Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Kasım '14

 
Kategori
Anne-Babalar
Okunma Sayısı
320
 

Çocuklar için duygu rehberliği - 2

Çocuklar için duygu rehberliği - 2
 

Öfkeye gelince, öncelikle öfkenin bizi gerektiği durumda harekete geçirmek gibi olumlu tarafları da olduğunu hatırlayalım. Çocuklarda öfkeye anne babaların verecekleri yapıcı tepki, öfke durumlarını kontrol altında tutmaları ve bunu başkalarına uygun biçimde iletebilme konusunda rehberlik edebilmeleri önemli.

Öfkeli çocukların sert cezalara değil daha çok ilgi ve iletişime ihtiyaçları vardır. Öfkeye yolaçan etkenleri minimize etmek, onların olumlu tutumlarını farkettiğimizde bunu belli etmek, iletişim ve problem çözme becerilerini arttırmak gibi disiplinler uyguladığımızda çocukların öfkeyle başetmelerini de kolaylaştırmış oluruz. Sert cezalar durumu çok daha kötüye sürükleyebilir. Aile içi öfkeyi arttırıcı ve diğerlerine bulaştırıcı davranışların da faydası olmaz.

Endişe ve kaygılar konusunda bahsedildiği gibi öfkede de anne babanın çocukla günde mesela 15 dakika gibi mümkün olduğu kadar soru sormadığı, talimat vermediği, düzeltmediği, yani koşulsuz sevgi paylaşımı yapabileceği bir özel zaman geçirmesinin çok etkili olduğu biliniyor. Özetle çocuk idareci, siz asistan rolünde.

Çocukların, sinirlenmeden hemen önceki durumlarına dikkat edin, bazen sebep sadece, açlık, susuzluk, uykusuzluktur. Hatta büyüklerin bile birçoğu kendilerinin farkına varmazlar. Kan şekeri düşen, tansiyonu yükselen insanlar farkında olmadan basit bir konuyu büyüterek öfke seline kapılabilirler. Bu, duygu çok yoğun hissedildiği ve insanın kendisini objektif gözlemlemesini engellediği içindir. Büyüklerin çoğunluğu öfke anı yaklaşırken kendini gözlemeyi, mantığını çalıştırmayı beceremezken, çocuklardan bunu beklemek, onları suçlamak haksızlık olur.

İyi davranışları gördüğünüzde bunu farkettirmek doğru ancak bence puan, ödül sistemleri doğallıktan uzaklaştırdığı için doğru değil. Ancak çok küçük çocuklarda, önemli bir problemse yıldız verme gibi ödüller kullanılabilir.

Öfkede de beraber sorun çözme stratejisi etkili olur. Birinci aşamada anne babanın çocuğun öfkesinin sebebini empati duygularıyla iyice anlamaya çalışması, ikinci aşamada anne babanın ve çocuğun problem hakkındaki düşüncelerini ortaya koyarak problemi tanımlamak, üçüncü aşamada ise çocuğu problemi için çözüm bulmaya teşvik etmek. Bu uygulama çocukların problemlerini daha iyi anlama ve anlatma, başkalarının bakış açılarını daha iyi anlama, birden çok seçenek olduğunu görme gibi bütün hayatları boyunca da kullanacakları becerilerini geliştirmelerini sağlar. Her beraber sorun çözme gayreti başarıyla sonuçlanmasa da açıklık, empati ve iyi niyet ortaya konulduğu için çocuğa ve anne babaya genel olarak yardımcı olacaktır. Psikologların gözlemlerine göre hangi yaştan olursa olsun, bu konuşmalarda çocuklar büyüklere göre genelde çok daha başarılı çözümler üretiyorlar.

Çocukların kendilerini sakinleştirme becerisi için rehberlikte en önemli şeylerden biri, çocuğun öfkeyi tetikleyen şey gerçekleştiğinde öfkenin başlamakta olduğunun farkına varması. Çocuklar aslında bunu zaman zaman yaparlar. Özellikle arkadaş gurupları içinde, mesela arkadaşı ortak oyuncakla daha fazla oynadığında, hemen kavga etmemek için başlamakta olan öfkelerini mantık yolu ile çözebilirler. Mesela “herkes bazen diğerinden fazla oynayabiliyor, bazen ben de farkında olmadan yapıyorum” yada daha basit, o an için oyuna keyifli devam etme adına öfkelerini kontrol altına alabilirler.

Hem yetişkinler, hem de çocuklarda öfkenin başlamakta olduğunu farkedip mantık yoluyla öfke azaltılabilirse, bastırılmamış olur. Ama artık öfke seli içine girilmişse bunu zarar vermeyecek biçimde boşaltmak daha sağlıklı olur. Öfkesini bu şekilde azaltabildiği gözlenen çocukların takdir edildiğinin sıkça gösterilmesi faydalı olur.

Ödül, puan konusunda olduğu gibi, mola verme gibi cezaların kullanılması konusuna da temkinli yaklaşıyorum. Sadece küçük çocuklarda gerçekten gerektiği durumlarda, yorgun anne babayı rahatlatmak için kullanılmalı.

Özbeğeni ve Özgüven konusundaki rehberliğe gelecek olursak önce bir konuya dikkat çekmek isterim. 90larda yapılan bir araştırmaya göre bunlara daha çok düzeyde sahip olan çocukların daha iyi okul başarısına, daha sağlıklı arkadaşlık ilişkilerine, daha az sigara ve bağımlılık yapan madde alışkanlıklarına sahip olmadıkları gözlendi. Diğer taraftan, doğal olmayan biçimde eksik özgüven ve beğeninin problemlere yolaçabileceği biliniyor.

Özbeğeni ve güvenin gelişim aşamaları özetle şöyledir:

2 – 4 yaş: “Bana bak” aşamasıdır. Gerçekçi olmayan derecede yüksek özgüven ve beğeniye sahip olurlar. Bu aşamada anne babaların yapacağı onlarla neşeli zaman geçirip aferinleri unutmamaktır.

5 – 7 yaş: “Kendi yolumda” aşamasıdır. Kendisi ve yetenekleri hakkında his sahibi olmaya başlar. Anne babalar onun yetenekli olduğu, sevdiği uğraşları destekleyebilirler.

8 – 10 yaş: Çocuğun kendini yargıladığı daha karmaşık bir dönemdir. Bu dönemde özeleştiri çok artar. Onların herşeyde becerikli olmadıklarını öğrenmeleri özbeğenilerini incitir. Özbeğeni ve güveni korumak için savunmaya geçme davranışları bu dönemde sıkça gözlenir. Anna babaların bu dönemde yapması gereken, onların bu acımasız özeleştirilerini hafifletmeye çalışmak olmalıdır.

11 – 13 yaş: “Güzel görünmmeye çalışma” dönemidir. Çocuklar bu dönemde başkalarının, özellikle arkadaşlarının kendileri hakkında ne düşündüğünü çok önemserler. Genel özbeğenileri daha küçük yaştaki çocuklara nispeten biraz daha düşüktür. Anne babalar, toplumun yapay biçimde yarattığı dış görünüş ve statüye verilen öneme karşı tavır aldıklarını göstererek yardımcı olabilirler.

14 – 16 yaş: “Kendim olmaya çalışıyorum” dönemidir. Yoğun bir kendini gözleme daha düşük bir özbeğeni ve güven eşlik eder. Gerçek benliklerini bulmaya çalışırlar. Çoğu zaman başkalarının, özellikle de anne babalarının onları anlamadığı hissine kapılırlar. Bu dönemde onların farklı kimlikleri deneyimlemelerine izin vermek ve hayatlarında ihtiyaç halinde sürekli hazır bulunmaya devam etmekten daha fazlası yapılmaz.

17 yaş ve civarında: Problemler azalır ve adaptasyon başlar. Kendi özbeğenileri başkalarının değerlendirmelerinden daha az etkilenmeye başlar. Fakat yine de anne ve babanın sevgi ve desteğine onaylamalarına ihtiyaçları vardır.

Bazı psikologlara göre anne babalar özbeğeni ve güvenin hem beceri hem de öz değerlilikle alakalı yönlerini beslemeliler. Beceri olmadan sadece değerli hissetmeye çalışmak tam anlamıyla yetmeyeceği gibi, beceri olduğu halde kendine yeterince değer vermemek de özgüven ve beğenide yeterli olmaz. Bazı psikologlar ise daha önce bahsettiğim, koşulsuz özkabulun daha doğal ve sağlıklı olduğunu savunurlar. Ben çocuğun yaşı ilerledikçe kademeli olarak beceriye bağlı özgüven ve beğeniden, koşulsuz özkabule geçilmesi gerektiğini düşünüyorum. Ama özkabul fikrinin benimsenmesinden önce bir çocuğun yada yetişkinin hayata karşı belli düzeyde özdisiplin, hayatı keyifli bir yolculuk olarak görme, risk almaktan çekinmeme gibi anlayışlara yeterince ulaşmış olması gerektiğini düşünüyorum.

Her halükarda, çok küçük çocuklar hariç, yapmacık takdir etmelerden uzak durmak gerekir. Zaten gerçek bir özbeğeni yada güven dışarıdan verilemez, kendiliğinden edinilir.  Bu sebeple bazen çocukların problemlerle kendilerinin boğuşmasına izin vermek faydalıdır. Bunu hiç gözetmeden her problemde müdahale edersek onların beceri kazanmalarını engellemiş oluruz.

Şimdi burada özgüven ile ilgili önemli bir deneyden bahsetmek istiyorum. 5. Sınıf çocukları iki guruba ayrılıyor ve zeka testine benzer bir test uygulanıyor. İki gurubun sonuçları benzer. İlk guruptaki çocuklara “çok zekisin”, ikinci guruptaki çocuklara ise “gerçekten epey çabayla çalışmış olmalısın deniyor”. Çocuklara daha zor ikinci bir test verildiğinde ikinci guruptaki çocukların testi daha eğlenceli bulduğu gözleniyor. Üçüncü ve bu sefer ilk testten daha basit bir test uygulandığında ise birinci guruptakiler ikincilere göre anlamlı derecede daha başarılı oluyorlar.

Daha sonra her iki guruba da okuldaki arkadaşlarına bu deneyimlerini yazarak anlatmaları istendiğinde zekası ön planana çıkarılan birinci guruptakilerin başarılarını %40 şişirerek, ikinci guruptakilerin ise sadece %13 şişirerek anlattıkları gözleniyor.

Araştırmanın gösterdiği sonuç, performansın anlamının ne olduğunun önemi. Performansı kendi içsel(değiştirilemez) zekalarının sonucuna bağlayan çocuklar daha çok çaba gösterme hevesinde olmuyorlar. Diğer taraftan performansını çabasına bağlayan çocuklar, kötü sonuç aldıklarında bile pes etmeyip daha çok çaba gösterme yada başka şeyler deneme eğiliminde oluyorlar. Yani, bu araştırmayı yapan bilim insanlarının söylediği gibi: sabit düşünen bir zihine değil gelişme eğiliminde olan bir zihne sahip olmak. Benim çocuklarda, büyüklerde, yani hayatta ve iş hayatında her zaman savunduğum şey her durumda sonucun değil, çabanın takdir edilmesidir.

Özgüven konusunda söylenebilecek en önemlilerinden biri anne babaların sanayi değil tarım modelini uygulamalarıdır. Yani kalıba sokmaya çalışmaktansa sadece ortam ve imkanları ve dozunda rehberliği sağlayarak gelişmesini izlemek.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 40
Toplam yorum
: 9
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 2379
Kayıt tarihi
: 12.07.12
 
 

Petrol Mühendisi  İlgi alanlarım: Psikoloji, kişisel gelişim, eğitim En çok yapmayı sevdi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster