Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Şubat '07

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
1053
 

Çocukluğumun sakızları

Çocukluğumun sakızları
 

Küçükken hep eğlencelik bir şeydi bizim için sakız. Bir anaokulu çocuğunun harçlığının yettiği nadir şeylerden biri olduğun için belki. Evet, çok yaşlı değilim, ama ben küçükken şu sakızdan ve simitten daha ucuz olan şekerlemelerden yoktu. Herkes sırasını bilirdi. En ucuz hep gariban sakız olurdu.

Biz de özenle biriktirdiğimiz binlikleri, beş binlikleri avuçlar, bakkala koşardık. paraları önce şıngır mıngır tezgaha döker, bakkal amcaya kocaman gülümser, sonra da sakız rafına koşardık. O zaman sakızlar genelde damla sakızlı olurdu. Zaten az olan şekerli sakızların hepsi, patlatmak içindi. Biz hep o patlatmalık şekerli sakızlardan alırdık. Damla sakızlılar sert, resmi, bir o kadar da acıydı bizim için. Sakızlar ağıza atıldıktan sonra iyice yumuşatılır ve akşama kadar toprakla oynamaktan kararmış küçücük suratlarda pembe balonlar olarak kendini gösterirdi.

Çoğu kez sakızlarımız kum havuzunun içinde kaybolur, yaptığımız kalelerin bir parçası oluverirdi. Kimi zaman ağzımızdan düşüverirdi, ağlardık. En kötüsü de oydu. Sen daha sakızın tadını çıkaramamışken, hararetli konuşman nedeniyle sakız havalanır ve toprağa konar. Çocuk aklına hemen annenin sözleri gelir: "Yerden birşey alıp, ağzına götürme." Ama sakıza da kıyamazsın, en sonunda çaresizlik içinde eve gider ve birkaç binlik daha alırsın. Bir yandan akan burnunu silerken, bir yandan da kahkahlar atarak tekrar bakkala koşarsın.

Bir de ortasında jöle gibi birşey olan sakızlar vardı. Onlar biraz daha pahalıydı. Eğr her para bulduğunda balonlu sakız alıp, paranı bitirmezsen, o ortası jöleli sakızlardan alabilirdin. Onları çiğnemek başlı başına bir törendi. Önce zarar vermeden ağza atılır, sonra yavaşça ısırılırdı. Ağza akan o jölenin her zerresinden zevk alınır, o an için dünyayla ilişki kesilirdi. Onları paylaşmak da zordu tabii. Genel de zula evde saklanır, sokağa çıkmadan önce bu küçük tören yapılır ve dışarı öyle çıkılırdı. Jöleli sakızlar, ortaçağın Duka altını gibi değerliydi bizim için. Ekonomimiz sakız üzerine kuruluydu zaten. "Büyüklerin parası" sakız almaya yarıyordu. Ondan sonra bizim ekonomimizin etki alanı başlıyordu. Naneli, mentollü ve damla sakızlı sakızlar (yeni farkettim hep sakız demişim aslında bunların fabrikasyon olanlarına çiklet deniyordu galiba...) en değersiz olanlardı. Sonra şekerli, aromalı, İngilizlerin asıl "gum" dediği sakızlar, patlatmalık olanlar yani, ve en son ortası jöleli olanlar. Maçlarda baklava alamadığımız için, mahalle maçları hep sakız üzerine olurdu.

Ben ilkokuldayken bir de sporcu kartı modası vardı. Belki de gözümde sakızın değerini düşüren onlar olmuştu. Her kutuda birkaç futbolcu resmi ve dandik bir sakız oluyordu. O sakızlar hem bayat, hem de tatsızdı. Çoğu kez çiğnemeden atılırdı. Bacak kadarken saygıyla çiğnediğimiz, Azteklerin çikolataya davrandıkları gibi davrandığımız, kutsal yiyecek sakız, değersiz, ucuz ve yavan birşeydi artık.
Şimdi yıllar sonra tekrar sakız raflarına döndüm. Tabii bunda sakızın saygınlığını tekrar kazanmaya başlamasının da rolü var. Artık sakızlar ucuz kağıtlara tıkıştırılmıyor. Özenle paketleniyor ve kapaklı karton kutulara konuluyor. Ucuz, hızlı ve sevimsiz (tıpkı hızlı-yiyecekler [bkz:fast-food] gibi...) draje sakızlar da terk edilmeye başlandı. Yeni sakızlar artık şık kutularda. Tıpkı dedelerimizin taşıdığı gümüş sigara tablaları gibi biz de -gümüş olmasa da- sakız kutuları taşıyoruz artık. Ya da en azından ben taşıyorum. Ne bileyim, o tabla gibi ince, dikdörtgen şeklinde kutuyu açıp içinde sıra sıra dizilmiş sakızlardan birini özenle seçmek ve çocukluğumdan hatırladığım o törenle ağzıma atmak keyif veriyor bana. O hoş portakal kokusunu içime çekiyorum ki bana eski güzel günleri hatırlatsın. Yeşil naneyi boğazımda hissediyorum ki, bugünü kaydetsin. Çünkü yıllar sonra yine birgün mentolllü, portakallı ya da naneli sakız çiğnediğimde bugünü hatırlayacağım. Nasıl, zamanda bir durak, her çiğneyişinizde seyahat edebileceğiniz bir atlama noktası değil mi sakızlar? Ve siz, sizin de güzel anılarınız olmuştur mutlaka, sakızlarla...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 12
Toplam yorum
: 8
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 2988
Kayıt tarihi
: 21.02.07
 
 

Dünyanın bir yerinde, sizi tanıyan, takip eden, belki de sizinle aynı duyguları taşıyan insanların o..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster