Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Ağustos '08

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
822
 

Çocukluğuma Mektuplar 6

Çocukluğuma Mektuplar 6
 

kış akşamlarının tek eğlencesi


Saadet dolu akşamlar diliyorum değerli dinleyicilerim.

Bu güzel bahar akşamında programıma başlıyorum efendim! İlk eserimiz rahmetli Sadettin Kaynak beyefendinin Segah/nihavent makamında;

Dertliyim ruhuma hicranımı sardım da yine
İnlerim şimdi uzaklarda solan gül gibiyim
Gecenin rengini kattım içimin matemine
Sönen ümit ile gülden güle ömrüm gibiyim

Güzel Türkçesi ve eşsiz sesiyle bugün hala kulaklarımda çocukluğumun Zeki Müren’i. Tavus kuşu tüyünden giysileriyle sanat güneşi ünvanını almadığı, düzeltilmemiş kaşları ve altı okka makyaja henüz bulanmamış, kara çerçeveli gözlüklükleriyle Zeki Müren’e hayrandım yıllarca.

Lambasının ısınmasını beklediğimiz, müsiki akşamlarımızın en güzel dostu ve eğlencesiydi AGA marka radyomuz.

Yazın gün batarken, çam ormanında yollarını kaybeden aşıklardan başka herkes birbiriyle ya sahildeki çay bahçelerinde, ya sinemada buluşur ya da evde koltuklarına oturup tahta kutunun başına toplanırdı.

Büyüklerin en önemli programı ajanstı. Haber çok önemliydi. Çıtımız çıkmazdı çünkü tek kelime atlamadan dinlenirdi ajans. Herkes saatini radyodaki ajans gong sesine göre ayarlardı.

Facia haberlerinde çığlık atılır ama yine derin bir sessizlik içinde haberin devamı dinlenirdi.

O zamanlarda da futbol fanatikleri ortalığı kan gölüne çevirirdi. 67 ya da 68 seneleriydi galiba. Kayseri'de yapılan Kayserispor-Sivasspor futbol maçında çıkan olaylarda 40 kişi ölmüş, 300 kişi yaralanmıştı. Olayın duyulması üzerine Sivaslılar galeyana gelerek, Sivas'ta bulunan Kayserililere ait dükkanları tahrip etmişler ve evin büyükleri “vah vah vah” diye esefle dövünmüşlerdi.

Aşırı soğuklardan İzmit körfezinin, Küçükçekmece gölünün donduğunu, ilk otomobilimiz Anadol'un piyasaya sürüldüğünü, Kıbrıs köylerinin istilasını, katledilen ada Türklerini, Makarios'un marifetlerini, J.F.Keneddy'nin vurulmasını hep ajanstan dinlemişizdir.

Yaz akşamları fazla rağbet görmezdi radyo belki ama ya kış akşamları? Dışarıdaki lodostan çamlar uğuldarken sobanın üzerinde pişen kestanelerin kokusuna patlayan mısırların kokusu karışır ve böyle akşamlarda “Hafif Batı Müziği” dinlemek ne keyifli olurdu.

Hemen tüller, kumaşlar bulup sarıp sarmalardım kendimi ve dans ederek güldürürdüm herkesi. Kuzinede çatlayarak yanan odunların sıcaklığı bedenimizi sararken ellerimizde keçiboynuzu, iğde, pestil, leblebi tabakları.

Yıllar içersinde insanlar bu yemişlerin besin değerini unuttu ve çocuklar bu kuru yemişleri ne tanıyor ne de yiyor? Keçi Boynuzu diğer adıyla “Harnup” gallik asit içerir ve insan sağlığı üzerinde çok yönlü özelliklere sahiptir. Bağışıklık sistemini güçlendirir. En başta mikroplara karşı antiseptiktir ve kansere karşı koruyucudur.

Dönelim yine soğuk kış gecelerinin sıcak radyo gecelerine… Her akşam "Orhan Boran ve Yuki", Fazıl Hayati Çorbacıoğlu’lu radyo tiyatroları, reklam kuşakları içinde "Uğurlugil" ailesi, Şevket Rado’lu aile sohbetleri ve "Arkası Yarın"lar.

Hoş efektleri vardı arkası yarınların. Rüzgar eser, kapılar pencereler vurur, sert adımlarla yürüyen biri odaya girer ve kadın çığlık atardı. Hadi ondan sonrası “arkası yarın” bekle bekleyebilirsen.Kim geldi? Ne oldu? Gerisi hayal gücünüze kalmış! Efekt; Korkmaz Çakar

Unutulmaz güzel seslerden dinlenen şarkılar; İnci Çayırlı, Hamiyet Yüceses, Zeki Müren, Müzeyyen Senar...

İnsanların görsel yanı olmayan tahta bir kutuya gözlerini dikip dinlemeleri şimdi tuhaf gelebilir ama radyo, zamanla insanların hayatında farklı yerlere gelerek, değişik anlamlar kazandı.

Bizler çocukluğumuzda düzgün Türkçe konuşan sanatçılar tarafından, (Kerim Afşar, Işık Yenersu, Macide Tanır, Zihni Küçümen, Yıldız Kenter, Şükran Güngör, Yıldırım Önal, Toron Karacaoğlu) eğitildik ve düzgün konuşmayı onlardan öğrendik.

Radyo, müzik eğlence ve haber ihtiyacımızı karşılayan, kültürü arttıran bir okuldu adeta. Misafir odasının baş köşesinde azametle kurulurdu her evde. Bir saygınlığı vardı. Radyoda duyulan her şeye inanırdık.

Kültürümüzde radyo dinlerken edindiğimiz hayal gücümüzün önemi büyüktü. Tiyatroyu bana sevdiren radyodur. Radyodan dinlediğimiz tiyatroları gözümüzde canlandırarak, hayal ederek yüreğimizde yaşadık hep.

Ben yıllarca sevdim radyomu ve hep sadık kaldım. Yetişkin bir genç kızken artık pilli radyolar vardı. Başucumda her gece beni güzel rüyalara uçuran müdavimi olduğum bir programımı anımsıyorum. Gece yarısı başlardı.

Gizemli bir melodiyle başlar ve geceyi bana anlamlı kılan o ses duyulurdu. “gece ve müzik”

Camın önünde bahçedeki isketelerin kanat seslerini dinlerken kitap, gazete ve dergi okumayı çok severdim kış sabahları.

Kesintisiz otuz yıl yayınlanan en güzel çocuk dergisi Doğan Kardeş’ti. Yapı Kredi Bankası’nın kurucusu Kazım Taşkent’in İsviçre’de kayak yaparken ölen oğlu Doğan’ın anısına çıkarılan dergide en çok "Yıldırım Kaptan" ı severdim.

25 kuruşluk Hürriyet gazetesinde her gün mutlaka Fatoş’la Basri’yi, Güngörmüşler’i okurdum.

Resimli romanlar, cep fotoromanlar, annemin Hayat Ansiklopedileri, Tina dergilerindeki Trollerin maceraları, Tentenler…

Yasaklı yayınlar da vardı bizim için tabi. Tom Miks’ler, Teksas’lar, Killing’ler okul zamanı sedirlerin altına saklanırdı… Killing’leri Raşel gizlice alıp istiflerdi. Bizde ondan yalvar yakar alıp okurduk.

Ha bir de Ustura dergisi vardı. Ömer'in babası Nihat amca çok severdi Ustura’yı. Elinde görürdük ama ortalarda göremezdik. Bir gün Ömer seslendi heyecanla. Uzun zamandır iz peşindeydik ve o babasının ustura dergilerini bulmuştu. Ben sofada gözcülük yaptım o dergileri yürüttü babasının çekmecesinden. Alt bahçeye geçtik ve Usturaları döktü çimenlerin üzerine. Ama saltanatımız yarım saat sürdü ve Anna teyzeye yakalandıık. Ömer sıkı bir sopa yedi, bende sokağa çıkmama cezası aldım.

Bu çocukluğuma son mektubum!

Umarım okuyan yaşıtlarıma da güzel anılar anımsattım.

İspirto ocağında pişen yemeklerin kokusunu, tel dolapların dışına konan sinekleri, okullarda içilen Amerikan yardımı iğrenç süt tozlarını, 23 Nisan’larda yağmurdan ıslanınca boyası üzerimize çıkan grapon kağıdı elbiselerimizi, yavrukurtları (şimdi hiç yoklar) uçurtmaları, horoz şekerlerinin macunların tadını, bayram sabahları radyoda çalan klarnetin sesini onlar da duymuşlardır.

Son olarak çocukluğumun gönlünde kalanlar; sahildeki gazinoda Elvis'in Don't Drag That String Around'da dans etmem, Nat King Cole’ün Send From e ile rock-roll yapmam, adada rahmetli İnönü’yü gördükçe elini öpüp kulağından sarkan kablonun ne olduğunu anlayamamam...

Beş yaşında (damdönör olan akrabamız sayesinde)Feriköy’deki Dormen Tiyatrosunda sokak kızı İrma’yı kulisten seyretmem ve Gülriz Sururi’ye hayran olmam, Garbın en büyük aşkı Jane Eyre’yi anlayamadığım için defalarca okumam...

Bahçemizde her daim açan erguvan, sardunya, yasemin, filbahri ( o kadar güzel kokan narin bir çiçeğe neden filbahri demişler hala anlamış değilimdir) hanımelilerin kokularını her saniye doya doya içime sindirmem, ikindi yağmurunda serinleyen taşların üzerine dökülen akşam sefalarının tohumlarını toplamam...

Sokak sokak komşulara aşure dağıtmam, halılar arap sabunu ile yıkanırken üzerinde yalınayak kayarak twist yapmam, üzerine güz ağırlığı çökmüş asma yapraklarını ekşi ekşi çiğnemekten hoşlanmam, bahçedeki tahta masamızda bulgur pilavı yerken mutlaka yanında hoşaf istemem...

19 Mayıs'da, 30 Ağustos'da, 29 Ekim'de Deniz Harp Okulu Bandosu'nun peşine takılıp marşlar söyleyerek tüm adayı dolaşmam...

Saatli maarif takvimi yapraklarını biriktirmem, sabahları ekmeğin üzerine reçelden önce vita yağı sürmem, vişne ağacından düşüp kolumu kırdığımda korkudan saatlerce Ömer'le saklanmam...

Toplumsal hayatın gereklerinden birisi olarak değişik inanç gruplarına mensup insanlarla aynı toplumda büyümenin mutluluğunu yaşamam, Eleni'ye, Raşel'e, Ömer'e hep vefa duymam, Madam Surpik'in yakut küpelerini ve zebercet yüzüğünü hala anımsayabilmem....

Kalanlar işte bunlar...

Dolu dolu ve muhteşem anılar benim için...

Her şey dün gibi aklımda...

Keşke hiç büyümeseydim...

Bitmeseydi o güzel günler...

Keşke hep çocuk kalsaydım...

Ceviz ağacına konan Göknar kargalarına dalıp Gülhane'yi düşünseydim...

"Polisle ceviz ağacının ne işi olur?" diye...

Keşke gaz lambasının ışığında, gecenin bir yarısında Bekçi Asaf amca düdüğünü öttürürken yine anlamaya çalışsaydım çocukluğumun yasaklı Nazım'ını...

Başım köpük köpük bulut, içim dışım deniz,
ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
budak budak, şerham şerham ihtiyar bir ceviz.
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda.
Yapraklarım suda balık gibi kıvıl kıvıl.
Yapraklarım ipek mendil gibi tiril tiril,
koparıver, gözlerinin, gülüm, yaşını sil.
Yapraklarım ellerimdir, tam yüz bin elim var.
Yüz bin elle dokunurum sana, İstanbul'a.
Yapraklarım gözlerimdir, şaşarak bakarım.
Yüz bin gözle seyrederim seni, İstanbul'u.
Yüz bin yürek gibi çarpar,
çarpar yapraklarım.
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda.
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.

Sağlıcakla ve hep mutlu kalın. İçinizdeki çocuğu sakın ama sakın öldürmeyin!

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Okul radyosu vardı o zamanlar. Günde iki kere yayın yapardı saat 11:00 ve 16:00'da. Sabahçı olduğum zamanlar öğleden sonra, öğleci olduğum zamanlar sabahki yayınlarını izlerdim ve arkası yarınlar. Annemle nasıl da merkala beklerdik. Tek radyolu ve tek TV'li günlerimizin tadı hep damağımda, izleri yüreğimde. Sonsuz sevgilerimle...

Özlem Akaydın 
 26.09.2008 20:29
Cevap :
Az olan şeyler özeldi ve kıymeti bilinirdi. Tek radyo zamanlarını hepimiz özlüyoruz. Zaman başka türlü akıyordu o yıllarda. Sevgiler...  26.09.2008 23:44
 

Biraz daha eskiye, çocukluğuma gittiğimde, efekt deyince, Tahsin Temren'i anımsıyorum ben. Korkmaz Çakar ondan sonra geldi. Fatoş'un kalkık bir burnu, incecik beli vardı. Basri'nin çiçekli pijamaları çok komikti. Bir de köpekleri vardı galiba, laflarını dinleyen, onlarla birlikte şaşıran, üzülen... Hürriyet'teydi bu. Cumhuriyet gazetesinde de Tiffany Jones, Profesör Nimbüs vardı. Bir de Burhan Felek ve pazar günlerine özgü Haftanın Şakası yazı dizisi... Vatandaş Ahmet Efendi, Konsolos bey, Rahmi...vb. Bayram sabahları da radyoda tangolar...İyi ki yazılarınıza rastladım. Çok özlemişim o günleri. Sevgiler..

zelinartug 
 25.08.2008 23:27
Cevap :
O günler sadece anı olarak kaldı kim özlemez ki sayın zelinaturgut?  26.08.2008 2:07
 

Ben bu geceyi sizin tüm yazılarınıza ayırdım ve okudukça okudum, nasıl hoşuma gitti anlatamam. Ben de arkası yarınları soluğumu tutarak dinlerdim. O zamanlar anlayamadığım bir şey vardı; "Efekt, Korkmaz, Çakar" üçlüsünün ne anlama geldiğini çözemezdim bir türlü. :)) Demek beni ciddiye alıp anlatan da olmamış, kızdım şimdi işte. Hatırlar mısınız, Basri her gece gizlice mutfağa gider ve kendine dev bir sandviç yapardı ama daha bir ısırık bile alamadan Fatoş'a yakalanırdı. Aynı şeyi defalarca çizdiler, ben de defalarca okudum ama her seferinde güldüm. Şimdi de gülüyorum, sayenizde. Teşekkürler.

Nilgün Akad 
 01.08.2008 23:33
Cevap :
Gözlerinize sağlık Nilgün hanım, bende sizin bütün bloglarınızı Haluk dostum sayesinde okumuş bulunuyorum. İletişim kazalarınız beni bayılttı gülmekten. Bende bir yerlerden tanışıyoruz diyordum. İnanın ben sizden daha beterim. Mizah yeteneğiniz de olağanüstü. Gülmeyi ve gldürmeyi çok severim. Kısmet olup biraraya gelirsek Cem Yılmaz'ı aratmayacağımızdan emin olabilirsiniz. Gözlerinize sağlık, okuduğunuz için. Sevgiyle kalın!  02.08.2008 14:34
 

İyi ki büyüdün ve seni tanıdık... (Gerçi küçükken tanımayı çok isterdim, saçına sakız yapıştırmak büyük bir keyif olabilirdi:-) ) Evet iyi ki büyüdün ve iyi ki buradasın... Sevgilerimle...

Haluk Seki 
 01.08.2008 18:32
Cevap :
Güzel büyüdük değil mi reis? Birçoğu bu kadar mutlu çocukluk yaşamadı. Bende seni çocukken tanımak isterdim. Uçurtmana jilet atmak için, misketlerini kazandığımda "ya ver yaaa! Hile yaptın!" diyerek ağlamanı görmek için... İyi ki sende varsın!  01.08.2008 19:05
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 21
Toplam yorum
: 174
Toplam mesaj
: 48
Ort. okunma sayısı
: 2562
Kayıt tarihi
: 17.06.08
 
 

Hayat benim için herkesin iyi kötü rolünü oynamaya çalıştığı kocaman bir sahne. Ben de bu sa..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster