Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Temmuz '08

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
548
 

Çocukluğuma mektuplar 2

Çocukluğuma mektuplar 2
 

Çitlembik ağacı


Adada çocuk olmak… Bir dilim pastayı tadına vara vara yemekti bizim için. Ben deniz kızıydım. Yüzmeyi kaç yaşında öğrendiğimi hatırlamıyorum. Çok küçüktüm herhalde. Bahar geldiğinde sabah uyanır uyanmaz sofanın penceresine koşar ve denizin durumunu gözlerdim. Ada vapuru dalgaları yararak geliyorsa lodos var demekti. Hemen yüzümü buruştururdum. Lodos varsa deniz için izin çıkmazdı asla. Ama vapur bir martının süzülmesi gibi ardında ince beyaz bir köpük bırakıyorsa o gün denizin tadı çıkacak demekti. Prens adaları Akdeniz iklimine sahiptir. Biz İstanbullulardan çok önce denizle kucaklaşırdık. Hala nisan ayı geldi mi kendimi suya atarım. Nerde, nasıl ve ne kadar soğuk olursa olsun.


Bahar geldi mi sabah kahvaltıları bahçede yapılırdı. Can arkadaşım Eleni ile aynı bahçeyi paylaşıyorduk. Eleni’ler Rum’du. Babası o çok küçükken ölmüştü. Bende babasızdım. Bu yüzden kader arkadaşımdı o benim. Onlar Rum’du ama Eleni’nin annesi Anna teyzenin camın önündeki sedirde anneannemle karşılıklı oturup tespih çektiğini hatırlıyorum. O Meryem anasına yalvarıyordu, onun için dua ediyordu, anneannem de Kuranı Kerim’den bir şeyler okuyordu. Bu görüntü çocukluğumdan çıkıp gelir sık sık gözlerimin önüne. Ayrı dine mensup ama bir arada mutlulukla yaşayan halklar ve aileler vardı o zaman! Bakkal Aret’ler, dişimi çeken Salamon’lar, bizi her daim bahçesinden kovalayan ama bayramlarda sevindiren Surpik’ler, ve vişne ağacından düşüp kolumu kırdığımda beni kucağında evine taşıyan Roza’lar… Şimdi adalardan bahsederken kültür mozaiğinden falan bahsediyorlar. Kim kaldı ki o mozaiği oluşturacak. Azınlıklar mı? Evet haklılar çünkü gerçekten çok (az) lar.


Hemen yan komşularımızın çocukları da Ömer, Mustafa, Avram ve kız kardeşi Raşel’di. Avram bizden büyüktü birkaç yaş ama çok mazlum bir çocuktu. Ne dersek yapardı. Raşel ondan daha girişken hatta cazgırdı. Zaman zaman anlaşamadığımız ve kavga ettiğimiz olurdu Raşel’le ama yine de onlar benim en iyi arkadaşlarımdı. Ve her daim benim suç ortaklarımdı. Ömer’le sırdaştık. Birbirimizden habersiz hiçbir şey yapmazdık. O benim çocukluk aşkımdı. Yıllar sonra sürpriz bir şekilde onunla yine buluştuk. Saatlerce sohbet ettik, eşlerimizi, çocuklarımızı tanıştırdık. Anılarımızı tazeledik.


Kahvaltılar önemliydi ve bizim bahçe karargahımızdı. Günlük planlarımızı genelde kahvaltı sofrasında yapar ve uygulardık. Eğer denize gideceksek bütün evlerde aynı bahane ile izin alınırdı.

- Anneanne Ömer’ler Mustafa’lar bugün denize gidiyor, Eleni ile bende gidebilir miyim?

- Sadece ikisi mi gidiyor?

- Hayır, Raşel ve Avram’da var. Yani hepimiz gideceğiz.

- Onlar gidiyorsa sizde gidin!”


Avram’ların evinde;

- Ömer’ler, Mustafalar falan denize gidiyor, bizde kardeşimle gidebilir miyiz?

- İyi yavrucum onlar gidiyorsa sizde gidin.


Ömer’lerin evinde;

- Herkes denize gidiyor bana da izin var mı? Hem kızlara göz kulak olurum.

- Aman da benim oğlum büyümüş de kızları kollarmış, git oğlum git!

Hep aynı yalanı söylerdik ve tuttururduk. İzinler tamamlanınca düşerdik yollara. Bir kere izni kopardık mı hava kararana kadar özgürdük. Hiç kimse nereye gittiğimizi, nerden denize girdiğimizi bilmezdi. Çünkü cep telefonu yoktu. Havlu, güneş koruyucu, deniz gözlüğü, palet gibi lükslerimiz de yoktu. Elbiselerimizin altına giyerdik mayoları doğru tepeye. Çam kokularını genzimize çeke çeke önce yıkık değirmene tırmanıp bir mola verirdik. Orada terk edilmiş bir ev vardı ve bahçesindeki çitlembik ağacını çok severdik. Şimdiki çocuklar bu kuru, mayhoş ama tatlı meyvenin varlığından bihaberler. Çitlembiklerin bir kısmını mutlaka cephane olarak cebimizde saklardık. Çünkü evden uzakta aşağı mahallenin çocuklarıyla karşılaşmamız ve herhangi bir nedenle kavga çıkması olasıydı. İçi boş sazlık saplarından yaptığımız borulardan hızla üflediğimizde fena halde can acıtırdı. Bir de osuruk ağaçlarının dalları vardı. Arsız ve istilacı olan bu ağacın yaprakları da, dalları da pis kokardı. Küçük taze dallarını koparıp yaprakları ile birlikte birinin sırtından içeri soktuğunuzda her yanı kötü kötü kokardı. Dalları çok esnek olduğu için ok ve yay yapımında da kullanırdık.

Biz adada çok savaş yapardık. Bazı mahalle çocukları arasında rekabet ve anlaşmazlıklar olurdu. Bizde en çok aşağı mahallenin çocuklarıyla anlaşamazdık. Çoğu zaman oyun alanlarımızı gasp etmek isterlerdi. İşte o zaman kıyamet kopardı. Resmen kendimize cephanelik yapardık. Kozalaklar, ham zerdaliler el bombası, osuruk ağacının dalları kılıç, ok, yay, ısırgan otları ise yakın dövüşmelerde kullanılırdı. Büyükler araya girene kadar toz duman kaplardı her yanı.

Bugün ise oyun alanı olmadığı için evlerde hapis yaşayan çocukların, playstation, nintendo oynamaktan beyni sulanıyor. Chat odalarında vakit öldürüyorlar. Sonra da Dislexia konsantrasyon sorunu yüzünden psikologlara taşınıyorlar. Bizim oyuncaklarımız yoktu ama onlarca arkadaşımız vardı.

Çam dikenlerinden kaya kaya tepeden denize doğru inerken mutlaka kuru kozalakları toplardık. Sonra o yorgunluk ve halvetle atardık kendimizi masmavi sulara. Parmaklarımız buruş buruş olana dek çıkmazdık sudan. Kayalıklara yüzüp dalardık ve bol bol iri midye çıkarırdık. Öğle vakti karnımız acıktığında midyelerin üstlerini kayalara sürte sürte temizler, genişçe bir kayanın üzerini ocak haline sokar ve kozalakları tutuştururduk. Sonra da denizin tuzu ve sade lezzetiyle pişen midyeleri mideye indirirdik.
(devam edecek)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Her iki mektubunuzu da zevkle okudum. Beni çocukluk günlerime döndürdünüz... Yazları Büyükada'da anlattığınıza benzer bir tatil yapardık. Nizam caddesinden dik bir yokuşla çıkılan adını anımsayamadığım bir sokakta üç katlı ahşap bir köşkte kalırdık her yaz.Çok güzel günlerdi...Satırlarınızı okuyunca yeniden yaşadım o günleri, teşekkür ederim. Sevgiyle kalın...

Melek Koç 
 10.07.2008 8:09
Cevap :
Sevgili Melek, bizim çocukluğumuz gerçekten çok güzeldi. Bu kadar anılarla dolu olan son jenerasyon biziz herhalde. Nizam'dan çıkılan yokuş, "küçük tur" yokuşudur. O eski ahşap köşkler anılarımızla dopdolu hala ayakta... sevgiler  11.07.2008 19:19
 

Bozkırda çocuk olmak' tan sonra "adada çocuk olmanın" keyfini yaşayalım. Anlat sevgili kaptan, sen anlattıça ben keyifleniyorum. Sevgilerimle.

Haluk Seki 
 09.07.2008 22:53
Cevap :
Keyiflen keyiflen, daha senin bilmediğin ne muzurluklar yazacağım. Nilgün hanımın bloglarını okuyorum zaten. Sevgiler  11.07.2008 19:05
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 21
Toplam yorum
: 174
Toplam mesaj
: 48
Ort. okunma sayısı
: 2562
Kayıt tarihi
: 17.06.08
 
 

Hayat benim için herkesin iyi kötü rolünü oynamaya çalıştığı kocaman bir sahne. Ben de bu sa..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster