Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Ocak '12

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
1876
 

Çok gezen mi bilir, çok okuyan mı?

Hediyelik eşya dükkanında üç maymun heykeline takıldı gözlerim. Ne kadar mutlular, imreniyorum. Dış dünya, düşünme, dil, algı, bilgi derken bir anda ,kafamın içinde kocaman bir dünya taşıdığımı farkettim. Onca gerekçelendirilmiş, gerekçelendirilmemiş sanı ile kuşatılmak; aslan terbiyecisinin yeteneğine sahip olmayı gerektiriyor kanımca. Kontrolü kaybedersek zarar görüyoruz çünkü. Ya da bilgi; kadehte durduğu gibi durmayan rakı gibi, dozu arttıkça çoğalan bir "normalizasyon" sorununa yol açabiliyor. Elbette Platon'un "yığın"ının, Nietzsche'nin "sürü"sünün normalinden bahsediyorum. Farkındalık düzeyi yüksek olanların, dünyaya yığının penceresinden bakmayacaklarını, bakamayacaklarını söylersek çok da iddialı bir laf etmiş olmayız. Çünkü insan, potansiyel donanımlarıyla doğayı değiştirme ve kontrol etme yeteneğine sahip tek canlı türüdür. Diğer canlılar, doğanın kurallarına tabi olmayı seçmiş olsa da, insanoğlu fazlasını istemiş ve elde etmiştir. Bunu da bilgiyle, bilgiye dayalı praxis ile başarmıştır. Ama aynı zamanda, diğer canlılara öykünerek yaşamaktan da vazgeçmiyoruz. Toplumumuzun yüzde seksen beşi gazete, daha fazlası kitap okumuyor. Kültürümüzde "ya benimsin, ya toprağın" diye bir olgu var. Yani durum budur. Kanımca insan idesini oluşturan ögeler, ağırlıklı olarak statiktir. Yoksa onca emek ve koşturmacadan sonra evlenip hayatlarımız "düzen"e girince, bedenlerimizin evin salonundaki koltukla bütünleşmesini nasıl açıklayacağız?

Kendi türümüze haksızlık yapmayı birakıp bilginin olanaklılığı konusuna gelelim. Bilgi sürecine bakarsak; sanının algılanması, sınanması, yorumlanmasıyla gerekçelendirilmesi basamaklarından bahsedebiliriz. Rasyonalist ya da idealist açıdan baktığımızdan bağımsız olarak, bilgiye ulaşma süreci emek ister. Bilimsel bilginin olanaklılığının zor, değişkenliğinin kolay olduğu da dikkate alındığında, epistemolojinin geleceği hakkında umutsuzluk içinde buluveririz kendimizi. Ama farkındalık boyutumuzu arttırırsak, mutlu olmasak bile, ne kadar mutlu olduğumuzun farkında oluruz. Bu da yabana atılacak bir haz değildir. Burada farkında olmaktan kastım; bilgi olgusuyla ilintili olarak, değiştiremeyeceğimiz kavramların oabileceğidir. Örneğin; yığın bilimsel bilgiye ulaşmak için gayret göstermek yerine, informasyon ile yetinmeyi seçer. Ya da toplumun geneli için doxa'larla hayat daha güzeldir. Felsefi bilgi, bireysel ve toplumsal idealin peşinden koşarken, bu direnç noktalarını yok saymamalıdır. Aksi takdirde ütopyaların arasında solar gider.  

Yukarıdaki açıklamalardan sonra bilimsel bilginin yöntemine dair, diyalektik bir sürecin gerektiği seçeneğine ulaşılabilir. Diyalektik olarak bilginin olanaklılığı, tez veantitez ile ulaşılan sentez ve sentezin tekrar tez halini alarak, sonraki sentez sürecine katılması ile olur. Bu döngü sürer gider. Buradaki antitezin varlığı ise büyük ölçüde, diğer öznelerin bilgisini gerekli kılar. Özneler yoksa diyalektik de genelde olanaksızdır. O halde kaynağı ne olursa olsun (gezme ya da okuma) dağarcığımızdaki bilgiyi, diyalektik bir sürece sokabilirsek, dünyamız daha yaşanabilir bir hale gelecektir. Aksi takdirde epistemopati dediğimiz, dogmatik bilginin esiri olma sorunuyla karşılaşabiliriz. Okuyan bireyi, kitaptan edindiği enformasyonu bilimsel bilgi haline getirmedikçe “bilgili” kabul edemeyiz. Ya da gezme sürecinde yaşananların bilgi dağarcığımızı genişletebilmesi için, eleştirel bir yorumla tecrübe edilmesi, uslamlanması ve gerekçelendirilmesi lazımdır. Bu süreç sonunda edinilen bilgi, entellektüel bir eklenti haline gelebilir. Çok okuyup, hafızamızda kalanları “dikte ettiren” bir lider olabiliriz. Ya da diyar diyar gezerek, insanları başka mekanlarda tecrübe ettiklerimizle şaşırtabiliriz. Tecrübe ve düşüncelerimize değer veren insanların sayısı çok da olabilir. Ama bunların hiçbiri bilge olduğumuzu göstermez. Çünkü bilgelik, sözde ve eylemde tutarlılığı gerektiren ve eğitimle edinilen bir özelliktir. Bu sürecin diyalektik safhası olmazsa, okuyarak ya da gezerek algıladıklarımızın öğrenme ve benimseme süreci tamamlanamaz. O zaman da anlamadan anlatma ayrıksılığına düşebiliriz. Bu haldeki bilgimiz estetik, hatta etik yönüyle bir anlam ifade edebilir; ama ontolojik olarak temelsiz ve gerekçelendirilmediği için epistemolojik olarak eksik kalacaktır. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yaşamın ve doğanın gerçekliğine aykırı hiçbir bilgi gerçek bilgi değildir. Bilginin bilgi olabilmesi için onun her şart ve koşul altında deneysel olarak sorgulanmış olması gerekir. Örneğin kitap okumanın insana nitelik kazandırdığını varsayarız. Bu deneysel olarak doğrulanmış mıdır? Hayır! İstediğiniz kadar gazete kitap okuyun eğer edindiğiniz bilgilerin gerçekliğini sorgulama alışkanlığına ve becerisine sahip değilseniz o bilgi sizen kafanızı karştırmaktan başka bir işe yaramaz. Örneğin cennetin varlığı deneysel olarak doğrulanamıyorsa istediğiniz kadar kutsal kitap okuyun, o bilgi bir varsayım olmaktan ileri gidemez. Deneysel olarak doğrulanamayan bilgiye itibar ediyorsanız bu kişinin şahsi sorunudur. Kısacası gerçeği bilmenin çok okumak veya çok gezmekle bir alakası yoktur. Sevgiler ve selamlar

Matilla 
 06.01.2012 18:39
Cevap :
Pozitivist yaklaşımlar aklımıza daha az iş bırakıyor aslında. Ama sadece materyalist bakarak da ne kadar mutlu olunabilir? Pozitivizmi bırakınca rasyonalist ve sonrasında idealist bir bataklığa gömülür müyüz? Bugün atomaltı taneciklerin ağırlığı ve yönü kestirilemediği, görelilik kuramı diye bir kuramın olduğu ve deney yapanın objektif kalamayacağından dem vurulan bir dünyada yaşıyoruz. Deney bile standart sapmalarıyla insanı "bilinemezcilik" e sürüklüyor sanki. Katkınız için çok teşekkür ederim.  07.01.2012 15:11
 

Değerli Dr.Ugur, "Çok gezen mi, çok okuyan mı bilir?" İfadesinde amaçlanan, tanımlamak-sa; bize bir ressam, kavramak-sa; bize kafasındaki gözünün yanında akıl gözü de fonksiyonel bir insan gerekecektir. "Bilmek" fiiline örnek; 'sigara zararlıdır.' Bu çoğunluk tarafından onaylanmakta, "Kavramak" Fiiline örnekte; 'Zararlıdır, öldürür! Bu nedenle uzak duruyorum.' anlayışı ile uygulanmaktadır. İnsan yapısı itibariyle (aklı dahil) kusursuz, işletim sistemi (yüklenen bilgiler) ile basit bir varlıktır. Mayasında, sevgi olmayan bu canlı varlığın, bir "insan" olarak anlamını bulması biraz şansa kalmaktadır. Üçtebir; aile-çevre-öğrenimi, ölçülerinde karakterize olan insan, sevgi ile mayalanırsa, olması düşünülen formata ancak kavuşmaktadır. Toparlanırsa; "ruh ve beden" ikilisi insanı hareketlendirmekte, (Anne-aile-çevreden alabildiği)sevgi-kabul görme ölçüsünde de, gezdiği-okudukları ile daha nitelikli hale gelmektedir. Sağlıcakla kalınız.

Canmehmet 
 05.01.2012 16:06
Cevap :
Değerli katkınız için teşekkür ederim.Tanımlamak ya da kavramak ta bilme eyleminin safhaları olduğu için, iki ayrıntıyı da önemsiyorum. Habermas'ın toplumsal uylaşımnda olduğu gibi toplumun geneli tarafından doğru ya da geçerli kabul edilmesi, o kavramın gerçeklikle uyuştuğunu gösteremeyebilir. Saygılarımla.  07.01.2012 15:00
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 68
Toplam yorum
: 164
Toplam mesaj
: 12
Ort. okunma sayısı
: 642
Kayıt tarihi
: 17.11.08
 
 

1964 İstanbul doğumluyum. Bekarım. Çocuk hastalıkları uzmanıyım. Halkla İlişkiler ön lisans ve İk..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster