Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Kasım '12

 
Kategori
Çocuk Psikolojisi
Okunma Sayısı
1613
 

Çocuk yetiştirmek ıskalamaya gelmez

Çocuk yetiştirmek ıskalamaya gelmez
 

Çocuk yetiştirmek; dünyanın en zor mesleklerinden biridir. Evet, bu da tek başına bir meslektir ve asla hafife alınmamalıdır. Eğer çocuğunu ve onun geleceğini önemseyen bir ebeveynden söz ediyorsak; böyle ebeveynlerin çoğu, çocuğunu yetiştirirken en çok eğitim konusuna takılırlar. Haklı olarak çocukları en iyi eğitimi alsın ve bu sayede de en iyi yerlere gelsin isterler. Hele günümüzde SBS, ÖSYM gibi çocukları yarış atı haline getiren ve sürekli olarak en iyi, en yüksek puanları almaya zorlayan bir sistem söz konusuysa; bu sistemden ilk nasibini alanlar ebeveynler olur. İlk olarak anne - babalar bu sisteme uymanın gerekliliklerini öğrenirler ve sonra da bunu çocuklarına aşılamak için kolları sıvarlar. Çocuklarını gelecekte girecekleri sınavlar için hazırlarken; tek bir puanın bile rakiplerine fark atacağı gerçeğini çocuklarına her daim hatırlatırlar.

Bu stresin yükü; çocuklar için tahmin edilenden çok daha fazla hırpalayıcı olur. Hem okul ve okuldaki derslerine koştururlarken, bir yandan da evde ve / veya dershanelerde gelecek sınavlar için kendilerini paralarlar. Bu hengâme arasında aslında hangi çocuğun neye yeteneği var, gelecekte hangi bölümü okursa daha mutlu olur gibi aslında o çocuğu direk olarak etkileyen gerçekler konusunda durup düşünmeye vakit bile bulunamaz. Bulunsa bile kazanılması gereken sınavlar her zaman daha öncelikli olur. Maalesef ki eğitim sistemimiz baştan aşağıya hatalıdır ve eğitimin bütün basamaklarında düzeltilmesi gereken çok fazla mesele vardır. Çocukların hem bugünü hem de geleceği için, hem fiziksel hem de ruh sağlığı için bu düzenlemelerin yapılması ve onları yarış atı haline getirmeden eğitmenin yolları aranıp bulunması gerekmektedir.

Tam da bu noktadan hareketle aslında ben başka bir şeyden bahsetmek istiyorum. Çocuklarımızı büyütürken, eğitimleri, girecekleri sınavlar ve alacakları puanlar ile ilgili olarak o kadar zaman ve enerji harcıyoruz ki; onlar için önemli olan pek çok şeyi ıskalayabiliyoruz. Onlara vicdan, merhamet ve sağduyu sahibi bireyler olmayı ne kadar öğretebiliyoruz? Onlarla her gün 15 dakika bile olsa oturup sohbet edebiliyor muyuz? Kitap okuma alışkanlığı kazanmaları için, onlarla birlikte kitap okuma seansları düzenliyor muyuz? Birlikte film izleyebiliyor muyuz? Onları tiyatroya götürüyor muyuz? Onlara hayvan sevgisi aşılıyor muyuz? Bir çocuğun; sadece eğitim konusundaki eksiklerini tamamlamaya çalışma ve akademik anlamda başarılı olmasını sağlama gayreti;  tek başına yeterli bir çaba mıdır? Kesinlikle değildir. Çünkü onları bilgi deposu haline getirmenin tek başına bir anlamı yoktur. Onları geleceğe bir birey olarak hazırladığımızı çoğu zaman unutuyoruz. Oysa ki çocuklarımızın; gelecekte özgüven sahibi, kendine özgü bir kişiliği olan, paylaşmanın değerini bilen, çevresine karşı duyarlı, sağ duyulu ve vicdan sahibi olan, okumayı sadece ders kitaplarından ibaret görmeyen, olaylara ön yargıları olmaksızın farklı açılardan bakabilen bireyler olmasını istiyorsak; onlar için bu açılardan da çabalamamız gerekmektedir. 

İstisnalar haricinde bütün anne - babalar çocuklarını çok severler ama bu sevgiyi çocuklarına gösterme noktasında yaşanan sıkıntılar, çocuklarında ciddi problemlerin ortaya çıkmasına neden olur. Bu nedenle mutlaka bilinmesi gerekir ki çocukların; anne - babalarıyla ilgili gelecekte hatırlayacağı en değerli anılar, onlarla geçirdikleri vakitlerdir, yaptıkları paylaşımlardır. Hiçbir çocuk; kaç saat ders çalıştığını ve ona kaç soru çözdürdüğümüzü unutulmaz anılar hanesine eklemezken, onunla gittiğimiz bir filmi, oynadığımız oyunları, birlikte okuduğumuz kitapları, birlikte gittiğimiz parkları, sergileri, tiyatroları, vb. asla unutmayacak ve en değerli anıları olarak ölene dek hatırlayacaktır.

Akademik başarı tek başına anlamsızdır. Sevginin ve paylaşımın eksikliği; bir çocuk için onarılamaz türden bir hasardır ve bu nedenle de asla es geçilmemelidir. Çünkü aksi halde: "Bu çocuk neden böyle vurdum duymaz ve asosyal oldu? Neden bizimle hiçbir şeyini paylaşmıyor? Odasına giriyor ve bir daha çıkmıyor. İyice içine kapandı." Ya da: "Çok saldırgan oldu, sürekli öfke dolu.. Okuldaki arkadaşları ile de sürekli dalaşıyormuş. Neyi eksik yaptık? Halbuki her şeyi, her türlü imkânı önüne serdik. Neden böyle oldu bu çocuk?" diyen anne - babalar kervanına katılmanız kaçınılmaz olacaktır.

Böyle olmaması için çocuğunuzu mutlaka dinleyin ve onun ihtiyaçlarına kulak vermeyi ihmal etmeyin. Çocuğunuzun hobiler edinmesine de mutlaka olanak sağlayın. Resim, müzik, dans, vb. alanda yetenekleri olduğunu fark ettiğinizde; çocuğunuzu o yönde de cesaretlendirmek yapabileceğiniz en güzel ve en doğru manevralardan biri olacaktır. Ayrıca çocuğunuza; küçük yaşlarından itibaren spor alışkanlığı kazandırmanız da çok önemlidir. Onun da ilgi duyduğu ya da duyabileceği bir spor koluna yazılması; onun için çok faydalı bir hareket olacaktır. Akademik eğitim çocuklar için sadece geçilmesi gereken sınav kâğıtlarından ibarettir. Oysa ki bu saymış olduğum maddeler onun hayata gerçek anlamda katılımını sağlayacağı gibi, onun pek çok konuda kendi fikirlerinin oluşmasına kapı açacak ve aynı zamanda okulun, derslerin ve sınavların neden olduğu gerilim ve stresi boşaltmalarını da sağlayacak yegâne alanlar olacaktır.  

Gelecekte çocuğunuzun: "Anne - babamın çabaları sayesinde doktor oldum, ama beni sevmeyi ıskaladıkları için de mutsuz ve yalnız biri oldum!" demesini ya da böyle düşünmesini istemiyorsanız, şu anda yetiştirmekte olduğunuz çocuğunuz için asla: "Vaktim yok!" demeyin, o vakti özellikle ayarlayın. Çalışan anne - babalar iseniz; hafta sonunuzun 1 - 2 saatini bile çocuğunuza ayırmanız yeterli ve de çok değerli olacaktır. Çocuğunuzun zevklerine saygı gösterip, onunla özellikle onun yapmayı istediği ve sevdiği şeyleri yapmaya gayret edin. Hiçbir ilginiz olmasa da onun sevdiği bir filmi onunla birlikte izleyin, onun sevdiği bir oyunu onunla birlikte oynayın. Siz ona bir şeyler öğretirken, onun da size bir şeyler öğretmesine izin verin. Böylelikle çocuğunuzun sadece akademik başarısına değil; aynı zamanda onun zihinsel, ruhsal ve sosyal gelişimlerinin sağlıklı olmasına da en büyük katkıyı sağlamış olacaksınız. Bütün bunların çocuğunuzda karşılık bulmuş halini gelecekte göreceğinizden emin olabilirsiniz. Onları her anlamda sağlıklı bireyler olarak topluma kazandırdığınızı görmek; sizin için tarifi imkânsız bir mutluluk ve gurur kaynağı olacaktır.    

Özetle çocuklarımıza önce insan olmayı, sevmeyi, paylaşmayı, iç görüyü, çevresine karşı duyarlı olmayı öğretelim. Bunu yapmayı başarabilirsek; onlar için akademik ve mesleki başarılar, mutluluk ve yaşam tatmini nasıl olsa kendiliğinden gelecektir. Yazımı çok değerli uzman psikolog Prof. Dr. Üstün Dökmen'in sözleriyle bitirmek istiyorum:

“Genelde büyük şeylere değer veririzAncak büyük şeylere ulaşabilmek için küçük şeylere, küçük adımlara ihtiyacımız vardır. Devasa büyüklükteki çığları ortaya çıkaran şey, başlangıçtaki ufacık kar parçacıklarıdır. Bütün büyük ırmaklar, dağlardaki sızıntılarla, çanak büyüklüğündeki gözelerle gözlerini dünyaya açarlar.”

 

Katharsis

 

Dikkat! Yasal Uyarıdır: Bu blogda yayımlanan tüm içeriğe ilişkin haklar blog kullanıcısına (üyesine) ait olup, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nun koruması altındadır. Bu blogdan ancak kullanıcının adı ve blog adresi kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir. Aksi takdirde her türlü hukuki ve cezai sorumluluk alıntıyı yapana ve yayımlayana ait olacaktır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sayın Katharsis, "mutlu çocuk mu", "başarılı çocuk mu" soruları geldi aklıma yazınızı okurken. Başarı derken, ilk olarak okul ve iş başarısı geliyor insanların aklına. Belki de önemli olan "insanın kendi hayatını başarıp, başarmadığı" sorusudur. Bir insanın mutlu olması, beraberinde bana göre okul ve iş başarısını da getirecektir. Peki mutlu bir çocuk nasıl yetiştirilebilir. Öncelikle çocuğun yetiştirildiği evde huzur ortamının sağlanması ile. Üç yaş dolmadan özgüven ve her şart altında sevileceği ve ebeveynleri tarafından kabul göreceği hissi ile. Daha sonra, anne-baba olarak güzel davranışlarla örnek olmak ile. Çocukların çok iyi gözlemlenip, eğilimleri belirlenerek yönlendirilmeleri ile... Tabi bu da farkındalık seviyesi yüksek ebeveynler ile ortaya koyulabilecektir. Dünya üzerindeki en verimli ve karlı yatırım iyi yetiştirilmiş çocuklardır :-)

Bulutevi 
 18.11.2012 21:11
Cevap :
İlknur Hanım Merhabalar :) Öncelikle yorumunuz için çok teşekkür ederim size... Söylediklerinize katılmamak mümkün değil. Baştan aşağıya doğru tespitlerde bulunmuşsunuz. Çok doğru. Tek dileğim farkındalık seviyesi yüksek ebeveynlerin giderek artması ve bizlerin de bunun olması için kendi çabalarımızı eksik etmememiz. Başarı göreceli bi kavramdır, o nedenle söylediklerinizde çok haklısınız. Mutlu bir çocuktan başarısız bir birey çıkacağına ben de inanmıyorum. Mutlu ve huzurlu bir ailede yetişen bir çocuk kendi hayatını gerçekleştirmenin ve kendi başarısını elde etmenin bir yolunu mutlaka bulacaktır. Son cümleniz ise durumu özetlemiş zaten:) "İyi yetiştirilmiş çocuklar"dan daha kârlı ve sağlam bir yatırım düşünemiyorum:)Ebeveynlerin bir çoğunun da bunu fark edebilmesi dileğiyle... Tekrar çok teşekkür ederim, sevgiler :)   19.11.2012 0:59
 

Sevgili Katarsis; yazınızı baştan aşağı büyük dikkatle okudum. Ben de anneyim, çocuk yetiştirirken Atalay Yörükoğlu'nun ''Çocuk Ruh Sağlığı''kitabından faydalandım. Ama yine de onun söylediklerinin çoğunu yapamadım, ama çalıştım. Yapamadıklarım içimde hep uktedir. Çocuk yetiştirirken sizin ruh haliniz, bulunduğunuz ortam, sevgiyle mi? sevgisiz mi? yetiştiğiniz önemli faktörler...İzninizle yazınızı öneriyorum ve de sizi...Sevgiler

Sündüs Akkaya 
 18.11.2012 18:07
Cevap :
Sevgili Sündüs Selamlar:)Öncelikle ilginiz ve paylaşımınız için tekrar tekrar teşekkür ediyorum :) Söylediklerinize kesinlikle katılıyorum. Önemli olan da elimizden geldiğince bunları yapmaya çalışmak değil mi zaten? Tüm önerileri en olması gerektiği gibi yapmayı başarsak mükemmel insanlar olurduk zaten ancak hiçbirimiz böyle bir özelliğe sahip değiliz. Yaşam koşulları, kendi kişiliğimiz, söylediğiniz gibi kendi çocukluğumuz ve şu anda yaşadığımız aile ortamının ve çevrenin bu tip şeyler üzerindeki etkisi çok fazla.Biz elimizden geleni yapalım ve yapmaya çalışalım, bir şeylerin farkında olalım o bile yeter diye düşünüyorum. Mükemmel anne-baba diye bir şey yoktur, ama elinden geleni yapan anne - babaları; çocukları mutlaka görüyor ve fark ediyor. Bir yetişkin olduğunda da bunun karşılığını veriyor:)Eminim siz de kendi çocuğunuz ya da çocuklarınız için çok özel ve eşi bulunmaz bir annesiniz:)Göstermiş olduğunuz duyarlılık bile bunun en önemli işareti:) Tekrar çok teşekkürler,sevgiler :)  21.11.2012 0:46
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 19
Toplam yorum
: 7
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 6097
Kayıt tarihi
: 13.08.12
 
 

İstanbul Bilgi Üniversitesi Psikoloji Bölümü mezunuyum, yaklaşık 10 senedir psikolog olarak çalış..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster