Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Haziran '12

 
Kategori
Kişisel Gelişim
Okunma Sayısı
121
 

Çocukluk dönemi bittiğinde

Çocukluk dönemi bittiğinde
 

Her geçen gün dünya bizlere daha sert şekilde, ciddi ve inatçı bir biçimde davranıyor. İsteyerek ya da istemeyerek, bir şeyler olmalı ya da zaten oluyor diye hissediyoruz. Dindar olanlar bu durumu daha yüksek bir güce bağlıyorlar; laik olanlar ise suçu doğaya yüklüyorlar. Öyle ya da böyle, dikkatimizi odaklamamız ve harekete geçmemiz için bizi zorlayan güçlü bir baskı altındayız.

Kişisel gelişimimizi en iyi koşula getirmek için öncelikle ne olduğunu fark etmeliyiz ve süreci bir bütün olarak gözlemlemeliyiz. Gelişmeye nasıl devam edeceğimizi her an seçmeliyiz. Bu, doğru ya da yanlış olma meselesi değildir, aksine gelişimimizin doğanın programına uygun olup olmaması meselesidir. Her şey, doğanın bizden ne talep ettiğini anlamamıza, kavramamıza ve bunu kabul etmemize bağlıdır.

Bugün, kendi deneyimlerimiz sayesinde bu sonuca ulaşabiliriz. Bilim adamları, psikologlar ve felsefeciler, kötü ve iyi olmak üzere iki güç tarafından geliştiğimizi bir ağızdan tekrarlıyorlar. İyi, bize iyilik getirir ve kötü, kötülük getirir. Buna dair hiçbir şüphemiz yok, çünkü herkes iyi ve kötüyü değerlendirebilir.

İyi gücün etkisi, özellikle, büyürken sevildiğimiz ve korunduğumuz çocukluk döneminde hissedilir. Doğa, anne ve babalarda, yakın ailede ve hatta uzak çevrelerde bile çocuklara karşı iyi bir yaklaşım ve sevgi ortaya çıkarır. Çocukların yaramazlık yapması veya bir şeyler kırması önemli değildir. Bir yetişkin yaptığında asla affedilmeyecek şeyleri bir çocuk yaptığı zaman, onu affederiz. Herkes çocuğun bir dediğini iki etmez ve çocuk, yetişkinlerin iyi yaklaşımını kullanır.

Çocuk büyür büyümez, bu sevecen ve hoşgörülü yaklaşım birdenbire durur. O andan itibaren, kendisine ve başkalarına bakması gereken biri olur; başkalarına “borçlu” olmaya başlar ve hareketlerinden sorumlu tutulur. Kısacası, sevginin yerini talepler, beklentiler alır. Peki, neden böyle oluyor? Neden doğa, yetişkinlik dönemine karşı bu kadar talepkâr oluyor? Çocukluk dönemindeki gibi sevecen olmayı neden durduruyor?

Bu durumun olumsuzlukla hiçbir ilişkisi olmadığını, aksine bizi büyümeye teşvik etmekle ilgili olduğunu anlamamız şarttır. Eğer doğru şekilde gelişirsek, kötü etkiler hissetmek yerine, iyilik hissederiz. Bu yüzden fark etmeliyiz ki tüm doğa, yaşam ve dünya, bizim dünya ile uyumlu olup olmayışımıza göre bize davranmaktadır. Dünyaya uyumlandığımız zaman, daha önce iyi ve kötü diye düşündüğümüz güçleri yeniden değerlendirmeye başlayabiliriz.

Neden bu olumsuz gücün bizi kendimizi düzeltmeye doğru teşvik ettiğini hissetmiyoruz? Eğer bu güç ile yeniden bağ kurarsak, yaşam bize tekrar, her gün yeni bir şeyler getirmeyi vaat eden çocukluk dönemi gibi görünmeye başlayacaktır. 

Her şey bizim hazırlıklı olmamıza ve eğitimimize bağlıdır. Eğer erken yaşlarımızdan itibaren doğru şekilde yetiştirilseydik, olumlu tepkiler sağlamak üzere çevreyle nasıl doğru şekilde ilişki kuracağımızı öğrenseydik, doğayla, toplumla, aileyle ve kendimizle nasıl doğru şekilde ilişki kuracağımıza dair eğitilseydik, o zaman yaşamlarımız mükemmel şekilde, sorunsuzca devam edebilirdi. Ancak, çocukluk döneminde, yetişkinlik dönemine dair doğru direktifleri almıyoruz.

Doğanın bize sunduğu ipuçlarını fark ederek belli yönler bulabilir miyiz? Bizi çevreleyen her şeye karşı doğru yaklaşımı oluşturabilir miyiz? İnsanlık, acı çekmekten kaçınmanın yolunu bulma derdiyle yüz yüze ve en az miktarda üzüntü yaşamak üzere hayatla nasıl bir ilişki kuracağını keşfetmeye çalışıyor. Şu an bile acı çekmeye devam ediyoruz ve daha da fazla acı çekeceğiz çünkü henüz bu sorunun cevabını bulamadık.

Ne istediğimiz ve gerçekte neye sahip olduğumuz arasında var olan karşıtlık, biz yetişkinleri daha ilerisini araştırmaya iter. Sonuç olarak, tarih boyunca bu soruna çeşitli yaklaşımlar geliştirdik.  Ancak, dürüst ve gerçekçi bir şekilde doğayı, insanlığı ve yaşamı incelememiz gerekmektedir.

Esas olan, bencilliğimiz tarafından ayartılmamak, aksine onun üzerine, mevcut hislerimize, eğilimlerimize ve düşüncelerimize bağlı olmadığımız objektif bir seviyeye çıkmaktır. Kişi, kendi ego prizması olmadan realiteye bakabildiği bir seviyeye çıkarsa, bencilliğin “lenslerini” kaldırabilirse, o zaman realiteyi gerçek anlamıyla algılayabilir. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 78
Toplam yorum
: 22
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 402
Kayıt tarihi
: 01.11.11
 
 

Yaşam yolculuğu hepimizi farklı duraklarda indiriyor. Bu duraklara varmak için çeşitli eğitimler ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster