarıştığım şeyin araba olduğunu çok sonra anladım. Akşama kadar durabilirdik dediğim saatler akşam 5-6’ymış. Anneannemle baktığımız taşınma hayalini kurduğumuz ev kulübe gibi bir şeymiş öyle kocaman bahçesi filan da yokmuş he. Anneanneme de aşk olsun kesin biliyordu oranın öyle ufak tefek bir yer olduğunu. Ona rağmen nasılda hararetli hararetli hayal kurardı benimle. Sormak lazım şimdi hala istiyor mu oraya taşınmayı diye.

Velhasıl kelam durum böyle. Büyüdükçe fark etmeye başlıyormuş insan. Hem insanları hem doğayı hem olayları gerçek haliyle görmeye başlıyormuş. Çocukluk hayal dünyasından ibaretmiş. Hansel ile Gratel hesabı her şey şekerden çikolatadanmış yani. Dünya çocukken (kötüyse de) güzel bir yermiş. Hep büyümek isterdim, hep de söylerlerdi çocukluğunun tadını çıkart diye. Neden dediğimde uzun uzun açıklardı annem üşenmeden ama tabii hiç birini anlamazdım. Yine de küçük gözlerimi bölerte bölerte” hımmmm anladııımmm.” Diyordum büyük ihtimal. Ne var yani hep onlar mı beni kandırcaktı. Hani bir söz var ya “Bugün ki aklım olsa geçmişteki hatalarımı yapmazdım ama geçmişteki hataları yapmasam bugün ki aklım olmazdı.” Gibi bir şeydi. Aynen öyle işte ben şimdi demiyor muyum küçüklere “çocukluğunun kıymetini bil” vırt zırt diye diyorum ama bal gibide biliyorum dinlemeyecek. Kısır döngü anlayacağınız. Çocuklar büyümek ister, büyükler çocuk olmak ister. Bu hep böyle kalacak. Ama en azından büyük olmayı isterken çocukluğunu çocuk gibi yaşamalı insan. Eninde sonunda büyüyecek olan bir çocuktan olgunluk beklenmemesi gerektiği de ayrı bir yazı konusu.

İçimde ki büyümek istemeyen çocuğa inat durmaksızın büyüyen ve gelişen bedenim, ruhum; bir 5 dakika daha kalsam o yıllarda olmaz mı sanki?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
Toplam blog
: 12
Toplam yorum
: 8
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 208
Kayıt tarihi
: 18.09.15
 
 

İnşaat Mühendisi'yim, yüksek lisansıma devam etmekteyim. Fotoğraf çekmeyi, yeni yerler keşfetmeyi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster