Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Haziran '06

 
Kategori
Basketbol
Okunma Sayısı
362
 

Çocuklarımızın Geleceklerini Kararttılar

KÜÇÜK BEYİNLERİN BÜYÜK HEDEFİ OLAMAZ
Bu hikâye bundan 30 –35 yıl sonra bir babaanne tarafından torunlarına anlatılacaktır.

-Yavrum, ben gençliğimde bir kamu kuruluşuna ait basketbol kulübünde basket oynuyordum. Siz de inşallah o yaşlarda böyle bir kulüpte oynarsınız; fakat benim yaşadığım o kâbusu sizin yaşamanızı istemem. Kulübümüzün bir başkanı vardı. Aynı zamanda kurumun Genel Müdür Yardımcısıydı. Uzak hedefleri bize öyle yakın gösteriyordu ki, onu dinledikten sonra, uzak hedeflerin elimizi uzatıp elde edecek kadar yakın olduğuna inanıyorduk.

Ben o zaman İlköğretim 7. sınıfta okuyordum. Bir kamu kuruluşunun Minikler Bayan Basketbol Takımında oynuyorduk. 12-13 yaşlarında kız çocuklarından kurulmuş, gelecekle ilgili hayalleri olan bir takımdık. Büyük ablalarımız da Birinci Ligde oynuyorlardı.

2002-2003 sezonu bizim için bambaşka bir sezondu. O yıl başarıdan başarıya imza atıyorduk. Fenerbahçe, minik basketbol takımını yenmiş olmanın sevincini yaşıyorduk. Bizim ne sahamız vardı ne de tesislerimiz. Bizi çalıştıran antrenör ise bir okulda beden eğitimi öğretmeniydi. Fenerbahçe gibi büyük imkanlara sahip bir kulübün takımını yenerek, onların üstündeki sırada Türkiye Şampiyonasına katılacağımızdan dolayı hem bizler hem hocalarımız hem yöneticilerimiz; her şeyden önemlisi bizlere varını yoğunu vermekten esirgemeyen anne ve babalarımız gurur içindeydi.

2003 yılı Mayıs ayında ligin bitimine birkaç maç kala Türkiye şampiyonasına katılma şansını elde etmiştik. Düşünebiliyor musunuz, tüm takım bir sezon boyunca böyle bir şampiyonaya katılmak için çalışıyor ve sezon sonunda da hedefinize ulaşmış oluyorsunuz. Büyük bir coşku içindeydik.

Biz bu heyecan ve coşkuyu yaşarken,

...

- Babaanne! Niye ağlıyorsun?

- Yavrucuğum, o gün bundan daha fazla ağlamıştım. Hem de tüm takım olarak çok ağlamıştık. Evet, heyecan ve coşkuyu yaşarken birden kulübün kapatıldığını öğrendik.

- Nasıl olur? Kim böyle bir şeyi yapabilir? Haksızlık bu babaanne. Siz bu haksızlığa karşı çıkmadınız mı?

- Çıkmaz olur muyuz yavrum. Karşı çıktık. Dediler ki, kulübün masrafları çok fazla, hükümetin tasarruf tedbirlerine göre kulübü kapatmamız gerek dediler.

- Anlamıyorum babaanne, hem kulübün başkanı bize uzak hedefleri yakın gösterdi diyorsun, hem de kulübü kapatıyorlar diyorsun.

- Yavrum, kulübün kapanmasın diye kulüp başkanımız çok uğraştı. En azından "Kapanacaksa ligin bitiminde kapansın, bu sporcuların geleceğiyle oynamayalım" dedi. Kulübün bir saymanı vardı. O da aynı kurumda Şube Müdür Yardımcısı olarak çalışıyordu. Hükümetin tasarruf tedbirlerini bahane göstererek kulübün bir an önce kapatılması yönünde bir kaç ay önce atanmış olan Genel Müdürü ikna etti.

Madem tasarruf tedbirleri bahane ediliyordu, biz sporcular olarak Türkiye Şampiyonası bitimine kadar kulüpten hiç bir ücret almamayı teklif ettik. Yalnız bir isteğimiz vardı: O da kulübün küçük otobüsünü bizim emrimize vermeleri idi.

Hemen karşı çıkıldı. Bu defa otobüsün benzin parası konu edildi. Bu da tasarruf tedbirlerine aykırı imiş. Benzin parasını da biz karşılayalım dedik; bu defa ya otobüs kaza yaparsa sorumlusu biz oluruz dediler.

- Babaanne, o zaman siz de, kendiniz otobüs kiralayıp bu şampiyonaya katılsaydınız.

- Yavrum onu da söyledik. Biz hiçbir şey istemiyoruz. Ne maaş, ne araba. Yeter ki bu forma ile mücadele edelim. Çünkü bir yıl boyunca biz bunun için çalıştık dedik. Hedefe ulaşmışken bizi engellemeyin dedik.

Fakat şu bir gerçek ki bu minik yürekler ne pahasına olursa olsun bu şampiyonaya katılmaya ant içtik. Kocaeli'nde oynanacak maçlara iki hocamızın ve kulübe gönül vermiş bir abimizin arabasıyla gitmeye karar verdik. Bir arkadaşımızın babası, sıkışık gitmemize razı olmadığından o da arabasıyla bu maçlara geldi. Biz orada da başarılı olduk ve Türkiye şampiyonasında oynayacağımız maçları iple çekiyorduk.

Ve günlerden Cuma günü ... (Derin bir nefes çekerek)

Yavrularım günlerden Cuma. Cumartesi günü kuralar çekilecek. Türkiye Şampiyonasındaki rakiplerimiz belli olacak. Fakat bir gariplik var. Tüm sporcular minik yürekleri gurur içinde çarparken, hocalarımız sahada yoktu. Tabi basketbol hocalarımız ve yöneticilerimiz kulübün bağlı bulunduğu Kamu Kuruluşunun Genel Müdürü ie toplantı halindeydi. Çalışma yaptığımız ve şampiyonanın oynanacağı kapalı Spor Salonu Kulübün bulunduğu kamu binasına 100 metre mesafedeydi. Hani diyorlardı ya, tasarruf tedbirleri var diye. Zaten biz oraya kendi imkanlarımızla gidip geliyorduk. Zaten Türkiye Şampiyonasına katıldıktan sonra da kulübün kapatılacağını biliyorduk. Artık bize izin verirler diye düşünüyorduk.

Hocalarımız birden salonda göründüler. Bizler büyük bir neşe içinde kendi kendimize antrenman yaparken iki hocamız ve bizim sorunlarımıza derman olan kulüp görevlisi bir abimiz tribünden bizi seyrediyorlardı.

Uzun bir zaman geçti. Hala yerlerinden kımıldamamışlardı. Arada, birbirlerinin yüzüne bakıyorlardı. Sanırım bize kötü haberi kimin söyleyeceğini bilemiyorlardı.

Bizler "Hocam, hadi gelin antrenmana başlayalım" diye bağırdık.

Sonunda bize "Çocuklar, antrenman yok, kulüp kapatıldı ve şampiyonadan çekildik" dediler.

- Babaanne olamaz. Ne yaptınız bu durumda?

- Tabi ki inanmadık yavrularım. Hatta kamera şakası yapıyorlar sandık. Fakat hocalarımızın yüzüne baktığımızda şaka yapmadıklarını anlamak zor değildi.

Takım ligden çekildiği için bizim yerimize Fenerbahçe Minik Bayan Basketbol Takımı Türkiye Şampiyonasına katıldı. Biz ise şampiyonaya yine katıldık yavrum. Şampiyona boyunca tüm maçları tribünden izledik.

Takımda fakir bir arkadaşımız vardı. Sonradan öğrendik ki, bu arkadaşımız her şeyini kaybettiğini düşündüğünden evden kaçıp parklarda yatmaya başlamış. Çünkü bu arkadaşımıza hem maddi hem de manevi yardımı hocalarımız ve kulüpte görevli abilerimiz yapıyordu. Sonuçta bir ideali kalmayıp, maddi ve manevi destek de kesilince kendini boşlukta bulan arkadaşımızın geleceği karartılmış oldu, yavrularım.

(Artık çocuklar da ağlıyordu)

Hocamızın durumundan da bahsedeyim sizlere yavrum. Kulübün kapandığı o gece çok sıkıntı çeken hocamızın kaşları ve kirpikleri bembeyaz olmuştu yavrularım. Hocamız bizden daha fazla üzülmüştü.

- Babaanne, sizin bu duruma düşmenize sebep olan kişi kimdi?

- Yavrum, bunu zamanı gelince sizlere anlatacağım, şimdi zamanı değil…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 5
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 1407
Kayıt tarihi
: 24.06.06
 
 

1962 yılında 4 çocuklu bir ailenin en küçüğü olarak Samsun-Vezirköprü’de doğdum. İşletme mezunu olma..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster