Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Nisan '19

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
48
 

Çocukluğumda Kalan Ninem

Harman yerine yönelmeden, yıllar önce göçmen babasının yankılanan sesini kulaklarında duydu: “ Cabir’im, seni ninen büyüttü! “ Anasıyla ilgili anısının olmadığına, yalnızlığına öfkelendi. Öküz arabasının yanında kalakaldı; doğrulduğu yere yeniden oturdu. Ninesinin kucağına oturup: “ Nine, anamı anlatsana!” dediğini usul usul, sesizce belleğinden geçirdi. Ninesinin korkusuzluğunu, yıldıran bakışlarını anımsadı. Ama kendisine sıcak, ezilerek baktığını dün gibi gördü. Ninesinin göğsüne yaslanınca kırışık, zayıf ellerini saçlarında gezdirdiğini; durup atan yüreğinin sesini, derin soluklarını duymaya başladı.

Mehri ninenin yaşlanmış yüreği Sanem gelini anlatmaya durunca bir hoş oldu. Kirpikleri gitmiş, kaşları silinmiş gözleri birden coştu. Sezdirmedi Cabir’e bunların hiçbirini. Çok uzaklara baktı. Gözlerinden sızıp ağzına doğru kayan yaşları çitinin ucuyla silip konuşmasına baladı:“Aysız ayazlı bir geceydi. Ananı kan kaybından yitireceğiz korkusuyla kıratların takımları vurulup kızak hazırlandı.” derken o günü bir kez daha yaşamaya hazırlanıyordu. Kına yakılıp ince örgülerine mavi boncukların sıra sıra dizildiği, omuzlarından öne doğru düşen saçlarını arkasına attı. Başının dayanılmaz ağrısına söylendi içten. Erkeklerin bıyıklarından buzların asıldığı, bacaların kürendiği günü yakınına getirdi.

Cabir, Mehri ninenin sönmüş göğsünde anasını çıkarmaya çalıştı yavaş yavaş. Çift at kızağının ivedilikle karanlık, ayazlı gecede nasıl hazırlandığını anlatıyordu : “Ortalık dona çekmiş, tükürsen tükürüğün yere düşmüyor; canlı olan her şey büzüşmüştü. Yorgan döşekle kızak döşendi. İnce eleklerde eleyip tandırda kuruttuğumuz, sıcağında bebeleri sarıp sarmaladığımız ince, kumlu toprak bu kez ananın ayaklarını ısıtıyordu. Toprağın hasından elenip inceltilmiş höllükleri torbacıklar içinde Sanem’in kızağı dolduran döşeğine yerleştirdik. “ dedi, durdu.

Mehri nine kızakta boylu boyuna yatışını görür gibi oldu Sanem gelinin. “Toparlak dolgun dudaklı yüzü allığını giderek kaybediyordu. Gözleri, o baktığında doyumsuzluklar gideren gözleri yalvarır gibiydi. Omuzlarından dökülüp belini geçen örgülü saçları yine öyle canlıydı.” sözlerini sürdürmesine izin vermiyordu yorgun yüreği Mehri ninenin.

Cabir, anasının yüzünü, kızağı dolduran boyunu canlandırdı yüreğinde. Sonra örgülü, canlı saçlarını görmeye çalıştı usuyla. Anlatılan parçalardan anasını çıkarmaya, tümlemeye uğraştı çocuk yüreğiyle.

Mehri nine, gerçeği söyleyip bitirememek kaygısıyla sürdürdü konuşmasını: “ Kıratlar, gecenin karanlığında ‘can kurtarmak’ amacıyla takımlarının vurulduğunu – kuyrukları özensiz, ivedi kıvrılıp bağlanınca – yaşayarak öğrenmişlerdi. Düğünlerimizde enine boyuna süslediğimiz, beyaz gelinliğiyle kızların kurulup oturduğu dilek kızağına koşulmamışlardı bu kez. Kıratlar, boylu boyuna ipeklerle örtünmemişti. Aman dileten soğukta kızağı yorgan döşek serili görünce anlamışlardı ‘can kurtarmak’ göreviyle karşı karşıya olduklarını.” Yine sözünü tamamlayamadan daldı gitti Mehri nine. Çünkü, yıllanmış yüreği dayanamıyordu artık esip savrulmaya.

 

ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 934
Toplam yorum
: 307
Toplam mesaj
: 19
Ort. okunma sayısı
: 623
Kayıt tarihi
: 24.03.12
 
 

Türkay KORKMAZ, umuda yolculuğu ertelemez. Mermeri delenin damlanın sürekliliği olduğunu bilir. Y..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster