Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Ağustos '07

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
712
 

Çocuksun sen

Çocuksun sen
 

Bir yanda dünün düşmelerinden kalan yaralar, diğer yanda umutlar.


Çocukken bahar geldi mi, boyumu aşan otların içinde bir sevinç gelir otururdu içime.Dalardım orman gibi çayır çimenin ortasına. Doğru dürüst göremeden önümü; koşmaya başlardım. Koşuyordum; çünkü o güzellikleri yaşamak , biraz rüzgarı havalandırmakla oluyordu .Rüzgar da koşmadan esmiyordu.

Hiç sendelemeyip düşmeyecekmiş gibi güvenle koşarken, otların rüzgarda ıslık ıslığa sesleri çınlıyordu kulağımda.

Vuuuvvvvv….! Dinmeyen bir tatlı uğultu…

İsmini hâlâ bilmediğim sarı çiceklerin kokusunda şaşkın, kan kızılı gelinciklerin içinde mutlu olduğumu hatırlıyorum. Birşeyi daha anımsıyorum:Kabına sığmaz bir mutlulukla koşarken, apansız çukura takılıp düştüğümü.Onu da unutmuyorum.

Her çocuk gibi habersizce maske giydirmiştim yaşadıklarıma, hayata, o koştuğum çiçekli yollara.O yollar ki taşsız, çukursuz diye kandırmıştım kendimi.

Üzerinden yıllar geçti. Unutmadım sevinci boğazlanmış çocuğun halini. Çok benzer anılar biriktirdim. Topladım hepsini. Azımsanmayacak bir yekun etti.

İşin kötüsü hâlâ düşüyorum. Yoksa, siz de mi...?

Büyümenin ilk sancısı burada başlıyordu değil mi ? Önce çocuk ömrünüze asılı anlamlarınızı yitiriyorsunuz. Şaşkın iyimser bakışlarınız terk ediyor sizi. Başlıyor mutlu koşmaların içinde apansız düşmeler.

Sonra,

"...geç fark ettim taşın sert olduğunu,

su insanı boğar, ateş yakarmış ..." halleri yapışıyor yakanıza .Bitmiyor yanılgılar, peşinizden sökün ediyor. Her yanılgıyla yanıp çıktığınızda, şimdi tam kendime göreyim,piştim derken yeniden düştüğünüz oluyor.

Biri gelip dese ki; uzaklara bakacaksın elbet, ama adımlarının bastığı yeri de göreceksin. Yoksa beklentisiz bir özlemle,önünü görmeden, hevesle yaşamaya başladığında, düşersin koşar adım boşluğa.

Dese ki; hayat karanlıkta bir körebe oyunu. Fena ebeliyor adamı.Güvenle ilerlemek için koşmamak gerek. Ağır adımlarla sindirerek, yalancı rüzgarları doldurmadan kulağa; yavaş yavaş fark etmeli etrafında olan biteni.

Sına(n)malı!

Bir özlenen yaşam var. Bir de yaşanılan diye devam etse. Herkes o özlenen düşün peşinde. Kafamız imgelerle , yanılsamalarla onu büyütür, koşarak düşeriz peşine. Ama yaşadığındır aslolan. Özlenenle yaşanan arasındaki fark bazen hayal kırıklığını oluşturur. Ne kadar susturursanız içinizin haylaz çocuğunu, o kadar az düşersiniz o boşluğa…

Der bunları demesine de. hiç bu martavalları dinleyesiniz yoktur.Zira çıkagelmiştir o düşmelerden uslanmayan çocuk.
Hadi koşalım, ilerleyelim bir aşka, bir kadına , bir adama, yarınlara der.

Hadi koşş..!

Hadi...!

Yeniden koşmak istersiniz.Tecrübe çekmezse kulağını çocuğun. Susturmazsa...!

Bir yanda dünün düşmelerinden kalan yaralar, diğer yanda umutlar.

Ya bu yoldan çıkaran davete kulak tıkar, ya koşarsınız.

Düşmek pahasına!



Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Keşke tüm çocuklar öyle aldırmadan koşabilse...şimdilerde koşacak yerde yok koşmaya engel korkular teretütler var....yüreğine sağlık çok iyi geldi yazın sevgiler:)

eflatun sokak 
 27.03.2010 0:26
Cevap :
Bebek uykularına özenmek, o saf dünya haline, o gözü açık sevimli şaşkınlığa bitivermek...Büyümenin kirliliğinden belki de...Çocuklukta en özlenen şey saflık.Ama işte "bebeklerden katil yapıyor" büyümüş de küçülmüş zihniyetler..Selamlar, sevgiler...  28.03.2010 12:52
 

o günlerin ara sıra tekrarlarını yaşama imkanlarımız olsa :) o zaman dünya daha çekilir olur...kaleminize sağlık.

B Gelincik 
 29.08.2009 20:14
Cevap :
"Ki dünya uğuldayıp duran bir orman değil miydi zaten.Çocuksun sen, her ayrılıkta imlası bozulan" Öyle tabi, ama işte "biz büyüdük ve yaşlandı dünya..." Selam , sevgiyle...  30.08.2009 16:53
 

Ben de boyumu hayli aşkın ekin tarlalarında koşup düştüğümü hatırlıyorum. Yalnız ekinlerin içinde düştüğünde yara almazsın, yere değil ekinlerin üstüne düşüyorsun çünkü. Kısaca; düştüğümde yara almıyordum ama, eve geldiğimde açık olan kol ve bacaklarımın kaşıntısından uyuyamıyordum. Ama gene de ertesi gün her akşamüstü ekin tarlasının içinde saklambaç oynarken bulurduk kendimizi. O coşkunun bir bedeli varsa biz seve seve ödüyorduk. (Briket taşlarının üzerinde yakalamaç oynardık ve illahi o hızlı kaçış esnasında bacağımız iki briket taşının arasına girerdi ve en acılı-kanlı yaraları alırdı dizlerimiz.) Dediğim gibi, yaşamak için geldiysek bu dünyaya, yaşamanın bedelini de ödeyeceğiz elbet o haylaz çocuğun peşine düşerek! Hep çocuk kalmak ve çocukça yaşamak dileklerimle... Sevgiler...

habişş 
 23.08.2007 19:45
Cevap :
Güzel ayrıntılar yakalamışsın.Doğru köy çocukluğu ayrıntıları ayrı bir yazı belki.Ata binmeler, düşmeler :) ot kokusu, çardakta güvercin, serçe sesleri, bir de kış için toplanan otların üstünde yatması çok keyifliydi.Bu anılar anlatılır da böyle sığmaz buralara. Sağol, sevgiler...  23.08.2007 21:07
 

koşmak istiyorum düşmek pahasına ve çocuk kalmak her daim, bir savaşım içindeyim şimdi mantığımla bakalım kim kazanacak, çocuk yanım yoksa koşmaktan vazgeçen yanım mı düşmemek uğruna, güzel bir yazıydı teşekkürler, gaza getirdiniz çocuk yanımı

Ediz Nart 
 18.08.2007 14:20
Cevap :
Bu savaşım bitmez...Bir yanı uçarı koşmak ister insanın diğer yanı ağır oturaklı, eski düşmeleri anımsatır.Oysa yollara düşmek ve koşmak bazen çocuksu bir gözüpeklik gerektirir.Umuttur o çocuğun adı..Bırakmayın elini.Sevgiler, ilginize teşekkürler...  20.08.2007 21:10
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 85
Toplam yorum
: 1392
Toplam mesaj
: 114
Ort. okunma sayısı
: 1588
Kayıt tarihi
: 02.12.06
 
 

..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster