Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Nisan '14

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
209
 

Çocukluk yıllarım-1962 ve 1979'lı yıllar- 2.Bölüm

Çocukluk yıllarım-1962 ve 1979'lı yıllar- 2.Bölüm
 

2-Bölüm

Üç kardeştik 2 erkek 1 kız kardeş. Hepsi benden 2 ‘şer yaş küçüklerdi. Küçük kardeşim Cahit hep tamir işine meraklı idi. Çok güzel anlaşırdık tabi her kardeş gibi arada bir kıskançlığımız olurdu. Kız kardeşim ev işleri ile uğraşırdıarada sırada bizi yoklar kavga etmemek için araya girerdi Daha sonraları aradan 16 yıl sonra son kardeşim Muharrem doğdu. Uzun zaman çocuğa hasret kalan eve çocuk sesi yeniden girdi.

Nerede kalmıştık. Ayı oynatan amcalar elindeki tefi kendine göre bir ritimle çalarak şarkı söyleyen amcanınarada bir elindeki sopayla ayıya hafifçe dürtmesinden sonra hayvanın tempoya uygun hareketlerle zıplamasısopaya tutunarak iki ayağının üzerinde dikilmesi ve bazen de yere yatarak bayılma numarası yapmasından oluşan ilginç bir gösteriden ibaretti.

En çok tutulan gösteri ise; Kocaoğlan hamamda karılar nasıl bayılır sorusunun ardından ayının bayılma numarası yapmasıydı. Gösteri bitince amca kasketini çıkararaketraflarında halka olan seyircilerden bahşiş toplardı. Parası olan veren verir vermeyende bulgur arpa verirdi.

1980’lerde ayı oynatmak kesinlikle yasaklandı. Hayvanlar toplanarak Uludağ’da oluşturulan ayı yetiştirme ve iyileştirme merkezine götürüldüler. Mahalleye at üstünde çerçi dediğimiz satıcılar gelir alınan giysileri parası ya buğday ekmek kavun karpuz vs. ile ödenir satıcının karnı iyice doyurulur öyle gönderilirdi.

Bir de o zamanlar da Almanya’ya gitme devri başladı. Almanya İstanbul’un Tophane semtinde bir irtibat bürosu kurdu. Almanya’ya gelmek isteyen insanlar bu büroya müracaatta bulunuyor ardından memleketlerine geri dönüp bürodan gelecek “Almanya kâğıdını” bekliyorlardı. Mektubu alan İrtibat Bürosu’na koşuyor ve Almanya’ya gidiş çilesi başlıyordu. Ellerde tahtadan bavullar hasrete alışmamış gözler yürekler çile dolu yollar hasretler….

Aralarında belki de hiç doktora gitmemiş kişilerin de bulunduğu işçiler Alman doktorlar tarafından sıkı bir sağlık kontrolünden geçiriliyordu. İşçiler dişlerine kadar kontrol ediliyorlardı. Sağlam olanlar köylerine kentlerine gidip Almanya’ya gitmek üzere tahta bavullarını hazırlıyor ve 1-2 yıllığına 3-5 kuruş biriktirdikten sonra geri dönme düşüncesiyle uzun bir yolculuğa başlıyorlardı.

 İstanbul’un Sirkeci garı ayrılış günü geldiğinde ana baba günü oluyordu. Kiminin uğurlayanı vardı kiminin yoktu. Kara trene binildiğinde içleri bir hüsran sarıyordu. Yaklaşık 3 gün süren yolculuktan sonra Münih garında yeni bir hayata başlanıyor gardaki camsız odalarda insanlar gidecekleri kentlere göre ayrılıyor ve ellerine tren biletleri ve kumanyaları veriliyordu.

Gittikleri kentlerde çalışacakları firmalarda Türk tercümanlar ve firma yetkilileri tarafından karşılanan işçiler önce “Heim” adı verilen kalacakları yurtlara yerleştiriliyordu. Bunların çoğu 2 4 6 kişinin kalabileceği odalar müşterek tuvalet banyo ve mutfağı olan barakalar bekârların kaldığı yurtlardı.

Türk işçiler aldıkları ücretin büyük bölümünü biriktirmek için her türlü fedakârlığı yapıyorlardı. Yemiyor içmiyor sadece para biriktirip bir müddet sonra ülkelerine dönüp tasarruflarını ev alarak küçük bir dükkân açarak değerlendirmeyi düşünüyorlardı. Bu kısıtlamalar sonunda kendi sağlıklarına mal olsa da...

Eşlerini Almanya’ya getirten Türkler bekâr hayatından kurtuluyordu. Kimi tek odalı bir ev buluyor kimi de aile yurtlarına taşınıyordu. Almanya’daki yabancı işçilerin sayısı 1973 yılına kadar sürekli arttı. İşçi sayısının yanı sıra eş ve çocuklardan oluşan yabancı sayısında da artış oldu. Ülkede 1973 yılında yabancı işçi sayısı 2.6 milyona ulaşırken aileleri ile birlikte yabancı sayısı da 4 milyona yükseldi.

Türk işçilerinin sayısı ise 600 bin aile üyesi ile 900 bine ulaştı. Babam da o zamanlarda Almanya’ya gitti ve babam ile olan hasret dolu günlerim başladı.

Babamı çok severdim sessiz sakin sadece evine bağlı güler yüzlü bir baba idi. Babamın Almanya’ya gidişi mahallemizde ilkti ve daha sonra arkası devam etti ve mahallede hasret günleri başlasa da geçim sıkıntısı biraz değiştirse de ayrılığın zor günleri hasretlik evin direğinin eksik olması çocuklarda laf söz dinlememe agresiflik hallerini başlattı.

Elektriği ilk biz evimize aldık ilk radyoyu biz aldık ve ilk plak bizde vardı. Ajansları-yani haberleri o zamanlar ajans deniliyordu-dinlemek için saat 13.00 de mahalleli radyo başında olur haberleri pür dikkat dinlerdik. Radyoyu kucağımdan indirmezdim. Piyesleri arkası yarın piyeslerini dinlemekten büyük bir haz duyardım. Daha sonra teyp ve pikap sahibi olduk.45’lik plaklar kasetler hayatımın vazgeçilmezleri oldu televizyonlarla beraber.

İlk televizyon bizde olduğunda ilk yıllar çok güzeldi hep birlikte akşamları birkaç saat paket yayınla yerli filmleri izlerdik bazen yayın kesilir yayın kesilince de saatlerce yayının açılmasını beklerdik.

Evimiz her akşama tüm mahalleli ile dolar şenlik havasında televizyondaki filmi izlerdik siyah beyaz. Daha sonra diğer komşularda alınca tüm güzelliklerin komşuluğun muhabbetin paylaşmanın sonu geldi.

 Mehmet Aluç
 Arkası yarın İNŞALLAH

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 959
Toplam yorum
: 158
Toplam mesaj
: 10
Ort. okunma sayısı
: 186
Kayıt tarihi
: 04.06.13
 
 

Ben Mehmet Aluç 1962 Malatya Doğumlu. Ortaokul mezunuyum. Çocukluğumda okuma hevesim Tarkan çizgi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster